온양제단 vaizi olarak hapishanede görevlendirilme
1O zamanlar 영모님 her gün özellikle bu kişiyi sevdiği için, 신앙촌'dan ilk çıkan karamel, 신앙촌'dan ilk çıkan kastele, yokan gibi şeyler çıktığında 영모님 bu kişiyi çağırır, birlikte tadım yaparlardı; 영모님 kendisi yemez, bana yedirirdi.그 당시에 매일 같이 영모님이 특별히 이 사람을 사랑하는 고로, 신앙촌에서 처음 나오는 카라멜이라든지, 신앙촌에서 처음 나오는 카스테라, 요깡이라든지 이런 것이 나오면 영모님이 이 사람을 불러가지고 같이 시식을 하는데 영모님은 안 잡숴보고 나더러 먹어보라고 그래요.
2Ben de tadım yapıp, tadına bakıp "Tadı güzelmiş~" dediğimde "Tadı güzel mi?" derdi.그래서 내가 시식을 해 보고, 맛을 보고 "맛이 좋은데요~" 하면 "맛이 좋아?"
3"Ah, 조중위 tadı güzel diyorsa tamamdır!""아, 조중위가 맛이 좋다면 됐어!"
4Ve 영모님 bu kişiyi o kadar çok severdi.그리고 이 사람을 그렇게 영모님이 사랑했어요.
5Yani 영모님'ın eşi yokken ve odada sadece ben ve o ikimiz olduğumuzda, 영모님 bu kişiyi sanki bir kadını kucaklar gibi kucaklar, yüzünü sürerdi.그러니까 영모님의 사모님이 안 계시고 방 안에 나하고 단 둘이 있으면요, 영모님이 이 사람을 막 무슨 여자 껴 안듯이 껴안고 막 얼굴을 비비고 그랬어요.
6Bu şekilde defalarca böyle şeyler yaşandı.그렇게 여러번 그런 일을 당했어요.
7영모님 o zamanlar bu kişinin gelecekte 하나님'ın işini yapacak bir kişi olduğunu biliyor muydu, bilmiyor muydu?영모님은 그 당시에 벌써 이 사람이 장차 하나님의 일을 할 사람 이라는 걸 알았을까, 몰랐을까?
8Biliyordu, değil mi?알았겠죠?
9이제 그대로, bu kişi böyle yaşayıp giderken, sonunda 영모님 hapse girince, o zamanlar, 이제 그대로, bir gün bile görmese dayanamayacak kadar yakın olduğu için bu kişi o hapishaneye ziyarete gitmiş midir, gitmemiş midir?이제 그대로, 이 사람이 그렇게 생활을 해 나가다가 결국은 영모님이 옥중에 들어가시게 되면서, 그 당시에, 이제 그대로, 하루만 못 봐도 견디지 못하는 정도의 사람이었던 고로 이 사람이 그 형무소에 면회를 갔을까, 안 갔을까?
10Askeri bir subay olduğu için ziyaret kolay olur muydu, olmaz mıydı?군인 장교니까 면회가 쉬울까, 안 쉬울까?
11Kolay olurdu, değil mi?면회가 쉬웠겠죠?
12Başka biri ziyarete geldiğinde sadece bir kez görüşmeye izin verilir, ikinci kez izin verilmez. Hapishane kanunu böyledir.다른 사람이 면회를 하면 한번만 면회를 하지 두번은 면회를 안시키게 되어 있어요. 형무소 법이 그래요.
13Bu yüzden başkaları ziyaret etmiş olsa bile, ben gittiğimde askeri bir subay olduğum için bana özel olarak tekrar ziyaret izni verirlerdi.그래서 다른 사람이 면회를 했어도, 내가 가기만 하면 군인 장교라고 해서 특별히 또 면회를 시켜주는 거에요.
