전도관 Yılları Bölüm 7

Myeongdong'da özel ders vererek büyük para kazandı ve iş kurdu

1Bu kişi, 이제 그대로, Seul'un göbeğindeki Jungbu 제단'a gittiğinde, Jungbu 제단 civarında öğrencileri toplayıp, ilkokul öğrencilerini, ortaokul öğrencilerini, lise öğrencilerini toplayıp özel ders vermişti.이 사람이, 이제 그대로, 서울 복판 중부제단에 나갈 때에는, 중부제단 근방에 학생들을 모아가지고, 국민학생들, 중학생들, 고등학생들을 모아가지고 과외공부를 시켰던 겁니다.

2Bu kişi ders çalışırken kitapları ezberlemişti.이 사람은 공부할 때에 책을 달달 외웠습니다.

3Bu yüzden kitaplar kafasında tamamen duruyor.그러기 때문에 책이 머릿속에 다 있습니다.

4Bu yüzden bu kişi kadar doğru düzgün eğitim veren kimse yok.그렇기 때문에 이 사람만큼 교육을 제대로 시킨 사람이 없는 겁니다.

5Bu yüzden Myeongdong'da bu kişi özel ders verirken, zengin insanlar tomar tomar para getirip oğullarını ve kızlarını eğitmesini rica etmişlerdi.그래서 명동에서 이 사람이 과외공부를 가르칠 때에, 돈 많은 사람들이 돈을 뭉텅이로 싸가지고 와서 자기 아들을 가르쳐 달라고, 자기 딸을 가르쳐 달라고 부탁을 했던 것입니다.

6Bu yüzden insan çok fazla olduğu için kabul edemediği için "Yerimiz yok" diyerek reddetmişti.그래서 사람이 너무 많기 때문에 받아 줄 수가 없어서 "자리가 없습니다"라고 사양했던 겁니다.

7O zaman "Parayı iki katını vereceğiz, lütfen çocuğumuzu eğitin" diye böyle rica ederlerdi.그러면 "돈을 배로 줄 테니까 우리 자식을 좀 가르쳐 달라고" 이렇게 부탁을 하곤 했습니다.

8Böylece bu kişi çok para kazanıp iş yapmıştı.이래서 이 사람이 돈을 많이 벌어서 사업을 했던 겁니다.

9Bu yüzden Başkan Park Chung-hee şimdi sazdan çatısı olan kırsal evlerin çatılarını tamamen söküp kiremitlerle kaplatmıştı, değil mi?그래서 박정희 대통령이 이제 짚으로 지붕을 잇고 있는 농촌 농가 지붕을 전부 벗겨서 기왓장으로 올렸죠?

10Bu yüzden bu kişi geliştirilmiş arduvaz şirketi, geliştirilmiş kiremit şirketi kurup kiremitler üretmişti.그래서 이 사람이 개량 슬레이트 회사, 개량 기왓장 회사를 차리고 기왓장을 만들었던 겁니다.

11Bu yüzden bu kişi o zamanlar o kiremitleri neyden yaptığını biliyor musunuz?그래서 이 사람이 그 당시에 그 기왓장을 뭐로 만들었는지 아세요?

12Kömür külünden yapmıştı. Kömür külünden.연탄재로 만들었어요. 연탄재.

13Kömür külüne hemen, 이제 그대로, adını unuttum, daha önce başka hangi fabrikayı işletmişti?연탄재에다가 바로, 이제 그대로, 내가 이름을 잊어버렸네, 그 전에 또 무슨 공장을 했다고 그랬지?

14Bakalit베이크라이트

15Bakalit yapan bir teknisyenle tanışıp, bakalit yapımında kullanılan o hammaddeyi alıp o kömür külüne karıştırıp presle bastırınca taşla kırmaya çalışsanız bile kırılmayan çok sert kiremitler olur.베이크라이트 만드는 기술자를 만나가지고, 베이크라이트 만드는 그 원료를 가지고 그 연탄재에다 섞어서 프레스로 누르면 아주 돌로 깨려고 해도 깨지지 않는 단단한 기왓장이 됩니다.

