전도관 Yılları Bölüm 4

Emekli ikramiyesinin tamamını dolandırıldıktan sonra

1Bu yüzden 이 사람, 이제 그대로, vaizliği bırakıp Sosa 신앙촌'a gelip bir süre kaldıktan sonra, 이제 그대로, askerlikten terhis oldu, değil mi?그래서 이 사람이, 이제 그대로, 전도사를 그만두고, 소사 신앙촌으로 올라와서 얼마 동안 있다가, 이제 그대로, 군대에서 제대를 하게 된 거죠?

2Askerlikten terhis olurken, 이제 그대로, 이 사람 31 Temmuz 1963 tarihinde yedek subay olarak kaydedildi.군대에서 제대를 하게 되면서, 이제 그대로, 이 사람이 1963년도 7월 31일자로 예비역으로 편입이 된 것이올시다.

3Bu da öylece kaydedilmedi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Adjutant Departmanı'nda 이 사람'ın dönem arkadaşı olduğu için, o kişi kısa bir süre öncesine kadar İstihbarat Dairesi'ndeydi, yani ANSP'deydi.그것도 그냥 편입이 된 것이 아니라 육군 본부의 부관부 부관감실에 이 사람 동기생이 있는 고로, 그 사람이 얼마 전만 하더라도 정보부, 안기부죠.

4Şimdiki adıyla ANSP, eskiden İstihbarat Dairesi'ydi, değil mi?지금으로 말하자면 안기부요, 옛날에는 정보부죠?

5O İstihbarat Dairesi'nde Personel Şefiydi.그 정보부에 인사과장으로 있었어요.

6Personel Şefi olan 김형진 adındaki o kişi terhis olmayıp orduda kalmaya devam ettiği için, o zamanlar İstihbarat Dairesi'nde Personel Şefi iken yarbay rütbesini taşıyordu.인사과장으로 있었던 김형진이라고 하는 그 사람이 제대를 안 하고 계속해서 군대에 있었던 고로, 당시에 정보부에 인사과장으로 있었을 때에 중령 계급장을 달고 있었던 것이에요.

7Bu yüzden, 이제 그대로, 이 사람 terhis edilmek için yalvarınca, o kişi 이 사람'ı terhis etti.그래서, 이제 그대로, 이 사람이 제대를 시켜 달라고 간청을 하니까, 그 사람이 이 사람을 제대시켜 준 거예요.

8Yalvarıp, terhis başvurusunda bulunarak, 이제 그대로, 31 Temmuz 1963 tarihinde yedek subaylığa ayrıldı.간청을 해 가지고, 제대 신청을 해 가지고, 이제 그대로, 1963년 7월 31일자로 예편이 된 것이올시다.

9Yedek subaylığa ayrılıp dışarı çıktığında, o zamanlar emekli ikramiyesi veriliyor muydu, verilmiyor muydu?이제 예편이 돼서 나오게 되니까, 당시에 퇴직금이 나올 때야, 안 나올 때야?

10Siz bilmezsiniz, değil mi?여러분들은 모르죠?

11Askerlik yapmış olanlar bilir ama o zamanlar emekli ikramiyesi çok olmasa da biraz veriliyordu.군대 생활을 한 사람들은 알지만, 당시에 퇴직금이 많이는 안 나왔지만 조금씩은 나왔어요.

12O emekli ikramiyesini alıp dışarı çıktı ve hemen dolandırıldı.그 퇴직금을 받아가지고 나와서 그대로 사기를 당했던 겁니다.

13Dolandırıldığı için yaşayacak parası yoktu.사기를 당해가지고 생활할 돈이 없는 겁니다.

14이제 그대로, evdeki 12 aile üyesini, 이 사람 çok gayretli olduğu için, geleneksel kiliseye giden kız kardeşini, geleneksel kiliseye giden erkek kardeşlerini zorla getirmiş miydi, getirmemiş miydi?이제 그대로, 집안에 12식구를, 이 사람이 굉장히 극성맞았으니까, 기성 교회를 나가는 누이동생, 기성 교회를 나가는 동생들을 강제로 다 데려왔을까, 안 데려왔을까?

15이 사람 kardeşlerini zorla alıp 신앙촌'a yerleştirdi, değil mi?이 사람이 동생들을 다 강제로 잡아다가 신앙촌에 입주시킨 거죠?