14Şimdi hapishane ziyaretlerinde cam bir pencere olduğu için, cam pencerenin arkasından, delikten konuşulur ama eskiden o cam pencere olmadan, ortada bir masa, bir tarafta 영모님, diğer tarafta ben oturarak ziyaret ederdik.지금은 형무소 면회를 하게되면 유리창이 있어가지고, 서로 유리창이 있는 가운데서, 구멍을 뚫어놓고 얘기를 하지만, 옛날에는 그 유리창이 없이 책상을 가운데 놓고 반대편에는 영모님 앉고 반대켠에는 내가 앉아서 면회를 했던 거에요.
15Böylece birlikte oturup ziyaret ederken, ben 영모님'ın önünde mahcup olduğum için iki elimi birleştirip konuşmaya başladığımda, 영모님 "Biraz elini tutayım" der ve ellerimi tutardı.그래서 같이 앉아서 면회를 하고, 나는 영모님 앞에 죄송하니까 두손을 모으고서 이렇게 말씀을 하게되면, 영모님이 손 좀 만져보자고서 손을 막 만져요.
16Bu kişinin elini böyle tutar ve bırakmazdı.손을 막 이렇게 이 사람 손을 잡고서는 놔주지 않는 거에요.
17Sizler, 영모님'ın elleri büyük müdür, değil midir?여러분들 영모님 손이 커요, 안 커요?
18영모님'ın elleri büyüktür, değil mi?영모님 손이 크죠?
19영모님'ın elleri büyük ve güçlü müdür, değil midir? Güçlüdür, değil mi?영모님 손이 크면서 힘이 좋아, 안 좋아? 힘이 좋죠?
20Böyle bir elle sımsıkı tutunca acır mıydı, acımaz mıydı?그런 손으로 꽈악 쥐니까 아플까, 안 아플까?
21Böyle bir elle sımsıkı tutardı.그런 손으로 꽈악 쥐는거에요.
22Böylece, 이제 그대로, 영모님 ziyarete her gittiğinde hıçkıra hıçkıra ağlardı.그러면서 이제 그대로, 영모님이 면회 갈 적 마다 목을 놓고 우는 것이에요.
23Hiçbir şey söylemezdi.무슨 말씀을 안해요.
24Sadece bu kişi ziyarete gittiğinde, ellerini tutar, hıçkıra hıçkıra ağlardı.이 사람만 면회가면, 손을 붙잡고 통곡을 하고 우시는 거에요
25O zaman 영모님 ağlarken bu kişi güler miydi?그러면 영모님 우시는데 이 사람 웃을까?
26Bu kişi de birlikte ağlardı, değil mi?이 사람도 같이 울게되죠?
27Bu kişi de ağlayınca, 영모님 de ağlayınca o hapishane gardiyanları da ağlar mıydı, ağlamaz mıydı?이 사람도 울고 영모님도 울게 되니까 그 형무소 간수들이 다 울까, 안 울까?
28Bir buçuk saat boyunca hıçkıra hıçkıra ağlarlardı.한시간 반씩 울어 제끼는 거에요,
29Ziyaret süresi yirmi dakikadır.면회시간은 규정이 이십분이에요.
30Ama gardiyanlar o ağlama sahnesini görünce o kadar çok duygulanırlardı ki hepsi ağlardı.그런데 간수들이 그 우는 광경을 보고 너무너무 감격해서 전부 다 우는 거에요.
31O zamanlar hapishane gardiyanlarının şefi olan 한장로 adında bir adam vardı, yerleşik kilise olan Presbiteryen kilisesine giden bir ihtiyardı; o adam o ağlama sahnesini görünce, bu kişinin kesinlikle bir sapkın olmadığını ve kesinlikle 하나님'ın lütfunu almış bir kişi olduğunu söyleyerek, sonunda o 한장로 adındaki kişi 신앙촌'u ziyaret etti, değil mi? Ziyaret etti, değil mi?그 당시 형무소 간수부장이였었던 한장로라고 하는 사람이 있었는데, 기성교회 장로교 나가는 이제 장론데 그 사람이 그 우는 광경을 보고, 이 사람은 절대로 이단이 아니고 이 사람은 틀림없이 하나님의 은혜를 받은 사람이 틀림이 없다고 해가지고, 결국은 그 한장로라는 사람이 신앙촌을 찾아 왔어, 안 찾아 왔어? 찾아오게 된거죠?
