İlk Dönem Hikayeleri
1이제 그대로, insanın günah lekesi varsa, cehenneme mi gider, cennete mi gider?이제 그대로 사람이 죄의 때가 있으면 지옥 가, 천당 가?
2Cehenneme gider, değil mi?지옥 가죠?
3Üzüm ağacının kabuğunu erken ilkbaharda iyi soyarsanız, bol meyve verirken üzüm ağacı gür bir şekilde iyi yayılır ve çok iyi gelişir.포도나무 껍데기를 이른 봄에 잘 벗기면 열매가 많이 달리면서 포도나무가 무성하게 잘 뻗어나가고 아주 잘 돼요.
4Bu yüzden, o kabukları soyarken ne düşündü derseniz, hemen, insanın da günah kabuğunu soyarak böylece üzüm ağacı gibi meyve vereceği ve üzüm ağacı gibi kurtuluş bulacağıdır. 이 사람 üzüm yetiştirirken üzüm ağacının kabuklarını soyarken böyle düşündü ve üzüm ağacının meyve vermeyen dallarını keserken böyle düşündü.그래서 그 껍데기를 벗기면서 뭘 생각을 했냐 하면 바로, 사람도 죄의 껍데기를 벗어야 이와 같이 포도나무처럼 열매도 맺고 포도나무처럼 구원을 얻는다 하는 것을 이 사람은 포도나무 재배 때에 포도나무 껍데기를 벗기면서 그런 생각을 했고, 포도나무 열매 안 맺는 가지를 자르면서 그런 생각을 했어요.
5Bu yüzden, 이 사람 şimdi o üzüm ağacının o dallarını kesip ve o üzümleri tamamen topladıktan sonra, 이제 그대로, sonbaharda üzüm ağacının iki tarafına çukurlar kazıp oraya tavuk gübresi alıp getirip, tavuk gübresini kamyona yükleyip sepetli bir 지게'ye tavuk gübresini yüklenip götürüp tek tek dökmüştü.그런고로 이 사람이 이제 그 포도나무 그 가지를 자르고, 그리고 그 포도를 다 딴 다음에는, 이제 그대로, 가을에 포도나무 양쪽 구덩이를 파 가지고 거기다가 닭똥을 사다가 닭똥을 트럭에다 실어다가는 바수쿠리가 달린 지게에다가 닭똥을 짊어지고 가서 하나하나 부어줬던 거예요.
6O tavuk gübresini dökmenin anlamı şudur ki, hemen tavuk gübresi dökülürse, üzüm iyi olur mu, olmaz mı?그 닭똥을 부어 준다는 것은 바로 닭똥을 부어 주면, 포도가 잘 돼, 안 돼?
7Üzüm iyi olurken, üzüm tatlı olur, değil mi?포도가 잘 되면서 포도가 달죠?
8Eskiden 밀실'deki üzümler iri ve çok tatlı olduğu için çok popülerdi.옛날에 밀실의 포도는 굵고 아주 그 달고 그래서 아주 인기였었던 거예요.
9Bu yüzden, 이 사람 üzüm ağacından üzüm toplayıp 15 궤짝, 16 궤짝 kadar arabaya yükleyip onu çekip götürüp, doğrudan 소사깡'a gidip, şapkasını iyice indirip gidip o üzümleri satardı.그래서 이 사람이 포도나무 포도를 따 가지고 15 궤짝, 16 궤짝씩 구루마에 싣고 그걸 끌고 가서, 직접 소사 깡에 가서, 모자를 쑤욱 내려쓰고 가서, 그 포도를 팔곤 했어요.
10Satıp, o satış parasını alıp 해와이긴자'ya götürüp veren bir hayat sürüyordu.팔아 가지고, 그 판돈을 갖다가 해와이긴자에게 갖다 주고 하는 생활을 했던 것이올시다.
11이 사람 o 깡 (pazar)a gidip o üzüm ağacından üzüm toplayıp üzüm satarken kimleri mi gördü derseniz, hemen o, adını unuttum.이 사람이 그 깡(시장)에 가서 그 포도나무에서 포도를 따 가지고 포도를 팔 때에 누구누구 만났냐 하면 바로 그, 이름을 잊어 버렸네.