16Yani o kiremitleri üreten böyle bir iş yaptığı için, o zamanlar bu kişiyi hükümet veya benzeri yerler sever miydi, sevmez miydi?그러니까 그 기왓장을 만드는 그런 사업을 했기 때문에 당시에 이 사람은 정부나 이런 데에서 좋아했을까, 안 좋아했을까?

17Severdi, değil mi?좋아했겠죠?

18Bu yüzden bu kişi her zaman ileri teknoloji işler, başkalarından önde olan işler yapmıştı.그래서 이 사람이 항상 첨단 사업, 남보다도 앞지른 사업을 했던 겁니다.

19Bu yüzden hemen bakalit fabrikası da işletmişti, bakalit fabrikası ne miydi? Radyo veya televizyonlarda şimdi kabloların döşendiği kablo paneli (devre kartı) bakalit panelidir.그래서 바로 베이크라이트 공장도 했고, 베이크라이트 공장은 뭐냐 하면 라디오나 텔레비전이나 이제 전선을 까는 전선판(회로기판)이 베이크라이트 판입니다.

20Siz şimdi bunu ilk kez duyuyorsunuz, değil mi?여러분들 이제 그거 처음 듣죠?

21Bakalit paneli olmadan radyo yapılamaz.베이크라이트 판이 없이는 라디오를 만들 수가 없습니다.

22Yine bakalit paneli olmadan televizyon da yapılamaz.또 베이크라이트 판이 없이는 텔레비전도 만들 수가 없습니다.

23Bu yüzden televizyon ve radyo yapımının temel parçası olan bakalit panelini bu kişi yapmıştı.그래서 텔레비전, 라디오를 만드는 기본 부속인 바로 베이크라이트 판을 이 사람이 만든 겁니다.

24Bu yüzden hemen Seul Cheonggyecheon'da sadece bakalit satan bir toptancı var.그래서 바로 서울 청계천에 베이크라이트만 파는 그런 도매상이 있습니다.

25Ama bu kişi bakalit panelini ilk kez yaptığı için, doğal olarak bakalit panelini uzun zamandır yapan kişiyle ilk kez yapanın bakalit paneli farklı olurdu, değil mi?그런데 이 사람이 베이크라이트 판을 처음에 만드니까, 아무래도 베이크라이트 판을 오랫동안 만든 사람과 처음에 만든 베이크라이트 판이 다르겠죠?

26Yani bu kişinin getirdiği malı almıyorlardı.그러니까 이 사람이 가지고 가는 물건을 안 사는 겁니다.

27Toptancı almayınca, "Benim malımı almayacak mısınız?"도매상에서 안 사니까, "내 물건을 안 살 거요?"

28"Almıyoruz.""안 삽니다."

29"Ha öyle mi! Pekala." dedikten sonra."아 그래요! 좋습니다." 그러고 나서.

30Hemen yanına çok para verip bir dükkan kiralayıp oradan bakalit fabrikasından doğrudan satış yapınca ucuz olur muydu, olmaz mıydı?바로 옆에다 가게를 돈을 많이 주고 얻어 가지고 거기서 베이크라이트 공장에서 직판하게 되니까 쌀까, 안 쌀까?

31Ucuz olduğu için tüccarlar ucuz malı mı alırdı, pahalı malı mı alırdı?싸니까 상인들이 싼 물건을 사 갈까, 비싼 물건을 사 갈까?

32Ucuz malı alırlardı, değil mi?싼 물건을 사가죠?

33Bu yüzden bu kişi Cheonggyecheon Çarşısı'ndaki tüccarları avucunun içine alıp istediği gibi yönlendirmişti.그래서 이 사람이 청계천 시장에 상인들을 손아귀에 쥐고 휘둘렀습니다, 마음대로.

34Benim malımı almazsanız batarsınız.내 물건을 안 사면 망하는 겁니다.

35O dükkanın hemen yanına bir dükkan açıp bu bakalit panelini yarı fiyatına satarken, o yetişebilir miydi?그 가게 바로 옆에다가 가게를 차려서 이 베이크라이트 판을 반값으로 파는데, 지가 따라올 수 있어요?

