Normalde rastgele yaşama
1İnsan tanrıdır, insan 하나님'ın çocuğudur.사람이 신이야, 사람이 하나님의 자식이야.
2Bu yüzden insanlara haksızlık edersen, dolandırıcı iyi yaşıyor gibi görünse de iyi yaşayamaz.그래서 사람을 억울하게 하면, 사기꾼이 잘 사는 것 같지만 사기꾼이 잘 살지 못해.
3이제 그대로, o hırsız çetesinin lideri zengin yaşar, gösterişli olur bir süre ama sonunda batıp dilenci olur mu, olmaz mı? Dilenci olur~이제 그대로, 그 쓰리꾼 오야봉이 뭐 부자로 살고 삐까뻔쩍하고 잠시 그러지만은, 결국은 망해가지고 거지가 될까, 안 될까? 거지가 돼~
4이 사람, 이제 그대로, türlü türlü insanlarla arkadaşlık etti, türlü türlü insanları tanır.이 사람은, 이제 그대로, 별의별 사람을 사귀어서, 별의별 사람 다 알아요.
5Hırsız çetesinin lideriyle de arkadaşlık edip öğrendim ki, çok iyi yaşıyordu ama yaklaşık bir yıl sonra dilenci oldu.쓰리꾼 오야봉도 내가 사귀어가지고 알아봤는데, 아주 잘 살았는데, 한 1년 되니까 거지가 되더라고.
6Bu ne demek? Başkalarına haksızlık edip başkalarının parasını gizlice çalıp onunla iyi yaşamaya çalışsa da, kısa bir süre parlayıp iyi yaşayabilir ama o haksızlığa uğrayan kişi, parasını çalan hırsızı lanetler mi, lanetlemez mi?그게 뭐냐면, 남을 억울하게 해가지고 남의 돈을 몰래 훔쳐가지고 그걸 가지고 잘 살려고 했지만, 잠시는 반짝하고 잘 살지 모르지만은, 그 억울한 일을 당하는 그 사람이 그 돈 훔쳐간 쓰리꾼을 저주할까, 저주 안 할까?
7Lanet edersen hiçbir şey yolunda gitmez, anladınız mı?저주하면 되는 노릇이 없어요, 아시겠어요?
8Bu yüzden insanın insanlardan övgü alması ve insanlardan kutsama alması gereken bir durum vardır, bir şeyler yolunda gider, başkalarından lanet alırsan hiçbir şey yolunda gitmez. Anladınız mı?그래서 사람이 사람한테 칭찬을 받고 사람한테 축복을 받아야 되는 노릇이 있고, 뭔가 잘 되는 거지, 남한테 욕을 먹고 남한테 저주를 받으면 되는 노릇이 없는 거야. 아시겠어요?
9이 사람'ın neden 이긴자 olduğunu biliyor musunuz?이 사람이 이긴자가 된 것이 왜 이긴자가 된 줄 알아?
10이 사람 sadece birçok insanın övgüsünü kazanan işler yaptı. Anlıyor musunuz?많은 사람한테 칭찬받는 일만 했어~ 이 사람은. 아시겠어요?
11Sizler, 6.25 Savaşı'nda anne babasını kaybedip okuma fırsatını kaçırmış ve eğitim alamamış gençlere okuma fırsatı sunup onlara ders verdiğinde, o insanlar 이 사람'ı kutsamış mıdır, lanetlemiş midir? Kutsamışlardır, değil mi?여러분, 625 사변 때 부모를 잃고 공부할 기회를 놓쳐가지고 공부 못한 그 젊은 청년들에게 공부할 수 있는 기회를 열어주고, 공부를 가르쳐주니, 그 사람들이 이 사람을 축복했을까, 이 사람을 저주했을까? 축복했겠죠?
12Birçok insan 이 사람'ı övdüğü ve birçok insan 이 사람'ı kutsadığı için, o ses 하나님'ın tahtına ulaşmış mıdır, ulaşmamış mıdır?많은 사람들이 이 사람을 칭찬하고, 많은 사람들이 이 사람을 축복하니까, 하나님 보좌에 그 음성이 상달됐을까, 상달 안 됐을까?
13Ulaşmıştır, değil mi?상달됐겠죠?