12김충일 miydi? Ha? 김충렬? 김광식 diyakozunun oğlu, değil mi?김충일이던가? 어? 김충렬? 김광식 집사의 아들이지?
13Bu yüzden, buluşup ben "Hey! Burada beni gördüğünü söyleme." diye rica ettim.그래서 만나가지고 내가 "야! 여기서 나 만났다는 소리 하지 말어." 그런 부탁을 했어요.
14"Beni gördüğünü söyleme, asla bahsetme" diye rica ettim."만났다는 소리하지 말고, 절대 얘기 하면 안 돼", 부탁했어요.
15O zamanlar o 김충렬'u da gördüm ve 유점분'un babasını da gördüm.그 당시에 그 김충렬이도 만나고, 유점분의 아버지도 만났어요.
16유점분'un babası o zamanlar genç turp getirip o genç turpu satmak için gelmişti; ben üzüm satmak için gelmiştim, 유점분'un babası ise genç turp yükleyip gelip satmıştı.유점분의 아버지가 그 당시에 열무를 가지고 나와서 그 열무를 갖다 팔기 위해서 나왔던 고로, 나는 포도를 팔기 위해서 나왔는데, 유점분 아버지는 열무를 싣고 나와서 팔았던 거예요.
17O 유점분'un babasını nasıl mı tanıyorum derseniz, 이 사람 전도 yaparken, başlangıçta oraya buraya 전도 yapmaya gitmişti, değil mi?그 유점분 아버지를 어떻게 아느냐 하면, 이 사람이 전도를 다니다가, 초창기에는 여기저기 전도를 다녔죠?
18Bu yüzden, eskiden 조두희 amcaya 전도 yapmaya gidince, 이제 그대로, o 유점분'un babasını da 이 사람 iyi tanır. O zamanlar selamlaşmışlardı da.그래서 옛날에 조두희 아저씨 전도를 하러 갔다가, 이제 그대로, 그 유점분 아버지도 이 사람은 잘 아는 것이올시다. 당시에 인사도 하고 그랬어요.
19Ama 이 사람 sadece görmüştü, 유점분'un babası beni görmemişti.그런데 이 사람만 봤지, 유점분 아버지는 나를 못 봤어요.
20이 사람 şapkasını iyice çektiği için bilir mi, bilmez mi? Bilmez, değil mi?이 사람이 모자를 푹 뒤집어썼으니까 알까, 모를까? 모르죠?
21이제 그대로, 이 사람 o başlangıç döneminde sizlere gelip böylece ibadet yönetip, akşamları eve gidip odun keserken, yine akşamları eve gidip üzüm ağaçlarına tavuk gübresi verirken, sabahları üzüm yükleyip gelip üzüm satarken, 이 사람, 이제 그대로, ibadet yöneten bir kişinin böyle bir hayat süreceğini rüyanızda bile düşünemezdiniz, değil mi?이제 그대로 이 사람이 그 초창기에 여러분들에게 나와서 이와 같이 예배 인도를 하고 저녁에 들어가서는 나무를 하는가 하면, 또 저녁에 들어가서는 포도나무에 닭똥을 주는가 하면, 새벽이면 포도를 싣고 나와서 포도를 팔기도 하고, 이 사람이, 이제 그대로, 예배 인도하는 사람이 그런 생활을 할 줄이야 꿈에도 생각을 못했죠?
22Bu yüzden, üç yıl boyunca 이 사람'ın peşini takip eden dedektifler olduğunu söylemişti, değil mi?그런고로, 3년 동안 이 사람 뒤를 밟았던 형사들이 있었다고 했죠?
23O dedektifler daha sonra üç yıl sonra yol ortasında derin bir saygı duruşuyla yeni yıl selamı verdiğini söylemişti, değil mi?그 형사들이 나중에 3년 후에는 길바닥에서 큰절로 세뱃 절을 했다고 그랬죠?
24Yeni yıl selamı verirken "Aman Tanrım, bu dünyada böyle harika bir öğretmen de mi varmış!" dediler.세뱃 절을 하면서 "세상에, 이 세상에 이렇게 훌륭한 선생님도 있습니까!"