36Onlar fabrikadan malı alırken %70 fiyatla alırlardı, değil mi?자기네들이 공장에서 물건을 받을 때에는 70%의 가격으로 물건을 받겠죠?

37Bu yüzden %30 karla satarken, bu kişinin dükkanında yarı fiyatına doğrudan satış yapıldığı için, o dükkan iş yapabilir miydi?그래서 30%를 남겨서 파는데, 이 사람 가게에서는 반값으로 그냥 직판을 해버리니까, 그 가게가 되겠어요?

38Cıvıl cıvıl kaynayan o dükkanda bir tane bile sinek yavrusu yoktu.바글바글 끓던 그 가게가 파리 새끼 하나 없어요.

39Bu yüzden o dükkan kapanmak zorunda kaldı. Kapandı.그러기 때문에 그 가게가 문을 닫고 말더라고. 문을 닫고.

40En iyi mal satan zengin dükkan kapanmak zorunda kalıyor.제일 물건을 잘 파는 부자 가게가 문을 닫고 말아요.

41Onu görüp Cheonggyecheon tüccarları beni gördüklerinde burunları yere değene kadar eğilirler.그걸 보고 청계천 상인들이 나만 보면 코가 땅에 닿도록 절을 해요.

42"Ah, Başkanım nasılsınız?" diyerek eğilirler."아, 사장님 안녕하십니까?" 하고 절을 해요.

43"Tamam, anladım." deyip geçerim."어, 알았어." 하고 지나갑니다.

44Bu kişi öyle eğilip bükülerek iş yapmamıştı.이 사람은 그렇게 굽실굽실 대고 사업을 해보지 않았어요.

45Her zaman bu kişi gururla, sadece herkesin başını eğip selam vermesini kabul ederek bu kişi iş yapmıştı, asla bu kişi eğilip bükülerek "malımızı alın" dememişti.항상 이 사람은 뻐기면서, 그냥 누구든지 머리 숙여서 절하는 것을 받으면서 이 사람이 사업을 했지, 절대로 이 사람은 굽실굽실 대면서 우리 물건을 사라고 해 본 적이 없어요.

46Bu kişi daha sonra kauçuk fabrikası işlettiğini söylemişti, değil mi?이 사람이 그다음에는 고무공장을 했다고 그랬죠?

47Kauçuk panel fabrikası.고무판 공장.

48Sizler, tüm ayakkabılara, tüm terliklere kauçuk panel girer.여러분들, 모든 구두라든지 모든 신발은 고무판이 들어갑니다.

49Kauçuk panel olmadan ayakkabı yapılamaz.고무판이 없이는 신발이 만들어지지 않습니다.

50Bu yüzden bu kişi kauçuk panel yaparken, hemen bu kişi Tren Bileti Kauçuk Fabrikası'nı biliyorsunuz, değil mi? Busan'daki.그래서 고무판을 이 사람이 만드는데, 바로 이 사람이 기차표 고무공장 아시지? 부산에.

51O kauçuk fabrikasının tekelleştirdiği Cheonggyecheon Çarşısı'nı bu kişi tekelleştiriyordu.그 고무공장이 독점하고 있는 청계천 시장을 이 사람이 독점하는 겁니다.

52Bu yüzden Tren Bileti Kauçuk Fabrikası bir süre mali sıkıntılarla sarsılmıştı.그래서 기차표 고무공장이 한동안 재정난으로 흔들흔들했습니다.

53Bu yüzden Tren Bileti Kauçuk Fabrikası'ndan Tren Bileti Kauçuk Fabrikası'nın o asıl sahibi başkanın dünürünü bizim fabrikamıza gönderdiler.그래서 기차표 고무공장에서 기차표 고무공장 그 원주인 사장의 사돈 양반을 우리 공장에 보냈어요.

54O kişi "Ne kadar isterseniz para vereceğim, fabrikayı birlikte işletelim" dedi.그 사람이 "돈을 얼마든지 대줄 테니까 공장을 같이 합시다"라고 그래요.