14하나님, 이제 그대로, 이 사람'ı gözbebeği gibi sevdiği için, lütfu her an döktüğü için, ayrıca lütfu saklama bilgeliği verdiği için, sonunda 이긴자 olmuş mudur, olmamış mıdır?하나님이, 이제 그대로, 이 사람을 눈동자와 같이 사랑하는 고로, 은혜를 시간시간이 부어주는 고로, 또한 간직하는 지혜를 줘가지고 은혜를 간직해가지고 결국에는 이긴자가 되고 말았어, 안 되고 말았어?
15Böylece sonunda 이긴자 olmuştur.그래서 결국에 이긴자가 되고 만 거야.
16Bu yüzden sizler, 이제 그대로, 영생 kazanmanın sırrı, başkalarından kötü söz işitmemek, başkalarından eleştiri almamak, başkalarının sözlerini ağzına almamak, 이제 그대로, yani kardeşleri tökezletecek sözler söylememek, 이제 그대로, her an ağzıyla sadece 하나님'ı şahitlik eden sözler söylemektir; dünya sözlerini ağzına almak olur mu, olmaz mı?그래서 여러분들, 이제 그대로, 영생 얻는 비결은 남한테 욕을 먹지 말아야 되고, 남한테 비난을 받지 말아야 되고, 남의 말을 입에다 담지 말아야 되고, 이제 그대로, 말하자면 형제를 실족시키는 말을 하지 말아야 되고, 이제 그대로, 시간시간이 그 입을 하나님을 증거하는 말만 해야지, 세상 말을 입에다 담으면 되겠어, 안 되겠어?
17Olmaz, değil mi?안 되겠죠?
18Ancak o zaman 이긴자 olunur ve ancak o zaman kurtuluş elde edilir.그래야 이긴자가 되고 그래야 구원을 얻는 겁니다.
19İşte kurtuluş elde etmenin yolu budur ve kutsanmanın yolu da budur. Anlıyor musunuz?그게 바로 구원을 얻을 짓이고 그것이 축복받을 짓이에요. 아시겠어요?
20Bu yüzden 이 사람 bazen, ölecek işler yaptığı için öldüğünü, yaşayacak işler yaptığı için ölmediğini söyler, değil mi?그러기 때문에 이 사람이 가끔, 죽을 짓을 해서 죽는 거지 살 짓을 해서 죽는게 아니라고 그러죠?
21이 사람'ın sözleri doğru sözler mi, eğri sözler mi?이 사람 말이 정확한 말이야, 삐딱한 말이야?
22Doğru sözler, anlıyor musunuz?정확한 말이야 아시겠어요?
23Bu yüzden kişi ölecek işler yaptığı için ölür, öyle tesadüfen ölmek diye bir şey yoktur. Anlıyor musunuz?그래서 바로 죽을 짓을 해서 죽는 것이지, 그냥 우연히 죽는 법은 없어요. 아시겠어요?
24İnsan asla tesadüfen ölmez.절대로 사람은 우연히 죽는게 아니야.
25Arabanın altında kalarak ölmek de ölecek işler yaptığı için yıldırım çarpmasıyla ölmektir.차에 갈려서 죽는 것도 죽을 짓을 해서 벼락맞아서 죽는거야.
26Arabanın altında kalarak ölmek yıldırım çarpmasıdır, yıldırım çarpması değil midir?차에 갈려서 죽는 게 그게 벼락 맞는 거야, 벼락 맞는 게 아니야?
27İşte o yıldırım çarpmasıdır, anlıyor musunuz?그게 벼락 맞는 거야, 아시겠어요?
28이제 그대로, çocukken ailem "bu yıldırım çarpmış velet" gibi bir küfür mü yemişti, anlıyor musunuz?이제 그대로, 어렸을 때 저희 부모가 "이 벼락맞을 놈의 새끼" 라는 욕을 먹었던지, 아시겠어요?
29Bu yüzden yıldırım çarpmasıyla ölür, boş yere yıldırım çarpmasıyla ölmez.그래서 벼락맞아서 죽는 거야, 괜히 벼락맞아서 죽는 게 아니야.
30Onun bir kökeni vardır, bir nedeni vardır.그 근원이 있는 거예요, 원인이 있는 거예요.