16Onları zorla yerleştirdi ve 이제 그대로, o 12 aile üyesini besleme sorumluluğu 이 사람'da var mıydı, yok muydu?잡아다가 강제로 입주를 시키고, 이제 그대로, 그 12식구를 먹여 살려야 할 책임이 이 사람한테 있는 거야, 없는 거야?

17이 사람'daydı, değil mi?이 사람한테 있는 거죠?

18Ama pirinç bitmişti.그런데 쌀이 떨어졌어요.

19이제 그대로, emekli ikramiyesini dolandırıcıya kaptırdıktan sonra, 이제 그대로, yiyecek pirinçleri bitmişti, pirinç alacak parası var mıydı, yok muydu? Yoktu, değil mi?이제 그대로, 퇴직금을 몽땅 사기꾼에게 빼앗기고 나니까, 이제 그대로, 먹어야 할 쌀이 떨어졌는데, 쌀을 살 돈이 있어, 없어? 없는 거죠?

20Yani bu büyük bir sorun muydu, büyük bir sorun değil miydi?그러니까 이거 큰일 났어, 큰일 안 났어?

21Geleneksel kiliseye giden kardeşlerini zorla alıp 신앙촌'a getirmişti, şimdi aç kalacakları için büyük bir sorun olmuştu, değil mi?기성 교회에 나가는 동생들을 강제로 잡아다가 신앙촌에 들여다 놨는데, 이제 굶주리게 됐으니까 큰일 났죠?

22Yani 이 사람 hemen ayaklarını yere vura vura bu eve de gitti, o eve de gitti, amcasının evine gidip pirinç istedi ama amcası pirinç verdi mi, vermedi mi?그러니까 바로 이 사람은 발을 동동 구르면서 이 집에도 가고 저 집에도 가고, 큰 아버지 집에 가서 쌀을 달라고 했지만 큰 아버지가 쌀을 줬다고 했어, 안 줬다고 했어?

23"Hey! Evini satıp 신앙촌'a girmişken iyi~ yaşarken ne diye pirinç almaya geldin?" diye alay etti. Amcası."야! 집 팔아 가지고 신앙촌 들어가더니 잘~ 살면서 무슨 쌀을 가지러 왔냐?" 하고서 빈정대요. 큰 아버지가.

24"Çabuk defol git!""빨리 냉큼 돌아가지 못해!"

25"Sen delisin, git açlıktan öl!" deyip geri gönderdi."너는 미친놈이니까 가서 굶어 죽어!" 하고 돌려보내요.

26Ama amcası nazik olduğu için dövmedi.그런데 큰아버지는 점잖기 때문에 때리지는 않았어요.

27Bu yüzden 이 사람 yine Yeongdeungpo'da yaşayan dayısına umutla gitti.그래서 이 사람은 또 영등포에 사는 작은아버지한테 기대를 갖고 찾아갔어요.

28Gidince dayısı "Ne diye geldin?" dedi.찾아가니까 작은 아버지가 "너 뭣 때문에 찾아왔냐?"

29"Bir ölçek pirinç almaya geldim." deyince."쌀 좀 한 말 좀 얻으러 왔습니다." 하니까.

30"Bu deli piç!" deyip yumrukla tokat attı, yumrukla."이 미친놈의 새끼!" 하고 귀싸대기를 주먹으로 갈겨요, 주먹으로.

31Yumruk o kadar güçlüydü ki, tokat yiyince vücudu geriye döner miydi, dönmez miydi?주먹이 얼마나 센지 뺨싸대기를 얻어맞으니까 몸이 뒤로 돌아갈까, 안 돌아갈까?

32Vücudu dönünce poposuna ayakkabısıyla bir tekme attı.몸이 돌아가니까 궁방댕이를 구둣발로 뻥하고 차는 거예요.

33Bu yüzden 이 사람 poposuna vurulunca acır mıydı, acımaz mıydı?그래서 이 사람이 궁방댕이 맞으니까 아플까, 안 아플까?

34Acıdığını düşünecek zamanı var mıydı?그 아프다는 생각을 할 겨를이 있어요?

35Bu yüzden oradan kaçtı.그래서 도망을 쳤어요 그 자리에서.

