Ölmekte olan insanları dirilten mucize
1Yasuo'nun tümörlerinin hepsi yok olduğunu söylemişti, değil mi?야스오가 암 덩어리가 다 없어졌다고 그랬죠?
2Tümörleri hepsi yok olmuştu ama sadece birkaç saat öncesine kadar, kanaması vardı ve lağımdan su boşalırcasına kan fışkırıyordu.암 덩어리가 다 없어졌는데 불과 몇 시간 전까지만 해도, 출혈이 돼서 하수구에서 물 쏟아지는 것처럼 피가 콸콸 쏟아졌던 겁니다.
3Bu yüzden doktor "Akşamı çıkaramaz, ölür" demişti.그래서 의사가 "저녁을 못 넘기고 죽는다"라고 말했던 겁니다.
4Hajun üç gün önce Japonya'dan 이 사람'ı aradı, "Yasuo bu akşamı çıkaramayacak ve ölecekmiş. Bu yüzden lütfen onu özel olarak hatırlayın" dedi.하준이가 3일 전에 일본에서 이 사람한테 전화를 했어요, "야스오가 오늘 저녁을 못 넘기고 죽는다고 합니다. 그래서 특별히 기억해 주십시오"
5"Öyle mi? O doktorun sözü, 하나님'ın sözü değil ki. Ölmez.""그래? 그건 의사의 말이지 하나님의 말이 아니지 않느냐. 죽지 않는다."
6"İnsan hayatı dediğin şey, 구세주'nun elindedir.""사람의 생명이라는 건 구세주가 쥐고 있는 거야."
7"이 사람 o canı elinde tuttuğu sürece, ölmek istese de ölemez.""이 사람이 그 생명을 쥐고 있는 한, 죽고 싶어도 죽지 못해."
8"Ölmeyecek, o yüzden merak etme.""안 죽으니까 걱정 마라."
9Bunun üzerine Yasuo'yu telefona verdi.그러니까 야스오를 바꿔주더라고.
10Yasuo'nun gücü olmadığı için sesi çıkmıyordu. "Alo~"야스오가 기운이 없어서 목소리가 안 나와요. "여~보~세~요~"
11"Tamam, sen ölmeyeceksin. Güçlü ol. Kesinlikle ölemezsin.""그래, 너 죽지 않아. 힘내. 절대 죽을 수가 없는 거야."
12Bunun üzerine yine annesi Yoshiko'ya telefonu verdi.그러니까 또 그의 엄마 요시코한테 전화를 바꿔줘요.
13이제 그대로, Yasuo'nun öleceğini duyunca hepsi ümitsizliğe kapılıp güçsüz düştükleri için sesleri çıkar mı, çıkmaz mı?이제 그대로, 야스오가 죽는다니까 전부 다 낙심하고 기운이 빠져서 목소리가 나와요, 안 나와요?
14Sesleri çıkmaz.목소리가 안 나와요.
15Bu yüzden ben de "Yasuo kesinlikle ölmeyecek, o yüzden merak etmeyin" dedim.그래서 내가 "절대로 야스오는 안 죽으니까 걱정 마시오."
16Doktorun bu akşam öleceğini söylediğini belirtti.오늘 저녁에 죽는다고 의사가 말했다는 겁니다.
17"Öyle mi? Ölüp ölmeyeceğini bekle ve gör.""그래? 죽는지 안 죽는지 두고 봐."
18Bu sözleri söyledikten sonra 이 사람 bütün gece 마귀 öldürme duası etti.그 말을 해놓고는 이 사람은 밤새도록 마귀 죽이는 기도를 했던 겁니다.
19Bunun üzerine ertesi gün Hajun'dan telefon geldi, "Teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Teşekkür ederim!"그러니까 그 이튿날 하준이한테서 전화 왔는데, "감사합니다! 감사합니다! 감사합니다! 감사합니다!"