25"Gerçekten de bu dünyadaki din liderlerinin hepsi takım elbise giyip iş yapmadan özel arabalarıyla gezdiklerini sanmıştık, aman Tanrım, böyle ağır işler yaparken sayısız insana gidip lütuf bahşedip geldikten sonra yine ağır işler yaptığını görünce, vay be!""참말로 이 세상의 종교 지도자들은 다 신사 양복을 입고 일은 안 하면서 자가용이나 타고 다니는 줄 알았더니, 세상에 이렇게 중노동을 하면서 수많은 사람들한테 가서 은혜를 부어주고 와서는 또 중노동을 하는 걸 보니, 야!"
26이제 그대로, o zamanlar 전도관'ın yöneticileri, yani 이 사람'ın kötü işler yaptığını söyleyerek polise 이 사람'ı şikayet edip dilekçe vermişlerdi, değil mi?이제 그대로, 그 당시에 전도관의 관장들이, 말하자면 이 사람이 못된 짓을 한다고, 경찰에 이 사람을 고발하고 진정서를 내고 그랬던 거죠?
27Bu yüzden dedektifler peşini takip etti; o zamanlar 이 사람'ın konaklama yeri 소사동'da 소사 eviydi ve o evin karşısındaki evde bir dedektif oda tutmuştu.그래서 형사들이 뒤를 밟고, 그 당시에 이 사람의 숙소가 소사동에 소사 집이 있었는데, 그 앞집에 형사가 방을 얻어 가지고 있었어요.
28Ama sadece pencereyi açsa, benim hareket ettiğim her şeyi gözetleyen bir evdi.그런데 창문만 열면 내가 움직이는 모든 행동을 들여다보는 그런 집이에요.
29Dedektif o evde kalırken 이 사람'ın hareketlerini gözetleyince, 이 사람'ın yaşadığı evde 이 사람 tek başına yaşıyordu, kimse girip çıkan yoktu.형사가 그 집에 있으면서 이 사람 행동하는 걸 들여다보니, 이 사람이 살고 있는 집에 이 사람 혼자만 살고 있지 아무도 들락거리는 사람이 없어요.
30Kimse girip çıkan olmadığı için, bu kişi, 이제 그대로, sabah dışarı çıktığında bir 밀실'den bir kadın gelip temizliği yapıp erkenden 밀실'e gittiği için, sonra akşam olunca bu kişi tekrar o konaklama yerine girdiği için, bir kusur veya leke bulabilir misiniz, bulamaz mısınız?아무도 들랑거리는 사람이 없고, 이 사람이, 이제 그대로, 아침에 나가면 어떤 밀실의 여자분이 와서 청소를 해 주고는 일찍이 밀실로 가버리니까, 그다음에 저녁이면 또 이 사람이 그 숙소로 들어가니까, 흠과 티를 잡을 수가 있어, 없어?
31Kusur veya leke bulamazsınız, değil mi?흠과 티를 잡을 수 없죠?
32Böylece 3 yıl sonra nihayet o iki dedektif teslim oldu, değil mi?그래서 3년 만에 비로소 그 형사 둘이 항복을 했어, 안 했어?
33Teslim oldular.항복을 했어요.
34O zamanlar Bucheon Polis Karakolu'nun şefi Choi adında biri vardı.그래서 그 당시에 부천 경찰서 서장 최 씨라고 있었어요.
35Şef Choi denilen kişi, şu anki Jeil Hastanesi'nin müdürü Presbiteryen kilisesine gidiyor, Presbiteryen kilisesine giden o ihtiyara şöyle dedi:최 서장이라고 하는 사람이 현재 제일 병원 원장이 장로교를 나가는데, 장로교 나가는 장로한테 그 사람한테 하는 말이
36"Hey, Presbiteryen gibi önemsiz bir kiliseye gitme, gerçek bir kiliseye git.""여보, 장로교 그런 시시한 교회를 가지 말고 진짜 교회를 나가시오."
37"Gerçek bir kilise nerede var?" diye sorunca,"진짜 교회가 어디 있습니까?" 그러니까
38"영생교 하나님의 성회 승리제단 diye bir yer var, Yeokgok'a gidersen orada, o tarikat lideri denilen kişi gerçekten harika bir insanmış.""영생교 하나님의 성회 승리제단이라고 있는데, 역곡에 가면 거기에, 그 교주라고 하는 사람은 참말로 훌륭한 사람입디다."