31Nedensiz sonuç ortaya çıkamaz.원인이 없이 결과가 나올 수가 없어요.
32Mutlaka bir nedeni olduğu için, ölecek bir nedeni olduğu için ölür.반드시 그 원인이 있기 때문에, 죽을 원인이 있기 때문에 죽는 거에요.
33Bu yüzden sizler, ölecek nedeni ortadan kaldırmalı mıyız, ölecek nedeni ortadan kaldırmamalı mıyız?그렇기 때문에 여러분들, 죽을 원인을 제거해야 돼요, 죽을 원인을 제거 안 해야 돼요?
34Ölecek nedeni ortadan kaldırmalıyız.죽을 원인을 제거해야 돼.
35Ölecek nedeni ortadan kaldırıp 영생 edecek nedeni her zaman yaratarak yaşamalıyız, değil mi? Öyle mi, değil mi?죽을 원인을 제거하고 영생할 원인을 항상 만들면서 살아야 되겠죠? 그래요, 안 그래요?
36Bir düşünün. 이 사람 eskiden Seul'de öğrenim görürken üç öğrenciye ders verdiğini söylemişti, değil mi?여러분들 생각을 해봐요. 이 사람이 옛날에 서울서 고학을 할 때에 고학생 세 사람을 공부를 가르쳤다고 그랬죠?
37Her gece "Yapışkan pirinç mochi~ Yapışkan pirinç keki alın~" diye bağırarak, gündüzleri ev ev kibrit ve sabun satarak öğrencilere ders verecek kadar ileri gitmişti.밤마다 "찹쌀모찌~ 찹쌀떡 사려~" 해 가면서, 낮에는 집집마다 성냥 팔고 비누를 팔러 다니면서 고학생을 가르칠 정도였던 겁니다.
38O zaman, o yardımı alarak okuyan insanlar 이 사람'a minnettar olup, 이 사람'a, 이제 그대로, her zaman~ 이 사람'ı kutsamış mıdır, 이 사람'a lanetlemiş midir?그러면, 그 도움을 받고 공부하는 사람들이 이 사람한테 고맙게 생각을 하고, 이 사람한테, 이제 그대로, 항상~ 이 사람에게 축복을 해줬을까, 이 사람에게 저주를 했을까?
39Kutsamışlardır, değil mi?축복을 해줬겠죠?
40이 사람'ın ders verdiği kişilerden biri sınıf arkadaşıydı, 이 사람'ın ilkokul sınıf arkadaşıydı, bana hep "Jo Hyung, Jo Hyung" derdi, sınıf arkadaşı olmasına rağmen "Jo Hyung, Jo Hyung" derdi, 이 사람'a hep "Milletvekili ol" derdi.이 사람이 공부를 가르키는 사람 중에 한 사람은 동창생이예요, 이 사람의 국민학교 동창생 동창생인데, 항상 나더러 "조형, 조형"하면서, 동창생인데 "조형, 조형"하면서, "국회의원 나가라"고 맨날 그랬어요, 이 사람한테.
41"Jo Hyung milletvekili olursa, hayatımı ortaya koyar, Gimpo bölgesini dolaşarak propaganda yapar ve seçilmesini sağlarım, bu yüzden Jo Hyung, lütfen milletvekili ol" demişti."조형이 국회의원 나가면 내가 생명을 걸고 김포 바닥을 다니면서 선전해가지고 당선되도록 해 줄 테니까, 조형, 제발 국회의원 나가시라"고 했었어요.
42O kişinin adı Du Byeong-chan'dı, Gimpo-gun, Gimpo-myeon, Paro-ri'de yaşayan bir kişiydi.그 사람의 이름이 두병찬인데, 김포군 김포면 파로리에 사는 사람이에요.
43Şimdi hala orada mı yaşıyor bilmiyorum ama, 이제 그대로, 이 사람 onu ortaokul, lise ve Dongyang Teknik Lisesi'ne kadar okuttu, sonra da Chilseong Cider fabrikasında işe yerleştirdi.지금도 사는지 모르겠습니다만, 이제 그대로, 이 사람이 중학교, 고등학교, 동양공업고등학교까지 공부를 시키고, 그 다음에는 칠성사이다 공장 취직까지 시켜 줬어요.