36Bu yüzden kaçıp gelirken hiç parası olmadığı için 영등포'dan 신앙촌'a kadar yürüyerek geldi.그래서 도망을 쳐 가지고 올 때에 돈이 한 푼도 없기 때문에 영등포에서 신앙촌까지 걸어서 왔어요.

37Yürüyerek gelirken bu kişinin gözleri dolar mı, dolmaz mı?걸어서 올 때에 이 사람이 눈물이 날까, 안 날까?

38Dolar, değil mi?눈물이 나겠죠?

39Gözyaşları içinde 하나님'a, "하나님, ben açlıktan ölsem de olur ama ailemi bu Kenan bereketli topraklarına getirdiğim için, ailemin aç kalmasına izin vermeyin lütfen~"눈물을 흘리면서 하나님에게, "하나님 나는 굶어서 죽어도 좋지만 내 가족 식구들을 이 가나안 복지 땅 까지 들어오게 했으니, 내 식구들을 굶지 않게끔 해 주십시오~"

40Ağlayıp sızlayarak, ağlayarak dua ederek yürüyerek yürüyerek 신앙촌'daki evine kadar gelmişti.울며불며 울면서 기도를 하면서 걸어서 걸어서 신앙촌 집까지 들어왔던 거예요.

41İçeri girince, 이제 그대로, bu kişinin evi 신앙촌 C5동 4호 olduğu için, C5동 4호'daki evde ikinci kat bir oda vardı.들어와서, 이제 그대로, 이 사람의 집은 신앙촌 C5동 4호실인 고로, C5동 4호실 집은 2층 방이 있었던 거예요.

42İkinci kattaki odaya çıkıp ailem benim ağladığımı görürse cesaretleri kırılır mı, kırılmaz mı?2층 방에 올라가서 식구들이 내가 우는 모습을 보면 낙심을 할까, 낙심을 안 할까?

43Kırılır, değil mi?낙심하겠죠?

44Ağladığını göstermemek için ikinci kattaki odaya yalnız girip kimsenin çıkmaması için kapıyı kilitleyip üst kata çıkıp yalnız hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.그 우는 모습을 안 보이려고 2층 방에 혼자 들어가서 아무도 못 올라오게 문을 잠가 놓고 위층에 올라가서 혼자 훌쩍훌쩍 우는 거예요.

45Ağlayarak, 이제 그대로, dua ederken, "하나님, ben açlıktan ölsem de olur, yeter ki ailemi kurtarın" diyerek ağlayıp sızlayarak yalvarıyordu.울면서, 이제 그대로, 기도를 하면서 "하나님, 나는 굶어서 죽어도 좋으니 내 가족들만은 살려 주십시오" 그러면서 울며불며 애원을 했던 거예요.

46Böyle dua ederken 하나님 ona bir düşünce verdi.이렇게 기도를 하는 동안에 하나님이 생각을 주시는 거예요.

47Çabucak 서울'a gitmeliyim~빨리 서울로 나가 봐야지~

48Üstüne bir şeyler geçirip dışarı çıkarken, 이제 그대로, o 신앙촌'dan çıkarken, iki yanda çok sayıda şeftali bahçesi vardı, değil mi?덮어놓고 옷을 줒어 입고 나가는데, 이제 그대로, 그 신앙촌에서 나오자면, 그 복숭아밭이 양쪽에 많이 있었죠?

49괴안동'a giden yolun hemen öncesindeki o virajlı yolda 영등포제단'a birlikte gittiği 유 집사 adında bir kişiyle orada karşılaştı.그 괴안동 넘어가는 길 바로 전에 그 꼬부라진 길 거기에서 영등포제단에 같이 나가던 유 집사라는 분을 거기서 만났어요.

50Karşılaştığında 유 집사 çok sevindi. 하나님'ın 조 전도사님'ı böyle karşılaştırdığını söyledi~만났는데 그 유 집사가 반색을 하는 겁니다. 하나님이 이렇게 조 전도사님을 만나게 해 줬다고~

51"Ben 조 전도사님'ı görmek için şimdi 영등포'dan aceleyle arabayla geldim, 하나님 nasıl da burada karşılaştırdı, gerçekten minnettarım.""내가 조 전도사님을 만나려고 지금 영등포에서 부랴부랴 차를 타고 왔는데, 어쩌면 하나님이 여기서 만나게 해 주시는지, 참 감사합니다."