20"Teşekkür ederim" sözünü yüz kere mi iki yüz kere mi söylediğini bilemeyecek kadar sürekli "Teşekkür ederim" dedi...'감사합니다' 소리를 100번 했나 2백 번 했는지 모를 정도로 계속해서 '감사합니다' ....
21"Hey, elbette şükredersin. Ama bizim 승리제단 ailemiz için bu doğal bir şeydir. Ölmezler.""야, 물론 감사하겠지. 그러나 우리 승리제단 식구는 당연한 거야. 안 죽는 거야."
22"Öylece ölmek de keyfine göre olmaz.""그렇게 죽는 것도 마음대로 죽을 수가 없어."
23"이 사람 canı elinde tuttuğu için öyle keyfine göre ölemezsin.""이 사람이 생명을 쥐고 있기 때문에 그렇게 마음대로 죽을 수가 없는 거야."
24Bu yüzden Yasuo'yu telefona verdim.그래서 야스오를 바꿔줬어요.
25"Alo~" Sesi çıkmıyordu. Gücü olmadığı için."여~보~세~요~" 목소리가 안 나와요. 기운이 없어서.
26"Sen ölmeyeceksin! Merak etme! Kesinlikle ölemezsin!""너 안 죽어! 걱정하지 마라! 절대로 죽을 수가 없어!"
27Bunun üzerine yanındaki Yasuo'nun annesi Yoshiko Hanım telefonu aldı.그러니까 또 옆에서 야스오 어머니 되는 요시코 상이 전화를 바꿨어요.
28"Alo~""여보세요~"
29"Yasuo ölmez. Merak etme. Doktor ne bilir ki. Ben bu dünyadaki doktorlara 'bok doktoru' dememiş miydim?""야스오 안 죽어. 걱정 마라. 의사가 뭘 알아. 내가 이 세상 박사들은 똥 박사라고 그랬지?"
30"Bok doktoru. Cahil doktorlardır. Bilmeyen insanlardır.""똥 박사. 무식한 박사들이야. 알지 못하는 사람들이야."
31"Bu yüzden hayat ipini 하나님 tutuyor.""그래서 생명줄을 하나님이 쥐고 있는 거야."
32"O 하나님 insan bedenine bürünüp Koreli olarak gelmiş.""그 하나님이 인간의 몸을 입고 한국 사람으로 와 있어."
33"이 사람 o canı bırakırsa ölür ama canı elinde tuttuğu sürece ölemez." diye 이 사람 güç verince oldukça sevinmişlerdir, değil mi?"이 사람이 그 생명을 놓으면 죽지만, 생명을 쥐고 있는 한 죽을 수가 없는 거야."하고 이 사람이 힘을 주니까 상당히 기뻤겠죠?
34Bu yüzden 이 사람 öyle söyledikten sonra, bu akşam öleceğini söyledikleri için 이 사람 da 마귀'yi sürekli öldürdü.그래서 이 사람이 그렇게 말을 해놓고, 오늘 저녁에 죽는다고 하니까 이 사람도 마귀를 계속 죽였던 겁니다.
35마귀'yi öldürmekten bahsedince, sizler sadece 마귀'yi öldürmek sözünü duydunuz, 마귀'yi öldürme sahnesini görmediniz, değil mi?마귀를 죽인다니까, 여러분들, 마귀 죽인다는 말만 들었지, 마귀 죽이는 광경을 보지 못했죠?
36Sizler de öyle sözler duydunuz ama 마귀'yi nasıl öldüreceğinizi merak ediyorsunuzdur, değil mi?여러분들도 그런 말을 들었지만 마귀를 어떻게 죽일까 궁금증이 있겠죠?
37Yasuo'nun kanı lağımdan su boşalırcasına fışkırıyordu ama ertesi gün kan durdu.야스오가 하수구에서 물이 쏟아지는 것처럼 피가 펑펑펑펑 쏟아졌는데, 그 이튿날 멈춰버렸어요. 피가.