39O polis şefi gelip görmeden 전도 ettiğinde, astı gördüklerini doğru bir şekilde rapor ettiği için, o polis şefi de etkilendi mi, etkilenmedi mi?그 경찰서 서장이 나와 보지도 않고 전도 할 때에는, 자기 부하가 사실대로 본 것을 보고를 했기 때문에 그 경찰 서장도 감동이 됐을까, 감동이 안 됐을까?
40Etkilendi, değil mi?감동이 된 거죠?
41Etkilenerek o zamanlar polis şefi sağa sola 전도 etti ve o polis şefinin 전도 ettiği kişiler de geldi, değil mi?감동이 돼 가지고 그 당시에 경찰 서장이 이 사람 저 사람한테 전도를 해서 그 경찰 서장이 전도한 사람이 나오기도 했죠?
42Yani bugün sizler, 이제 그대로, bu 승리제단'ın İş'i gerçekten de çok inişli çıkışlı oldu, değil mi?그러니깐 바로 여러분들이 오늘날, 이제 그대로, 이 승리제단의 역사야말로 우여곡절이 많았던 거죠?
43İlk zamanlarda, yaklaşık 20 pyeong büyüklüğündeki iki katlı bir 제단'da ilk kez ibadet edildiğinde, 전도관 yöneticileri sarhoş olup on beş kadar kişi, bir polis komiserini öne sürerek içeri dalmışlardı, değil mi?초창기에는 약 20평가량 되는 2층 제단에서 처음에 예배를 볼 때에, 전도관 관장들이 술이 만취가 돼 가지고 한 열댓 명이 경찰 경위 한 사람을 앞세워 가지고 쳐들어왔던 거죠?
44İçeri daldılar ve o komiser içeri girip bu kişiye türlü sorular sordu.쳐들어와서 그 경위가 들어와서 이 사람한테 이런저런 말을 질문을 하는 거예요.
45"Burası ne yeri?""여기가 뭐 하는 곳입니까?"
46"Ah, bakınca anlamıyor musunuz? Burada ibadet ediyoruz, Güney Kore vatandaşları inanç özgürlüğü içinde toplanıp ibadet ediyorlar. Neden geldiniz?""아 보면 모릅니까, 여기서 예배를 보고, 신앙의 자유 속에서 대한민국 국민들이 모여서 예배를 보고 있습니다. 왜 오셨습니까?"
47"Böyle dini bir toplantıyı engellerseniz, dini toplantıyı engelleme suçu işlediğiniz için hapse girmeniz gerektiğini biliyor musunuz, bilmiyor musunuz?" deyince,"이렇게 종교 집회를 방해하면 종교 집회 방해죄가 되기 때문에 형무소 가야 한다는 것을 아십니까, 모르십니까?" 하니까
48"Hayır, ben hiçbir şey yapmadım... Bu kişiler gelmemi söylediği için geldim.""아니요, 나는 아무런 ...., 이 사람들이 가자고 해서 왔습니다."
49O zamanlar o komiserin yüzü bembeyaz olmuştu, bu kişinin hiçbir şey bilmeyen biri olduğunu sanıp gelince başı belaya girmişti, değil mi?그 당시에 그 경위가 사색이 돼 가지고, 이 사람이 아무것도 모르는 사람인 줄 알고 왔다가는 혼이 난 사실이 있었죠?
50"Dini toplantıyı engelleme suçundan yarın savcılığa şikayette bulunursam, sen polis komiseri olsan bile hapse girmek zorunda kalırsın. Öyle mi yapayım?""종교 집회 방해죄로 내가 내일 검찰청에 고소하게 되면, 당신이 경찰관 경위라 할지라도 형무소 가야 돼. 그렇게 해 줄까?"
51O komisere karşı çıktım.나 반발 했어요, 그 경위한테.
52Bunun üzerine "Hayır, ben engellemedim, bu kişiler gelmemi söylediği için geldim" dedi.그러니까 "아니요, 나는 방해한 게 아니고, 이 사람들이 가자고 해서 왔습니다."
53"Hey, sizler! Burası dini toplantı yeri, neden beni getirdiniz? Gidin, hey!""아이 여보 당신네들, 여기 종교 집회하는 곳인데 왜 날 가자고 했어. 가 여보!"