52O zamanlar 30.000 won, çok büyük para mı, küçük para mı?그 당시에 돈 3만 원이면, 굉장히 큰 돈이야, 작은 돈이야?

53Çok büyük bir para.굉장히 큰 돈이에요.

54O zamanlar 30.000 won çıkarıp bu kişiye vererek, "Oğlum bunu verirken, güvenilir birine verip faiz alarak 곗돈 ödememi söylediği için, bu parayı emanet edebileceğim güvenilir birine ihtiyacım var~"그 당시에 3만 원을 꺼내서 이 사람한테 주면서, "이것을 우리 아들이 주면서, 누구한테 믿을만한 사람한테 줘가지고 이자를 받아 가지고 곗돈을 내라고 아들이 한고로, 누구 믿을 만한 사람이 있어야 이 돈을 맡길 수 있죠~"

55"Bu yüzden, iyice düşündüğümde 조 전도사님'dan başka güvenilir kimse olmadığını düşündüm ve bu yüzden geldim, 하나님 burada böyle karşılaştırdı" diyerek seviniyordu."그래서, 곰곰이 생각을 하니까 조 전도사님 밖에는 믿을 만한 사람이 없다고 생각이 나서 이렇게 찾아왔는데, 하나님이 여기에서 이렇게 만나게 해 줬다"고 하면서 기뻐하는 거예요.

56Yani bunu 하나님 mı gönderdi, yoksa bir insan mı gönderdi?그러니까 이게 하나님이 보낸 걸까, 사람이 보낸 걸까?

57하나님 gönderdi, değil mi?하나님이 보낸 거죠?

58하나님 gönderdi ve, 이제 그대로, o zamanlar bir çuval pirinç 2.000 won, 1.000 won veya 800 won civarındaydı.하나님이 보내서, 이제 그대로, 그 당시에 쌀 한 가마에 2000원인가 1000원인가 800원인가 그랬어요.

59O zamanlar paranın değeri vardı.그 당시에 돈이 가치가 있었어요.

60Çünkü bu kişinin maaşı 450 won civarındaydı.이 사람의 월급이 450원인가 했었으니까.

61Yani o zamanlar 30.000 won çok büyük bir paraydı~당시에 그러니까 굉장히 큰 돈이죠~ 3만 원이면.

62Bu yüzden o parayla pirinç alıp eve koydu, sonra da bu kişi o parayla 종로 bölgesine gidip ticaret yapmaya başladı.그래서 그걸 가지고 쌀을 사서 집에다 들여 놓고, 그다음에는 이 사람이 그 돈을 가지고 종로 바닥으로 나가서 장사를 하게 되었던 겁니다.

63이제 그대로, bu kişi 온양 전도관'da iken 정성학 장로 adında bir adam vardı, o kişi 덕소신앙촌'a kola ve gazoz şişeleri tedarik eden bir tedarikçiydi.이제 그대로, 온양 전도관에 이 사람이 있었을 때에 정성학 장로라고 하는 사람이 있었는데, 그 사람이 덕소신앙촌에 콜라 사이다 병을 납품하는 납품업자였어요.

64Ama kola şişelerini tedarik ettiğinde para vermeyip kola ve gazoz olarak almasını söylüyordu, kendisi satma yeteneğine sahip olmadığı için bu kişiye gelip kola ve gazozu satmasını rica etmişti.그런데 콜라병을 납품하는데 돈을 안 주고 콜라 사이다 현품으로 가져가라고 주는데 본인은 파는 재주가 없는 고로, 이 사람한테 찾아와서 콜라 사이다를 팔아 달라고 부탁했던 적이 있었던 겁니다.

65Bu yüzden o kişiye gidip o kola ve gazozu ben satarım, çıkarın. Diyerek o parayı çıkarınca~그래서 이제 그 사람한테 찾아가서 그 콜라 사이다를 내가 팔아 줄 테니까, 내놓으시오. 그러면서 그 돈을 내 놓으니까~

66"Ah~ 전도사님'ın ne parası var da bu kadar büyük bir para getirdi?" dedi."어~ 전도사님이 무슨 돈이 있다고 이렇게 큰 돈을 가져왔습니까?" 그래요.