32Böylece 소사 신앙촌'a gelip önce floresan lamba fabrika müdürü olarak çalıştı, sonra terzi dükkanının sorumlusu oldu, öyle değil mi?그래서 소사 신앙촌 들어와서 처음에 형광등 공장장하시다가, 양복점 이제 책임자로 있었고, 그랬었죠?
33Sonra o 한장로 öyle yaptığında, 영모님 bu kişiyi hapishaneden 온양 전도관'a vaiz olarak atadı.그랬다가 그 한장로님이 그 당시에 그렇게 했을 때에, 영모님이 이 사람을 옥중 발령을 해가지고 온양 전도관 전도사로 가게된 거에요.
34Böylece bu kişi 온양 전도관'a vaiz olarak hapishaneden atama alıp gidince, dernek bilir miydi, bilmez miydi?그래서 온양 전도관 전도사로 이 사람이 옥중 발령을 받아가지고 가게되니까, 협회에서 알까, 모를까?
35Dernek bilmezdi, değil mi?협회에서 모르죠?
36Dernek bilmezken hapishaneden atama alıp, hapishanede 영모님 김수현 총무'ya o zamanlar 조 중위'yi 온양 전도관'a atadığımı, bu yüzden 온양 전도관'daki kadın vaiz 조'yu başka bir yere göndermesini söyledi ve o kadın vaizi başka bir yere gönderip bu kişi 온양'a atanarak gitti.협회에서 모르는 가운데서 옥중 발령을 받고, 옥중에서 영모님이 김수현 총무에게 당시에 조 중위를 온양 전도관으로 내가 발령을 했으니까, 그 온양 전도관에 있는 여자 조 전도사를 다른데로 보내라고 해가지고, 그 여자 전도사를 다른데로 보내고 이 사람이 온양으로 발령을 받아 가게 되었어요.
37O zamanlar 온양'a atanıp gitmesinin bir sebebi vardı, değil mi?그 당시에 온양으로 발령을 받아서 가게된 동기가 있는거죠?
38Sizler daha önce söylediğim için biliyorsunuz, değil mi?여러분들은 전에 말씀을 드려서 알죠?
39Böylece bu kişi 온양 전도관'da vaizlik yapmaya başlayınca, lütuf yayılır mıydı, yayılmaz mıydı?그래서 이 사람이 온양 전도관에서 전도사 노릇을 하게 되니까, 은혜 창파가 될까, 은혜 창파가 안 될까?
40Yayılırdı, değil mi?은혜 창파가 되죠?
41Bu kişi ibadeti yönettiğinde, gün ortasında bile bembeyaz çiğ düşerdi.이 사람이 예배 인도하면 대낮에도 이슬이 막 뽀얗게 내려요.
42O 온양 전도관 üyeleri çıplak gözle doğrudan görebilsinler diye çiğ düşerdi.그 온양 전도관 식구들이 육안으로 직접 볼 수 있도록 이슬이 내리는 거에요.
43Bu kişi bölge ibadetini yönetse de çiğ düşerdi, 제단'da ibadeti yönetse de çiğ düşerdi, 이제 그대로, birçok hasta ibadet sırasında tamamen iyileşti, değil mi? İyileşmedi mi?이 사람이 구역예배 인도를 해도 이슬이 내리고, 제단에서 예배 인도를 해도 이슬이 내리고, 이제 그대로, 여러 환자들이 예배 보는 도중에 병이 다 나았어, 안 나았어?
44Birçok hastalık tamamen iyileşti, değil mi?여러가지 병이 다 나았죠?