54O zamanlar böyle deyip hepsini götürdü, değil mi?그 당시에 그러고 다 데리고 갔죠?
55Sarhoş olup olay çıkarmaya gelmişlerdi ama bu yanlış giderse hapse girecekleri için büyük bir sorun oldu, değil mi?술이 만취가 돼 가지고 땡깡 부리러 왔는데, 이건 잘못하다가는 형무소 가게 생겼으니까, 큰일 났죠?
56Böylece o zamanlar kuyruklarını kıstırıp kaçtıkları bir gerçek vardı, değil mi?그래서 그 당시에 아주 그냥 꽁무니가 빠지라고 줄행랑을 논 사실이 있었죠?
57Bu yüzden, 이제 그대로, o zamanlar Yeokgok'taki 승리제단'ımızda ilk kez ibadet edildiğinde, o zamanlar 50, 60, 70 kişi toplanırken, o zaman, 이제 그대로, 전도관 yöneticileri bir polis komiserini de yanlarına alıp sarhoş bir şekilde gelip... Bu neredeyse olacaktı, değil mi? Neredeyse olacaktı, değil mi?그런고로, 이제 그대로, 당시 처음에 역곡 우리 승리제단, 처음으로 예배를 볼 때에, 그 당시에 50명, 60명, 70명 이렇게 모일 때인데, 그때에, 이제 그대로, 그 경찰관 경위 한 사람을 데리고 전도관 관장들이 술이 만취가 돼 가지고 와서 ... 이게 될 뻔한 노릇이야, 이게 될 뻔한 노릇이 아니야?
58Öyle olmamalıydı, değil mi? Öyle mi, değil mi?그래서는 안 되는 거죠? 그래요, 안 그래요?
59Yani o zamanlar 전도관'da toplanan insanlar daha sıkı kenetlendi ve inançları daha mı güçlendi, yoksa daha mı zayıfladı?그러니까 그 당시에 전도관에서 모였던 사람들이 더 똘똘 뭉치고, 더 신앙이 강해졌을까, 더 약해졌을까?
60Daha da güçlendi, değil mi?더 강해졌던 거죠?
61Gerçekten de türlü olaylar yaşandı.참 여러 가지 일이 있었던 거예요.
62İlk zamanlarda ne oldu biliyor musunuz, "조희성'u öldürene 500 milyon won verileceği" şeklinde bir ödül bile konulmuştu.초창기에는 어떤 일이 있었냐 하면, "조희성이를 죽이면 돈 5억을 주겠다." 하고 현상금까지 붙었어요.
63Bu kişiyi öldürmek için, bu görevi üstlenen kişi, tam da o Bucheon Nambu İstasyonu'nun bodrum katında iş yapan bir 신앙촌 genciydi ve o kişi "Bu kişiyi öldürürsen 500 milyon alırsın" diye bir söylenti yaydı.그래서 이 사람을 죽이기 위하여, 그 책임을 맡은 사람이 누구냐 하면 바로 저 부천 남부역 지하실에서 장사하는 신앙촌 청년인데, 그 사람이 "이 사람을 죽이면 5억을 받는다"라고 하고 소문을 퍼트린 거예요.
64Yani Sosa'daki gangsterlere de söylediği için, bu kişi 밀실'e girdiğinde, başlangıçta bu kişi Sosa'da uyumayıp 밀실'in içinde uyumuştu.그러니깐 소사에 있는 깡패들한테도 얘기했으니까, 이 사람이 밀실로 들어갈 때에, 처음엔 이 사람이 소사에서 안 자고 밀실 안에서 잤던 거죠.
65Bu kişi 밀실'e girmeye çalışırken, o 밀실'in girişinden taşlar uçuşuyordu. Taşlar.그래서 이 사람이 밀실로 들어가려고 할 때에 그 밀실 들어가는 입구에서 막 돌이 날라 와요. 돌이.
66Yumruk büyüklüğünde taşlar uçuşuyordu, bu kişi o taşlara isabet etti mi?막 주먹 같은 돌이 날라 오는데, 그 돌에 이 사람이 맞을까?