55Ben fabrikayı ilk kez işlettiğim için doğal olarak zorlanmıştım, değil mi?나는 공장을 처음 했으니까 아무래도 어려웠겠죠?

56Yani "Ne kadar isterseniz para vereceğim, birlikte yapalım" deyince, bu kişinin gözleri büyür müydü, büyümez miydi?그러니까 돈은 얼마든지 대줄 테니까 같이 합시다 하니까, 이 사람의 눈이 둥그러졌을까, 안 둥그러졌을까?

57Gözleri büyümüştür, değil mi?눈이 둥그레졌겠죠?

58Bu yüzden "Şartınız ne?" diye sorunca, hisselerin yarısını istedi.그래서 조건은 뭐요? 하니까, 주식 절반만 달라는 겁니다.

59Bu yüzden yarısını veremeyeceğimi, %49 vereceğimi söyleyerek birlikte yaptık.그래서 절반은 줄 수가 없고, 49% 줄게 해서 같이 했습니다.

60Ama o kişinin asıl amacı, geliş amacı bizim şirketimizi batırmak için gelmişti, değil mi?그런데 그 사람의 원 목적, 들어온 목적이 우리 회사를 망하게 하기 위해서 들어왔겠죠?

61Yani 하나님 bilir miydi, bilmez miydi?그러니까 하나님이 아실까, 모르실까?

62하나님 bilirdi.하나님이 아시거든요.

63Yani Wonhyoro'daki o kişinin kauçuk fabrikası patlayıp, kazan patlayıp yangın çıkmıştı.그러니까 원효로에 있는 그 사람의 고무공장이 폭발해 가지고, 보일러가 폭발해 가지고 불이 나버렸어요.

64Bu yüzden battı.그래서 망했어요.

65Yani bu kişiye zarar veren kişi her zaman batar.그러니까 이 사람을 해치는 사람은 항상 망해요.

66Öyle insanları çok gördüm.그런 사람을 많이 봤습니다.

67Bu kişinin bakalit fabrikasını batırmak için gelen kişi para vereceğini söyleyince, başlangıçta gerçekten çok para verdi.이 사람의 베이크라이트 공장을 망하게 하기 위해서 들어온 사람이 돈을 댄다고 하기에, 처음에 돈을 많이 대기는 댔어요.

68Bu yüzden birlikte yaptık ama, o kişi de battı.그래서 같이 했는데, 그 사람 역시 망합디다.

69Yani bu kişiyi batırmaya çalışan kişi batmazsa ölür.그러니까 이 사람을 망하게 하려고 하는 사람은 망하지 않으면 죽어요.

70Yani korkutucu mu, değil mi?그러니까 무서워, 안 무서워?

71Korkutucu bir kişi, değil mi?무서운 사람이죠?

72Ama garip bir şekilde bu kişinin alışveriş yaptığı bakkal, süpermarket vb., bu kişi yaşamak için alışveriş yaptığı dükkanlar olurdu, değil mi?그런데 이상하게 이 사람이 거래하는 구멍가게, 슈퍼마켓 등등, 이 사람이 생활하려니까 거래하는 가게가 있겠죠?

73O alışveriş yaptığı her dükkan, bu kişi sadece alışveriş yapsa 2-3 yıl içinde ev alır.그 거래하는 가게마다, 이 사람이 거래만 하면 2~3년 안에 집을 삽니다.

74Zengin olurlar.부자가 되어 버려요.

75Yani, 이 사람'la iş yaptığınızda zengin oluyorsunuz, bu gerçekten tuhaf. Patronla iş yaptığınızda zengin oluyorsunuz...그러니까 이 사람과 거래만 하면 부자가 되니까, 거참 이상하다. 사장님과 거래만 하면 부자가 되니...

76Peki, bu durum duyulur mu, duyulmaz mı?그러니까 소문이 날까, 안 날까?

77Duyulur, değil mi?소문이 나겠죠?

78Bu yüzden herkes benimle iş yapmak için çabalıyordu.그러니까 너도나도 나를 사귀려고 애를 쓰는 겁니다.