45Plevra iltihabı hastaları, mide kanseri hastaları gibi birçok hasta iyileşti, 온양 전도관 canlanınca 전도관 gazetesinde büyük yankı uyandırdı, değil mi? Uyandırmadı mı?늑막염 환자라든지 위암환자라든지 모든 많은 환자들이 병이 낫고, 온양 전도관이 막 부흥이 되고 그러니까 전도관 신문에 요란하게 났어, 안 났어?
46Gazetede büyük yankı uyandırmıştı, değil mi?신문에 요란하게 났던거죠?
47Bu kişi hakkında gazetede büyük yankı uyandıran şeylerdi.이 사람에 대해서 신문에 요란하게 난 것이에요.
48Böyle olunca 바로 온양 ve 천안 uzak mı, yakın mı?그렇게 되니까 바로 온양과 천안이 멀어, 가까워?
49Yakındır, değil mi?가깝죠?
50천안전도관 üyeleri hepsi 온양'a gelip ibadet etti, 군포제단 üyeleri gelip ibadet etti, 신창제단 üyeleri gelip ibadet etti.천안전도관 식구들이 전부 온양에 와서 예배를 보고 군포제단 식구들이 와서 예배를 보고 신창제단 식구들이 와서 예배를 봤던 겁니다.
51O zamanlar bu kişi 온양제단 kürsüsünde ibadeti yönetirken, o zamanlar ülke genelinde yağmurlu mevsim olduğu için yağmur oluk oluk yağıyordu.그 당시에 이 사람이 온양제단 단상에서 예배 인도를 할 때, 그 당시에 전국적으로 장마가 져가지고 비가 막 쏟아지고 있는 중이었어요.
52O zaman bu kişi "İlyas'ın duasını dinleyip yağmuru durduran 하나님, zeytin dalı yağmurun yağmamasını dilediği için, bu yağmuru durdur lütfen." dedi.그 때에 이 사람이 "엘리아의 기도를 듣고 비를 오지 못하게 해주신 하나님께서 감람나무 가지가 비를 오지 않게 해 달라고 기도를 하오니 이 비를 멈추게 해 주시옵소서."
53O zamanlar kürsüde böyle bir dua etti.단상에서 그런 기도를 했어요 당시에.
54Böylece, 이제 그대로, ülke genelinde yağmur yağarken sadece 온양'da yağmur yağmıyordu.그러니까, 이제 그대로, 전국적으로 비가 오는데 온양에만 비가 안 오는 겁니다.
55Yani 모산'ın o uzak tarafında yağmur yağar mıydı, yağmaz mıydı?그러니까 모산 저 멀리쪽에는 비가 올까, 안 올까?
56Yağmurun yağdığı görünüyordu.비가 오는게 보여요.
57Yağmur durunca, o ihtiyarlara "Yağmur durdu, dışarı çıkıp bakın" deyince, o ihtiyarlar alaycı bir şekilde gülümseyerek, "O vaiz aniden delirdi herhalde" diye kendi aralarında kıkırdaşıp bu kişinin sözünü dinlemediler.비가 멈춰가지고, 그 장로들에게 "비가 멈췄으니까 나가보시라"하니까, 그 장로들이 빙글빙글 웃으면서, 저 전도사가 갑자기 또라이가 되었나 보다고, 저희들끼리 킥킥 웃고 이 사람 말을 듣지 않아요.
58Neden mi? Çünkü yağmur yağarken hemen durmuş olsa da, çatıdaki yağmur suyu düşer miydi, düşmez miydi?왜 그러냐 하면, 비가 오다가 금새 그쳤지만 그 지붕에 있는 빗물이 떨어질까, 안 떨어질까?
59Yağmur suyu düştüğü için camdan yağmur yağıyor gibi mi görünür, yağmıyor gibi mi görünür?빗물이 떨어지니까 유리창문으로는 비가 오는걸로 보여, 안 오는 걸로 보여?
60Yağmur yağıyor gibi görünür, değil mi?비가 오는걸로 보이죠?