38Kan durdu ve kan nakli de sona erdi, artık kan nakline gerek kalmadı.피가 멈춰버리고, 피를 수혈하던 것도 끝내고 수혈을 안 해도 되는 거예요.
39Bununla birlikte dağ gibi şişmiş karnı hızla indi ve normale döndü.그러면서 배가 산처럼 불렀던 배가 쑤욱 가라앉아서 정상이 돼버린 겁니다.
40Bu yüzden bu Yasuo da kendisinin öleceğini sanmıştı.그래서 이 야스오가 자기도 죽는 줄 안 겁니다.
41"Sen ölemezsin. Senin canını ben tuttuğum için sen ölemezsin.""너는 죽을 수가 없어. 내가 네 생명을 쥐고 있기 때문에 너는 죽을 수가 없어."
42Yasuo'nun annesi ertesi gün sürekli "Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim" dedi.야스오 어머니가 그 이튿날 계속해서 "감사합니다. 감사합니다. 감사합니다. 감사합니다."
43Neredeyse bir saat boyunca telefonu elinde tutarak "Teşekkür ederim" dedi.'감사합니다' 소리를 근 한 시간 가까이 전화통 붙잡고 하는 겁니다.
44Ben kahvaltımı önüme koymuştum, kahvaltım sürekli soğuyordu, yemeğimi yemem gerekiyordu ama o sürekli telefonu elinde tutarak "Teşekkür ederim" diyordu.난 아침밥을 앞에다 놓고 있는데, 아침밥은 자꾸 식어가는데, 밥을 먹기는 먹어야 할 텐데 자꾸 '감사합니다' 소리를 전화통을 쥐고 하는 거예요.
45Bu ancak bizim 승리제단'ımızda olabilecek bir şeydir, başka dünyalarda böyle bir şey olur mu? Olmaz, değil mi?이건 우리 승리제단에서나 있을 수 있는 일이지 다른 세상에서는 이런 일이 있어요? 없죠?
46Doktor bu akşam öleceğini söylemişti, bu yüzden hemen aile üyeleri hepsi öleceğini sanıp Yasuo'ya sarılıp ağlayıp sızlayıp gözyaşı dökmüşlerdir, değil mi?의사는 오늘 저녁에 죽는다고 했고, 그러니까 바로 식구들이 전부 다 죽는 줄 알고 야스오를 붙잡고 울고불고 막 눈물을 흘리고 그랬겠죠?
47Bu yüzden 이 사람'ı arayıp "Bu akşam ölecekmiş. 주님, lütfen onu kurtarın" dediler, ağlayarak.그래서 이 사람한테 전화를 걸어서 "오늘 저녁에 죽는다고 합니다. 주님, 좀 살려주십시오." 하는 겁니다, 막 울면서.
48Bunun üzerine 이 사람 kahkahalarla gülerek "Merak etme. Bana inanmıyor musun? Ben 구세주'yum" dedi.그래서 이 사람이 껄껄 웃으면서 "걱정하지 마라. 날 못 믿겠어? 내가 구세주야."
49"Ölecek bir insan bile, ben canını bırakırsam ölür.""내가 죽을 사람도 내가 생명을 놔야 죽어."
50"Ben tutarsam ölemez.""내가 쥐고 있으면 못 죽어."
51이 사람 böyle söyleyince güç kazanmışlardır, değil mi?이렇게 이 사람이 말하니까 힘을 얻게 되죠?
52Bu yüzden ertesi gün, yani "bu akşam ölecek" denilen günün ertesi günü olan önceki günün sabahı Hajun'dan telefon geldi.그래서 그 이튿날 오늘 저녁에 죽는다는 그 이튿날 되는 그저께 아침에 하준이에게서 전화가 왔어요.
53"Yaşadı, 주님.""살았습니다. 주님."
54"Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.""감사합니다. 감사합니다. 감사합니다."