67"Bu paranın hepsini vermenize gerek yok, ben sadece 10.000 won alacağım, şimdilik bu kola ve gazozu alıp 종로 5가'da bir ofis kurup bir kez kola ve gazoz ticareti yapın.""이 돈 다 줄 필요 없고, 만 원만 내가 받을 테니까, 일단은 이 콜라 사이다를 가지고 종로 5가에다가 사무실을 차려 놓고 콜라 사이다 장사를 한 번 해 보십시오."

68"전도사님 gibi biri her şeyi yapabilir ve başarabilir.""전도사님 같으면 뭐든지 할 수 있는 분이고 해낼 수 있습니다."

69Yani 정성학 장로 bu kişinin inancını ve karakterini bilir mi, bilmez mi?그러니까 정성학 장로는 이 사람의 신앙과 성품을 알까, 모를까?

70O 정성학 장로 da aynı zamanda bir subaydı ve 단국대학 mezunuydu.그 정성학 장로도 역시 장교 출신이요, 단국대학 졸업생이에요.

71Bu yüzden o kişi insanları tanımakla kalmaz, o zamanlar "Bu 전도관'da en iyi inanca sahip kişi bizim 온양 전도관'daki 전도사'dan başkası değildir" diyen birisiydi, o kişi.그러기 때문에 그 사람은 사람을 볼 줄 알 뿐 아니라, 당시에 "이 전도관에서 제일로 신앙이 좋은 사람이 우리 온양 전도관 전도사뿐이다"라고 그러던 사람이예요, 그 사람이.

72Yani o kişi bu kişinin evine gelip defalarca o kola ve gazoz ticaretini, kola ve gazozu satmasını rica etmişti.그러니까 그 사람이 이 사람 집에 와서 여러 번 그 콜라 사이다 장사를, 콜라 사이다를 팔아 달라고 졸랐던 것이에요.

73Yani bu kişi o kişiyi ziyaret edince hoşlanmamış mıdır?그러니까 이 사람이 그 사람을 찾아가니까 싫어했을까?

74Hoşlanmıştır, değil mi?좋아 했겠죠?

75Bu yüzden bu kişi kola ve gazoz ticareti yapmıştı.그래서 이 사람이 콜라 사이다 장사를 했던 거예요.

76Kola ve gazoz ticareti yaparken 서울'da bu kişi, 이제 그대로, o 서울'daki pastanelerin hepsi ele geçirilmişti.콜라 사이다 장사를 할 때에 서울 장안에 이 사람이, 이제 그대로, 그 서울 장안의 제과점은  다 점령이 됐어요.

77Sadece kafeler tamamen ele geçirilmemişti ama çoğu kafe de ele geçirilmişti.다방만은 다 점령이 안 됐지만, 다방도 웬만한 다방은 다 점령됐어요.

78Bu kişi gidip, tekrar gidip, gidip, tekrar gidip, bir keresinde kola ve gazoz satmak için bir içki toptancısına gittiğinde dayak yediğini söylemişti, değil mi?이 사람이 가고, 또 가고, 가고, 또 가고, 한 번은 콜라 사이다를 팔려고 주류 도매상에 한 번 갔다가 매를 맞은 일이 있었다고 그랬죠?

79Yanımda çalışan gencin bisikletine kola ve gazoz yükleyip, o kişiye, içki toptancısı olan kişiye götürüp kolayı eline alarak, "시온 콜라 사이다'nın tadı güzel, bir kez satmayı deneyin" diye vermişti.내가 데리고 있는 청년의 자전거에다가 콜라 사이다를 싣고, 그 사람한테, 주류 도매상을 하는 사람한테 가지고 가서는 콜라를 들고, "시온 콜라 사이다가 맛이 좋으니까 한 번 팔아 보시라" 고 줬던 겁니다.

80O kişi o kolayı alıp şöyle bakıyordu.그 사람이 그 콜라를 받아서 이렇게 보는 겁니다.

81신앙촌 kola'sında siyah bir şeyler yüzüyor muydu, yüzmüyor muydu?신앙촌 콜라에 뭐가 시커멓게 둥둥 떴어, 안 떴어?

