Çin Komünist Partisi Kaynak Geliştirme Hakkı Sözleşmesi
1이제 그대로, bu kişi Allah'ın yönlendirmesiyle 밀실'e gitmeden önce, 서울 남대문'un yanındaki 영화빌딩'de 공유물산 주식회사 adında bir ticaret şirketi kurmuştu, değil mi?이제 그대로, 이 사람이 밀실에 하나님의 이끄심을 받아 가기 전에는 서울 남대문 옆에 영화빌딩에다가 공유물산 주식회사라고, 무역회사를 차리고 있었다고 그랬죠?
2O ticaret şirketini kurmuş olduğu zamanlarda, Çin Halk Cumhuriyeti'nde Deng Xiaoping'in arkadaşı olan bir bakanın öz oğlunu Hong Kong vatandaşı yaparak o kişiyi Kore'ye gönderip, bu kişiyle tanışarak Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki hammadde geliştirme hakları sözleşmesini yapmıştı.그 무역회사를 차리고 있었을 때에 중공에 등소평의 친구 되는 장관의 친아들을 홍콩 시민으로 귀화시켜서 그 사람을 한국으로 보내가지고, 이 사람을 만나서 중공에 있는 원자재 개발권 계약을 하게 되었던 겁니다.
3Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki ham petrolü, keresteyi ve kömürü geliştirme sözleşmesini başka biriyle değil de bu kişiyle yapmış olmasının nedeni şuydu:중공에 있는 원유도 개발하고 원목도 개발하고 석탄도 개발하는 계약을 다른 사람하고 안 하고 이 사람하고 했던 것은 바로
4O kişi frenoloji eğitimi almış birisi olduğu için, bu kişi bir kafede otururken, "Şuradaki kişiyi görmek ve selamlaşmak istiyorum" dediği için...그 사람은 골상학을 공부한 사람인고로, 이 사람이 다방에 앉아 있는데 "저기 저 사람을 좀 보고 인사 좀 하고 싶다"라고 그래서
5Benim oturduğum yere, Çin Halk Cumhuriyeti'nden gelip Hong Kong vatandaşı olmuş o kişi geldi ve o kişi Çince konuşamadığı için bir tercüman getirerek bu kişiye şunları söyledi:내가 앉은 자리에 중공 사람이 홍콩 시민으로 귀화한 사람인데, 그 사람이 찾아와서, 그 사람은 중국말을 못 하니까 통역하는 사람을 데리고 와서 이 사람한테 하는 말이
6"Siz böyle bir işi yapacak kişisiniz." dedi."당신이 이러한 사업을 할 사람이외다." 그래요.
7"Neden öyle diyorsunuz? Benim param yok ve bir holding patronu değilim, nasıl böyle devasa bir işi bu kişiye emanet etmek istiyorsunuz?" deyince,"어째서 그러냐, 나는 돈도 없고 재벌이 아닌 사람인데, 어떻게 엄청난 사업을 이 사람한테 맡기려고 하느냐." 그러니까
8"Sizden başka yapacak kimse yok.""당신밖에는 할 사람이 없소이다."
9"Ben Hyundai'nin Başkan Jung'uyla da, Daewoo'nun 김우중'uyla da görüştüm, hepsiyle görüştüm ama o kişiler bu işin sahibi değil, siz bu işin sahibisiniz.""내가 현대의 정 회장도 만나고, 대우의 김우중이도 만나고 다 만났지만, 그 사람들은 임자가 아니고 당신이 임자외다."
10"Neden öyle?" diye sorunca,"어째서 그러냐?" 하니까
11"Yüzünüze baktığımda, sizde bir imparator yüzü görüyorum.""당신 얼굴을 딱 보니까, 당신은 제왕 상을 가지고 있어"
12Yüzüne baktığında, kafatası yapısının bir imparator yüzü taşıdığı için,얼굴을 보니까, 골상이 제왕 상을 가지고 있는 고로
13"Siz olmazsanız böyle devasa bir iş yapılamaz.""당신이 아니면 이러한 엄청난 사업을 할 수가 없소."
14"Eğer siz sadece bu sözleşmeyi yaparsanız, parası çok olan holding patronları peşinizden koşarak 'birlikte yapalım' diyeceklerdir.""만약에 이것을 당신이 계약만 한다면, 돈 많은 재벌들이 당신 꽁무니를 따라다니면서 같이하자고 할 겁니다."
15İstedikleri kadar para verecekleri için, birlikte yapalım diyecekleri için, sizin başrol olup bu işi yapmanız gerektiğini söyledi.돈을 얼마든지 대줄 테니까, 같이 하자고 할 테니까, 당신이 주인공이 되어서 이 사업을 해야 된다는 거예요.
16Bu yüzden bu kişiyle doğrudan sözleşme yaptı.그래서 이 사람하고 직접 계약을 했어요.
17O zaman doğrudan o sözleşmeyi yaptığında, o asıl sözleşme miydi, ön sözleşme miydi?그 당시에 직접 그 계약을 했을 때, 그게 본계약이었다고 그랬어요, 가계약이었다고 그랬어요?
18Ön sözleşmeydi, değil mi?가계약이었다고 그랬죠?
19O ön sözleşme bile, ön sözleşme de yine asıl sözleşmeyle aynı şeydir, aynı şey değil midir?그 가계약만 해도 가계약도 역시 본계약과 한가지예요, 한가지 아니에요?