55Bir saat boyunca teşekkür ederim, teşekkür ederim dedi.한 시간을 두고 감사합니다. 감사합니다.
56Benim önümde yemek masası duruyordu, yemek soğuyordu, yemeğimi çabucak yemem gerekiyordu ama telefonu elinde tutarak neredeyse bir saat boyunca "Teşekkür ederim" diyordu.나는 밥상이 앞에 있는데 밥이 식어가는데 밥을 빨리 먹어야 할 텐데 전화통을 쥐고 '감사합니다' 소리를 근 한 시간 동안 하는 겁니다.
57Doktor öleceğini söyleyince öleceğini sandılar, değil mi?의사가 죽는다고 하니까 죽을 줄 알았죠. 그렇죠?
58Ölecek denilen kişi ölmedi ve lağımdan su boşalırcasına kan fışkırıyordu, bu yüzden doktor kan nakli yapmıştı.죽는다는 사람이 안 죽고, 하수구에서 물이 쏟아지는 것처럼 콸콸콸콸 피가 쏟아지는데, 그래서 의사는 피를 수혈했던 겁니다.
59Sürekli kan verilmezse öleceği için, kan nakli yapmışlardı ama öylece fışkıran kan durdu.피를 계속해서 집어넣지 않으면 죽으니까, 그래서 피를 수혈했는데, 그대로 그렇게 콸콸 쏟아지던 피가 멈춰버린 겁니다.
60Yani doktor şaşırmış mıdır, şaşırmamış mıdır?그러니까 의사 놀랠까, 안 놀랠까?
61"Hey, seni 하나님 kurtarmış gibi görünüyor.""야, 이거 당신은 하나님이 살려준 것 같습니다."
62Doktor da öyle söyleyerek şaşkınlık içinde kaldı.의사도 그렇게 말하면서 깜짝 놀라는 겁니다.
63Bunun üzerine ertesi gün Hajun aradı ve "주님 yaşadı. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim."그러니까 그 이튿날 하준이가 전화 왔는데 "주님 살았습니다. 감사합니다. 감사합니다."
64Sadece nasıl yaşadığına dair bir şey söylemeden sürekli "Teşekkür ederim" diyordu ama gerçekten de o kişi telefonu elinde tutmuş, yemeği soğurken telefonu bırakmadan "Teşekkür ederim" diyordu...그냥 어떻게 살았다는 내용 얘기는 안 하고 계속 "감사합니다" 하는데, 참 이 사람은 전화통을 들고 밥은 자꾸 식어가는데 전화통을 붙들고 '감사합니다' ....
65Sadece Hajun "Teşekkür ederim" demekle kalmadı, telefonu Yasuo'ya verince, Yasuo da yine sürekli kısık sesiyle "Teşekkür ederim. Teşekkür ederim" dedi.하준이만 '감사합니다' 하는 게 아니라, 그 전화통을 야스오한테 바꿔주니까, 야스오가 또 계속해서 안 나오는 목소리로 "감사합니다. 감사합니다." 하는 거야.
66Ve sonra annesi Yoshiko Hanım'a verince o da yine "Teşekkür ederim" dedi...그리고 또 자기 어머니 요시코 상한테 바꿔 가지고 또 "감사합니다." ....
67Üç kişi sırayla "Teşekkür ederim. Teşekkür ederim" dedi...세 사람이 돌아가면서 "감사합니다. 감사합니다." ....
68Bana yemek bile yedirmediler yani, bu yüzden onlara durmalarını söyleyemedim, değil mi?나 밥도 못 먹게 하니 말이야, 그래서 내가 그만하라고 할 수가 없죠?
69Bu yüzden 이 사람 hemen "İçimde 하나님'ın ruhu olduğu için her şeyi 하나님 yapıyor" dedi.그래서 이 사람이 내가 바로 "내 속에 하나님의 신이 계시기 때문에 하나님이 다 하는 거야."