82Siyah bir şeyler yüzüyordu, değil mi?시커멓게 뭐가 둥둥 떴죠?

83"Bunu insanlara iç diye mi veriyorsun? Seni pislik!" diyerek bu kişiye tokat attı ve yine bu kişiyi ayakkabısıyla tekmeledi."이걸 사람 먹으라고 주는 거야? 이 새끼야!" 하고 이 사람을 귀싸대기를 갈기고 역시 이 사람도 구둣발로 차요.

84Bu yüzden, yumrukla tokat yiyip ayakkabıyla tekmelenen, ben böyle bir kaderdeyim herhalde. Dedi.그래서, 주먹으로 따귀를 때리는가 하면 구둣발로 맞는, 나는 그런 팔자인가 보다. 그랬어요.

85Küçük amcası döver gibi dövüyordu. O kişi de.작은 아버지가 때리는 식으로 그렇게 때려요. 그 사람도.

86Zorluk çekmiş midir, çekmemiş midir? Çekmiştir, değil mi?고생을 했을까, 안 했을까? 고생을 했겠죠?

87Kendisi de gençliğinde zorluk çekmişti ama, 이제 그대로, o gencin yüzüne bakınca ağır işler yapan bir genç değildi, ticaret yapacak bir genç de değildi ama yumrukla tokat atıp ayakkabıyla tekmelediği için, o kişi uyuyabilir miydi, uyuyamaz mıydı?자기도 젊은 시절에 고생을 했는데, 이제 그대로, 그 청년의 얼굴을 보니까 막노동을 하고 그러던 청년이 아니고, 장사나 할 청년이 아닌데 주먹 따귀를 때리고 구둣발로 찼으니, 그 사람이 잠이 올까, 안 올까?

88Ama o gencin iletişim telefon numarası da yoktu, iletişim kurulacak bir yer de yoktu, böylece bütün gece pişmanlık duydu ve o kişi, 이제 그대로, içki toptancısı olan o amca bu kişiyi bekliyordu.그런데 그 청년의 연락 전화번호도 없고, 연락할 장소도 없는데, 그러면서 밤새도록 후회를 하고 그 사람이, 이제 그대로, 주류 도매하는 그 아저씨가 이 사람을 기다렸던 거예요.

89Ama ertesi gün bu kişi tekrar gidince sevindi mi, sevinmedi mi?그런데 그다음 날 이 사람이 또 가니까 반가워했을까, 반가워 안 했을까?

90Sevinmiştir, değil mi?반가워 했겠죠?

91Sevindi ve bu kişi kolayı "tak" diye açarken, bir kez tadına bakmasını söylediğinde,반가워 하고 그러길래 이 사람이 그 콜라를 타악~ 따면서, 한 번 맛을 보시라고했더니,

92Sadece onu gırt gırt içip, bir şişeyi öylece~ Bir şişe kola çok mu, az mı? Çok, değil mi?그냥 그것을 꿀꺽꿀꺽하고 그냥, 한 병을 그냥~ 콜라 한 병이면 많아, 작아? 많죠?

93Küçük bir şişe değil, o zamanlar 신앙촌 kola'sı biraz büyük bir şişeydi.조그만 병이 아니고, 그 당시에 신앙촌 콜라는 조금 큰 병이에요.

94O büyük şişe kolayı bir kerede hepsini içerek,그 큰 병의 콜라를 한꺼번에 다 마시면서,

95"Bu kadar lezzetli bir şeyi dün ben delirdim herhalde~""이렇게 맛이 좋은 걸 내가 어저께 미쳤지~"

96"Bu kadar lezzetli kolayı getiren kişiyi dövüp gönderdiğim için, gerçekten hata ettim, 죽을 죄 işledim, beni affeder misiniz?" dedi."이렇게 맛 좋은 콜라를 가져오신 걸 때려서 보냈으니, 내가 참 잘못했소, 죽을 죄를 졌소, 용서해 주시겠소?" 그래요.

97"Rica ederim, affetmek ne demek~ Kolada bir şeyler yüzdüğü için amca öyle davranmak zorunda kaldı, değil mi?""천만에요, 용서라니요~ 콜라에 뭐가 둥둥 뜨니까 아저씨는 그럴 수밖에 없죠."