20Aynı şeydir, değil mi?한가지죠?
21Bu yüzden bu kişi o ön sözleşmeyi yaptıktan sonra, Kore Cumhuriyeti'nde bir holding patronu gelip bu kişiye 'birlikte yapalım' dedi.그래서 이 사람이 그 가계약을 하고 나니까, 대한민국에 모 재벌이 찾아와서 이 사람한테 같이 하자고 하는 겁니다.
22"Hemen bir sedan araba verip Hong Kong'da bir ofis kuracakları için, hemen Hong Kong'a gidip orada kalmasını" bu kişiye söylediler."당장 세단차를 주고 홍콩에다가 사무실을 차려줄 테니까, 바로 홍콩 가서 계시라고" 이 사람더러.
23Bu yüzden bu kişi o ön sözleşmeyi tam da yapmışken, ertesi gün Allah'ın bu kişiyi çağırdığını söylemiştim, değil mi?그래서 이 사람이 그렇게 막 가계약을 하고 났는데, 그 이튿날 하나님께서 이 사람을 불렀다고 그랬죠?
24Allah bu kişiyi çağırıp, o şirketi bırakıp her şeyi vermesini, sizin, 이제 그대로, gitmeniz gereken bir yer olduğunu söyleyerek, Allah'ın yönlendirmesini takip ederek sonunda 밀실'e girmeden önce 망원동'daki bir motelde kaldığını söylemiştim, değil mi?하나님께서 이 사람을 불러가지고, 그 회사를 그만두고 다 줘버리고 당신은, 이제 그대로, 가야 할 곳이 있다고 해서 하나님의 이끄심을 따라서 결국은 밀실 들어가기 전에 망원동 모 여관으로 들어가게 되었다고 그랬죠?
25O motele girip 'geçmişi düşünmek, geriye dönüp bakmanın 음란죄'sidir', 'aileyi düşünmek, ilgi 음란죄'sidir', 'geleceği düşünmek, hesap yapmanın 음란죄'sidir'.모 여관으로 들어가서 '과거를 생각하면 뒤돌아보는 음란죄'요, '가족을 생각하면 관심의 음란죄'요, '미래를 생각하면 예산하는 음란죄'요.
26Çeşitli zihinsel özgürlüklerin olmadığı, sadece Allah'ı düşünmek gerekirken ailesini düşünmek, dünyayı düşünmek veya parayı düşünmek günah mıdır, günah değil midir?여러 가지 마음의 자유가 없는, 오직 하나님만 생각을 해야지 가족을 생각한다든지 세상을 생각한다든지 돈을 생각한다든지 하면 죄예요, 죄 아니에요?
27İşte bunun günah olduğunu bu kişi öğrenmeye ve 연단 görmeye başladı.그게 바로 죄라고 하는 것을 이 사람이 가르침을 받고 연단을 받기 시작을 하는 겁니다.
28Peki, insan olarak geçmişi aklına gelmeyen biri var mı, yok mu?그런데, 사람으로서 과거가 생각 안 나는 사람이 있어, 없어?
29Yoktur, değil mi?없는 거죠?
30Bu yüzden geçmişi düşünmenin geriye dönüp bakmanın 음란죄'si olduğunu bu kişi duyduğunda, geçmişi düşünmemek için çabalasa ve uğraşsa da, bunun kolay olduğunu mu söylemiştim, kolay olmadığını mı söylemiştim?그런고로 과거를 생각하면 뒤돌아보는 음란죄라고 하는 말을 이 사람이 들었을 때에 과거를 생각 안 하려고 애를 쓰고 기를 써도 그것이 쉽게 되었다고 그랬어요, 쉽게 안 되었다고 그랬어요?
31Kolay olmadığını söylemiştim, değil mi?쉽게 안 되었다고 그랬죠?
32Böylece geçmişi düşünmeme aşamasını aşıp, daha sonra ailesini düşünmek istese de düşünemeyeceği aşamayı da aşınca,그러면서 과거를 생각하지 않는 단계를 넘어서서 그다음에는 가족을 생각하려 해도 생각할 수 없는 단계를 넘어서니까
33Canını, kalbini ve tüm bedenini tamamen Allah'a teslim etmenin, teslim etmezse 'teslim etmeme şüphe günahı' işlediğini öğrettiği için,온전히 하나님에게 내 생명과 마음과 몸 전체를 맡기는, 맡기지 않으면 '맡기지 않는 의심죄'를 지었다고 하는 것을 가르치는 고로
34Tüm bedenini, kalbini ve canını Allah'a tamamen teslim etme 연단'ını, böyle bir mücadeleyi yaparken, sonunda tamamen teslim edince işte,온전히 내 몸과 마음과 생명을 하나님에게 맡기는 그런 연단을, 그런 투쟁을 하는 가운데서 결국은 마지막에 온전히 맡기게 되니까 바로
35Kendini bilincinde olmak da yine kendini bilincinde olmanın 음란죄 olduğunu söylediği için,나를 의식하는 것도 역시 나를 의식하는 것이 음란죄라고 하는 고로
36Kendini bilincinde olamayacağı o mertebeye kadar yükseldiğini söylemiştim, değil mi?나를 의식할래 할 수 없는 그 경지까지 올라갔다고 그랬죠?