70"Yani ben senin canını bırakırsam ölürsün, senin canını tutarsam ölmezsin, ölemezsin.""그러니까 내가 너의 생명을 놓으면 죽어, 너의 생명을 쥐고 있으면 안 죽어, 죽을 수가 없는 거야."
71"Ölmek istesen de ölemezsin.""죽고 싶어도 못 죽어."
72"İntihar etmek için kendini assan bile, 이 사람 canı bırakmazsa ölmezsin.""자살하려고 목매달아도 이 사람이 생명을 안 놓으면 안 죽게 되어 있어."
73"O kendini astığın ip koparsa kopsun. Ölemezsin.""그 목 매달은 끈이 끊어지면 끊어졌지. 죽을 수가 없는 거야."
74Aynı şekilde 이 사람'ın söylediklerini o insanlar %100 mü inanır, %50 mi inanır?그와 같이 이 사람이 얘기하는 소리를 그 사람들은 100% 믿을까, 50% 믿을까?
75%100 inanırlar.100% 믿는 거야.
76Öylece fışkıran kan durunca, o kanı doktor durdurmuş da değildi, delinmiş deliği kapatarak kan durmuş da değildi, o kan fışkırırken öylece durdu.그렇게 콸콸콸콸 쏟아지는 피가 멈춰버리니, 그 피를 의사가 막은 것도 아니고, 뚫어진 구멍을 막아가지고 피가 멈춘 것도 아니고, 그 피가 콸콸콸콸 쏟아지는데 그게 멈춰버린 거야.
77Bununla birlikte dağ gibi şişmiş karnı tamamen inip normal bir karın haline gelince, yüzü de normale döndü ve 이제 그대로, öylece ölmekte olan kişi yaşayınca, gerçekten de böyle bir mucize yoktur, değil mi?그러면서 산더미처럼 부른 배가 푹 꺼져서 정상적인 배가 되니까, 얼굴도 정상이 돼버리고, 이제 그대로, 그렇게 죽어가던 사람이 살게 되니까, 참말로 기적도 그런 기적은 없는 거죠?
78Bu yüzden doktor da, hastayı tedavi eden doktor da "Bu kişi bu akşamı çıkaramaz, ölür, o yüzden hazırlık yapın" dedi.그래서 의사도 환자 치료하는 의사도 "이 사람은 오늘 저녁 못 넘기고 죽으니까 준비를 하십시오." 그런 거야.
79Cesedi kaldırma hazırlığı yapmalarını söylüyordu.시체 치울 준비를 하라는 겁니다.
80Aileye öyle sözler söylemişti, aile şaşırmış mıdır, şaşırmamış mıdır?가족들한테 그런 말을 했는데 가족들이 놀랬을까, 안 놀랬을까?
81Şaşırmışlardır, değil mi?놀랬죠?
82Doktor öyle derken, ben "Kesinlikle ölmez" dedim.의사는 그렇게 말하는데, 나는 "절대 안 죽어" 그러니까.
83"Ölmez" diyen 이 사람'ın sözüne yarı yarıya inanılsa da, yarı yarıya inanılmazdı, değil mi?"안 죽는다"는 이 사람 말이 반은 믿어져도, 반은 안 믿어지겠죠?
84Ama "Yarın sabaha kadar inanacaksınız. Bekleyin ve görün" demiştim.그러나 "내일 아침이면 믿어지게 될 거다. 두고 봐라." 했던 겁니다.
85Ben kürsüden böyle şeyler bazen söylerim, değil mi?내가 단상에서 이런 말을 가끔 하죠?
86Ölecek denilen kişi ölmez.죽는다는 사람이 안 죽는 겁니다.
87Ölemez.죽을 수가 없는 겁니다.
88Ölmek ve yaşamak, 하나님 canı elinde tuttuğu için, canı elinde tutan o 하나님 이 사람'ın içindedir.죽고 사는 것은 하나님이 생명을 쥐고 있기 때문에, 생명을 쥐고 있는 그 하나님이 이 사람 속에 있는 겁니다.