61Yağmur yağarken o vaizin aniden delirdiğini ve yağmur yağmadığını söylediğini düşünerek kıkırdaşıp gülerek dışarı çıkmadılar.비가 오고 있는데 저 전도사가 갑자기 돌아(미쳐)가지고 비가 안 온다고 그런 소리를 한다고 킥킥대고 웃으면서 안 나가는거에요.
62Bu yüzden bu kişi çaresizce kürsüden inip kapıyı çarparak dışarı çıktı ve "Şimdi yağmur yağmıyor, hepiniz dışarı çıkıp bakın" dedi. Böylece hepsi dışarı çıkıp baktığında yağmur yağmıyordu.그래서 할 수 없이 이 사람이 단상에서 내려와서 문을 박차고 나가서 "지금 비가 안 오니까 여러분들 다 나와보시라"고, 그래서 다 나와보니까 비가 안 오고 있는겁니다.
63Böylece bir hafta boyunca o zamanki canlanma toplantısı sırasında yağmur yağmadı.그래서 일주일 동안 당시에 부흥집회를 할 때에 비가 안 왔던 것이올시다.
64Yani o eski zamanlardan beri mi 하나님 eşlik ediyordu, yoksa, 이제 그대로, 이긴자 olduktan sonra mı 하나님 eşlik etti?그러니까 그 옛날부터 하나님께서 함께 했었을까, 이제 그대로, 이긴자가 된 다음부터 하나님이 함께 했을까?
65Eski zamanlardan beri 하나님 eşlik ediyordu.옛날부터 하나님이 함께했어요.
66Eski zamanlardan beri 하나님 eşlik ettiği için, 이제 그대로, 17 numaralı tayfun da Kore Cumhuriyeti'ne doğru esen tayfun, 이제 그대로, Japon adalarına doğru saptı, değil mi? Sapmadı mı?옛날부터 하나님이 함께 했던 고로, 이제 그대로, 17호 태풍도 우리 대한민국을 향해서 불어오던 태풍이, 이제 그대로, 일본 열도를 향해서 비켜갔어, 안 비켜갔어?
67Saptı, değil mi?비켜갔죠?
6816 numaralı tayfun da Kore'ye kadar geldi mi, gelemedi mi?16호 태풍도 우리 한국까지 왔어, 못 왔어?
69Gelmesini engelledi, değil mi!못오게 했죠!
70이제 그대로, Japonya'nın güneyinden geri dönmesini sağladı ve 15 numaralı tayfunu da aynı şekilde bu kişi, 이제 그대로, tüm tayfunları yönünü değiştirip başka bir yöne gönderdi, değil mi! Öyle mi, değil mi?이제 그대로, 일본 그 남쪽에서 돌아가게 만들고, 태풍 15호도 마찬가지로 이 사람이, 이제 그대로, 전부 태풍을 전부 꺽어서 다른 방향으로 보냈죠! 그래요, 안 그래요?
71Tayfun 17 numara ise, on yedi kez tayfun esti demektir, değil mi?태풍이 17호면 열일곱 번 태풍이 불어 왔다는 거죠?
72On yedi kez tayfun esti ama hepsi Kore'yi mi teğet geçti, Kore'den mi geçti?열일곱 번 태풍이 불어왔는데 그것이 다 한국을 비켜갔어, 한국을 지나갔어?
73Teğet geçti, değil mi?비켜갔죠,
74Bu kişi on yıl önce tayfunları ben durduracağım, 이제 yağmur mevsimini engelleceğim, Kore Cumhuriyeti'ni bolluk içinde bırakacağım, 이제 풍운조화'yı bu kişi istediği gibi yapacak demişti, değil mi?이것을 이 사람이 십년 전에 태풍을 내가 막는다, 이제 장마비를 못 오게 한다, 대한민국 풍년들게 할 것이다, 이제 풍운조화를 이 사람이 마음대로 한다고 그랬죠?
75Olduğu gibi oldu mu, olmadı mı?그대로 되어 졌어, 안 되어 졌어?
76Olduğu gibi oldu, değil mi~그대로 되어 졌죠~