67İsabet etmediği için şimdi böyle yaşıyor, değil mi?안 맞았으니까 지금 이렇게 살아 있죠?
68Bu kişiyi öldürmek için her gün türlü yollar denediler ama bu gerçeği 해와이긴자'ya anlatırsan, 'zayıf bir 마귀'ye yenilmiş olursun ve 'zayıf 마귀' demek korkmuş olmak demektir. Bu demek.막 이 사람을 죽이려고 갖은 모양으로 매일 같이 그랬지마는, 이 사실을 해와이긴자한테 얘기하면 '약한 마귀'한테 졌다가 되고, '약한 마귀'라는 건 겁이 났다. 이 소리야.
69Yani böyle şeyler yaşasanız bile korkmamalısınız.그러니까 그런 일을 당해도 겁을 내면 안 되는 거예요.
70Korkarsanız zayıf bir 마귀'ye yenilmiş olursunuz ve bu artık bir 죽을 죄 işlemiş olmak demektir. Anladınız mı?겁내면 약한 마귀한테 졌다가 돼서, 이제 그것은 죽을죄를 진 거예요. 아시겠어요?
71Yani taşlar uçuşsa bile, bir hafta boyunca taşlar öyle uçuşsa bile bu kişi konuşmadan...그러니까 돌이 막 날아와도, 일주일째 돌이 그렇게 날아와도 이 사람은 말을 하지 않고 ...
72마귀'ler bu kişiyi öldürmeye çalışıyordu, değil mi?마귀들이 이 사람을 죽이려고 했던 거죠?
73Ancak hiç korkmadan, her akşam bu kişinin arabasını takip eden, o zamanlar bir şoför araba kullanıyordu, o şoföre sorun. İlk gelenler.그러나 조금도 겁을 내지 아니하고 저녁만 되면 이 사람 차를, 뒤를 밟는, 그 당시에 한 기사가 운전을 했는데, 한 기사한테 물어 보세요. 처음 나온 사람들.
74O şoför, bu kişinin bindiği arabayı sürerken Sosa sokaklarında bu sokağa girip o sokağa çıktı, arkasından gelen arabayı atlatmak için bu sokağa girip o sokağa çıktı.그 한 기사가 바로 이 사람 탄 차를 몰고 가다가 소사 골목 이 골목으로 갔다가 저 골목으로 갔다가, 그 뒤를 따르는 그 차를 떼어 놓기 위해서 이 골목으로 갔다가 저 골목으로 갔다가 했던 겁니다.
75Sonra aniden "Burada dur" dedi.그러다가 별안간 "여기다 세워라"
76"Ben burada ineceğim, sen yavaşça arabayı sürüp git!" deyip, yolda arabadan inip koşmaya başladı."내가 여기서 내릴 테니까, 너는 슬슬 차를 몰고서 나가!" 해 놓고, 중간에 차에서 내려서 막 달음박질하는 겁니다.
77İlk zamanlarda her türlü şeyi yaptılar. Anladınız mı?초창기엔 별의별 짓을 다 했어요. 아시겠어요?
78O 마귀 dünyası altüst olunca, 마귀 dünyası mahvolunca, 마귀 sessiz mi kaldı, yoksa çıldırdı mı?그 마귀 세상이 뒤집어지고, 마귀 세상이 망하니까, 마귀가 가만히 있었을까, 마귀가 발광을 했을까?
79Çıldırmış olmalı, değil mi?발광을 했겠죠?
80İşte bu yüzden bugün 백만제단 kuruldu. Böyle bir ortamda. Anladınız mı?그래서 오늘날 이루어진 백만제단이예요. 그런 가운데서. 아시겠어요?
81Yani tam da bu tür ölümcül tehlikeleri aşa aşa kurulduğu için, gerçekten de bu 백만제단 çok büyük emeklerle ortaya çıkmış bir şeydir ve bu 백만제단 gümüş, altın ve mücevherlerden bile daha değerli bir 제단'dır, değil mi? Öyle mi, değil mi?그러니깐 바로 그러한 죽음의 사경을 넘고 넘어서 이루어진 고로, 참말로 이 백만제단이라는 것은 굉장히 공이 들어간 것이고, 이 백만제단은 은금보화 보다도 더 귀한 제단이죠? 그래요, 안 그래요?