89이 사람 canı tutarsa ölemezsiniz. Anlıyor musunuz?이 사람이 생명을 쥐면 죽을 수가 없어요. 아시겠어요?
90Yani bizler çok kesin deneyimler görmüş insanlarız, değil mi?그러니까 우리들은 너무나 확실한 체험을 많이 본 사람들이죠?
91Sizlerin böyle deneyimleri çok mu var, az mı var?여러분들 이런 체험이 많아요, 조금 있어요?
92Çok, değil mi?많죠?
93이숙자 권사 fabrikada, değil mi?이숙자 권사가 공장에 있죠?
94O 권사, 이숙자 권사 otobüs çarptığı için kafatası kırılmış ve beyni dışarı çıkmıştı.그 권사가 이숙자 권사가 버스에 치여 가지고 골이 깨져서 골이 바깥으로 나왔습니다.
95O zaman Ewha Üniversitesi Hastanesi'ne gitmişlerdi, doktorlar bu hastanın öleceğini, hazırlık yapmalarını söylemişlerdi.그때 이화대학 병원에 갔는데, 의사들은 이 환자는 죽는다고 준비하라고 했던 겁니다.
96Ama 이 사람, o 이숙자 권사'nın başına bereket diledi ve 이 사람, 이숙자 권사'nın bedenine bereket diledi.그런데 이 사람이 그 이숙자 권사의 머리에다가 축복하고, 그리고 이 사람이 이숙자 권사 몸에다가 축복을 한 겁니다.
97Ama 이숙자 권사 bilinci yerine geldi.그런데 이숙자 권사가 의식이 되돌아왔어요.
98Ve böylece 이숙자 권사 şimdi sağlıklı bir bedenle yaşıyor, değil mi?그래가지고 이숙자 권사가 지금은 건강한 몸으로 살고 있죠?
99Yaşarken, 이 사람 hapse girmeden önce, tekrar mide kanserine yakalandı.살다가 이 사람 옥중에 들어가기 전에 위암이 또 걸렸어요.
100Bu 권사, 마귀'nin "Öl! Öl!" dediği bir insan.이 권사는 마귀가 "죽어라~ 죽어라~" 하는 사람이에요.
101Bu yüzden 이 사람, "권사님, asla ölmeyeceksiniz, endişelenmeyin." dedi.그래서 이 사람이 "권사님은 절대로 죽지 않으니까 걱정 마십시오."
102Bu yüzden 이숙자 권사, erken ölecek bir beden olan kafatasının dışarı çıkacak kadar ağır bir trafik kazasında bile hayatta kaldığı için, 이 사람 onu kurtardığı ve yaşadığı için, 이 사람'ın sözlerine %100 mü inanır, %50 mi inanır?그래서 이숙자 권사는 일찍이 죽을 몸인 해골이 바깥으로 나갈 정도의 그러한 교통사고 속에서도 살았기 때문에, 이 사람이 살려줘서 살았기 때문에, 이 사람 말을 100% 믿을까, 50% 믿을까?
103%100 inanır, değil mi?100% 믿겠죠?
104Bu yüzden o kişi, mide kanserinin ne zaman yok olduğunu bilmeden, şimdi normal bir şekilde iyi yemek yiyor ve çok sağlıklı bir insan haline geldi. Mide kanseri hastası.그래서 그 사람이 그대로 위암이 언제 없어졌는지 모르게 지금은 정상적으로 밥도 잘 먹고 아주 건강한 사람이 돼 있습니다. 위암 환자가.
105Böylece bizim 제단'ımızda, zaman zaman böyle şaşırtıcı mucizelerin çokça yaşandığı bir 제단, değil mi?이렇게 우리 제단에는 이러한 놀라운 기적이 시간 시간이 많이 일어나는 제단이죠?