98"Ah~ Gerçekten de 신앙촌 insanlarının farklı bir yanı var. Bugün bir kamyon alacağım, hemen bir kamyon getirin.""아~ 역시 신앙촌 사람들은 다른 점이 있소. 오늘 내가 한 트럭을 살 테니까, 당장 한 트럭을 가져오시오."

99Bir kamyon satarsa çok para kazanır mı, az para mı kazanır?한 트럭을 팔게 되면 큰돈을 벌까, 작은 돈을 벌까?

100Çok para kazanır, değil mi?큰 돈을 버는 거죠?

101Bu yüzden, 이제 그대로, bir kamyon satmış oldu.그래서, 이제 그대로, 한 트럭을 팔게 된 거예요.

102O toptancı dükkanında 신앙촌 kola ve gazozunu koyup, 칠성 사이다 kola'sını satmayıp 신앙촌 kola ve gazozunu satmaya başlayınca, o bölgede 신앙촌 kola ve gazozu yayılır mı, yayılmaz mı?그 도매상회에서 신앙촌 콜라 사이다를 갖다 놓고, 칠성 사이다 콜라를 안 팔고 신앙촌 콜라 사이다를 팔게 되니까, 그 일대에 신앙촌 콜라 사이다가 널릴까, 안 널릴까?

103Yayılır, değil mi?널리게 되죠?

104Bu yüzden tadına bakan insanlar 칠성 콜라 사이다'yı mı içer, 시온 콜라 사이다'yı mı içer?그래서 맛을 본 사람들은 칠성 콜라 사이다를 먹을까, 시온 콜라 사이다를 먹을까?

105시온 콜라 사이다'yı içerler, değil mi?시온 콜라 사이다를 먹는 거죠?

106Böylece o toptancı dükkanında, 이제 그대로, ilk olarak kendi iş yaptığı pastanelere, kafelere ve benzeri yerlere o kola ve gazozu teslim edince, yavaş yavaş duyulur mu, duyulmaz mı?그래가지고 그 도매상회에서, 이제 그대로, 제일 먼저 자기가 거래하던 제과점이나 다방이나 그런데에다가 그 콜라 사이다를 배달해 주니까, 점점 알려져, 안 알려져?

107Duyulmaya başlayınca bu kişi 서울'da, 이제 그대로, pastane olan her pastaneye istisnasız 시온 콜라 사이다'yı soktu.알려지게 되면서 이 사람이 서울 장안에, 이제 그대로, 제과점이란 제과점은 하나도 빼놓지 않고 시온 콜라 사이다를 집어넣은 거예요.

108Bu yüzden, 이제 그대로, bu kişi her akşam tahsilat yapıyordu, değil mi? Yaptı mı, yapmadı mı?그래서, 이제 그대로, 이 사람이 저녁마다 수금을 하고 그랬다고 그랬죠? 그랬어요, 안 그랬어요?

109Bu yüzden, 이제 그대로, bu kişi o kola ve gazoz ticaretini yaparak epey para kazandığını söylemişti, değil mi?그래서, 이제 그대로, 이 사람이 그 콜라 사이다 장사를 해가지고 돈을 꽤 벌었다고 그랬죠?

110Kola ve gazoz ticareti yaparak epey para kazandı.콜라 사이다 장사를 해서 돈을 꽤 벌었어요.

111Bunun gibi, 이제 그대로, her ne olursa olsun 하나님'a inanmak da öyle, 이제 그대로, sizlerin dünyevi işler yapması da öyle, dünyevi işler yapsanız bile tüm samimiyetinizle bağlanırsanız başarılı olur musunuz, olmaz mısınız?이와같이, 이제 그대로, 뭐든지 하나님을 믿는 것도 그렇고, 이제 그대로, 여러분들이 세상의 사업을 하는 것도 그렇고, 세상의 사업을 해도 온 정성을 다 해서 집착을 하면 성공을 해, 성공을 안 해?

112Başarılı olursunuz, değil mi?성공을 하는 거죠?

113Bu yüzden 하나님'a inansa da sıradan bir şekilde inanmadı. Bu kişi.그런 고로 하나님을 믿어도 시시하게 안 믿었어요. 이 사람은.