79Bu yüzden, öğle yemeğini birlikte yemek isteyenler olduğu gibi, akşam yemeğini birlikte yemek isteyenler de çoktu.그래서 점심을 같이 먹자고 하는 사람이 있는가 하면, 저녁을 같이 먹자고 하는 사람이 많았어요.

80Bu yüzden 이 사람 hiç para ödeyerek yemek yemedi.그래서 이 사람은 돈 내고 밥 먹은 적이 없어요.

81Hiç para ödeyerek yemek yemedi. Çünkü her zaman ağırlanırdı.돈 내고 밥 먹어 본 적이 없어요. 항상 대접을 받기 때문에.

82Peki, her zaman iyi muamele mi gördü, yoksa kötü muamele mi gördü?그러니까 항상 대우를 받았을까, 학대를 받았을까?

83İyi muamele gördü, değil mi?대우를 받았겠죠?

84Bu yüzden, Güney Kore'de chaebol düzeyinde şirketleri olanların çoğu beni tanıyordu.그래서 대한민국에 재벌급 회사를 가진 사람들은 웬만한 사람들은 다 나를 모르는 사람들이 없습니다.

85Benimle iş yapanın işlerinin iyi gittiği, benimle iş yapanın zengin olduğu söylentisi yayılmıştı.나를 거래하면 사업이 잘 되고, 나를 거래하면 부자가 된다는 소문이 났었습니다.

86Bu yüzden, 이 사람 hapse girdiğinde televizyonda 이 사람'ı eleştirip ona çok hakaret etmelerine rağmen, 이 사람'ı tanıyan o chaebollar,그래서 바로 이 사람이 옥중에 들어갔을 때 텔레비전에서 이 사람을 비난하고 이 사람을 막 욕을 하고 했지만, 이 사람을 아는 그 재벌들은,

87"O kişi öyle biri değil" sözlerini halk arasında çok söylemişlerdi. Anlıyor musunuz?"그 사람은 그런 사람이 아니야" 하는 말을 바닥에서 많이 했던 겁니다. 아시겠습니까?

88Bu yüzden, "O kişi öyle biri değil" sesi savcının kulağına kadar gittiği için, savcı 7 yıl boyunca soruşturma yapmasına rağmen, suç yoktu.그래서 "그 사람은 그런 사람이 아니야"라는 소리가 검사 귀에까지 들렸기 때문에 검사가 7년 동안 조사를 해 봤지만, 죄가 없어.

89Ne kadar aransa da suç bulunamadığı için, sonunda savcı onu masum olarak kabul etti.죄를 아무리 찾아봐도 없기 때문에 결국은 무죄로 이제 그 검사가 인정을 한 겁니다.

90Savcı masum olduğunu kabul etmezse, şartlı tahliye olmaz.검사가 무죄로 인정을 하지 않으면 가석방이 되지 않습니다.

91Savcı masum olduğunu kabul ettiği için şartlı tahliye oldu. Anlıyor musunuz?검사가 무죄로 인정을 했기 때문에 가석방이 된 겁니다. 아시겠습니까?

92Bu yüzden, 이 사람'a zarar vermek için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, 이 사람'a zarar veremezler.그래서 바로 이 사람을 해치려고 제아무리 저희들이 애를 쓰고 기를 써도 이 사람을 해칠 수가 없습니다.

93Zarar vermeye çalışan kişi sonunda toprağın altına girer.해치려고 하는 놈은 결국 땅속에 들어가게 됩니다.

94Bunu kim yapar?누가 그렇게 합니까?

95Bunu 하나님 yapar.하나님이 그렇게 하는 거예요.

96Yani, 이 사람 göğe ait bir kişi olduğu için, 이 사람'a zarar vermeye kalkışanlar, aksine kendileri toprağın altına sürünerek girer, değil mi? Öyle mi, değil mi?그러니까 이 사람은 하늘에 속한 사람이기 때문에, 이 사람을 해치려고 하다가는 오히려 지가 땅속으로 기어 들어가는 거지? 그래요, 안 그래요?