44Sizler, 이제 그대로, 이 사람 Seul'ün her yerinde Zion Kola ve Cider satmaya başlayınca, Chilseong Kola ve Cider satılır mı, satılmaz mı?여러분들, 이제 그대로, 이 사람이 시온 콜라 사이다를 서울 장안을 누비고 다니면서 팔게 되니까, 칠성 콜라 사이다가 팔려, 안 팔려?
45Satılmaz olunca, Chilseong Kola ve Cider fabrikasındaki insanlar 이 사람'a küfretmiş midir?안 팔리니까, 칠성 콜라 사이다 공장 사람들이 이 사람을 욕을 했을까?
46Küfretmediler~욕을 안 해~
47이 사람'ı bulup, "Gerçekten harikasınız" dediler.이 사람을 찾아와서, 당신 참 훌륭합니다.
48"İstediğiniz kadar maaş vereceğiz, lütfen bizim Chilseong Kola ve Cider'ımızı satın" demişlerdi.당신이 원하는 대로 월급을 줄 테니까, 우리 칠성 콜라 사이다를 팔아 달라고 그랬던 겁니다.
49Ben de, 이제 그대로, "Çok para veriyorlar diye Chilseong Kola ve Cider satıp, Zion Kola ve Cider satmazsam, hain olmaz mıyım?" dedim.그래서 내가, 이제 그대로, "돈 많이 준다고 해서 칠성 콜라 사이다를 팔고, 시온 콜라 사이다를 안 판다면, 나는 배신자가 되지 않겠습니까?"
50"Bunu yapamam.""난 그럴 수가 없습니다."
51"Açlıktan ölsem bile bunu yapamam" deyince, o kişi önümde gözyaşı döktü, önümde."내가 굶어 죽더라도 난 그 짓을 못합니다" 하니까, 그 사람이 내 앞에서 눈물을 흘려요, 내 앞에서.
52"Bu dünyada sizin gibi bir öğretmen var mı~""이 세상에도 선생님 같은 분이 있습니까~"
53Çok duygulanıp gözyaşı dökerek, "Aman Tanrım, bu dünyada sizin gibi bir öğretmen de mi var~" demesi kutsama mıdır, lanetleme midir?너무 감격해서 눈물을 흘리면서, "세상에, 이 세상에 선생님 같은 분도 있습니까~" 하는 건 바로 축복을 한 걸까, 저주를 한 걸까?
54Kutsamadır, değil mi?축복을 한 거죠?
55Madem bu dünyada yaşıyoruz, harika biri olduğumuz söylentisini duyarak yaşamalıyız, madem bu dünyada yaşıyoruz, "Şu berbat adam, şu işe yaramaz adam" gibi sözler duyarak yaşasak olur mu?기왕 세상에 살 때에 훌륭하다는 소리를 듣고 살아야지, 기왕 세상을 살 때에 "저거 몹쓸 놈이야, 저거 행편 없는 놈이야" 이런 소리를 듣고 살면 되겠어요?
56Olmaz, değil mi?안 되죠?
57Böylece o kutsamaları aldı ve o kutsamalar birikerek, bugün 하나님'ın lütfunu kazanmasına neden oldu.그래서 그러한 축복을 받고, 그 축복이 쌓여서, 오늘날 하나님의 총애를 받게 된 것입니다.
58Ayrıca o 하나님'ın lütfunu kazanana kadar, 이제 그대로, lütfu hak edecek tohumlar ekmiş midir, ekmemiş midir?또한 그러한 하나님의 총애를 받기까지는, 이제 그대로, 총애를 받을 만한 씨를 심었어, 안 심었어?
59Tohumlar ekmişti, anlıyor musunuz?씨를 심었던 거야, 아시겠어요?
60Bu yüzden 이제 그대로, sıradan zamanlarda öyle rastgele yaşama~그래서 이제 그대로 평상시에 그냥 아무렇게나 살지 말어~
61Her zaman "Bu kişi vazgeçilmez bir insan, bu kişi gerçekten harika bir insan, bu kişi gerçekten örnek alınacak bir insan" gibi sözler duyarak yaşa. Anlıyor musunuz?항상 이 사람은 없어서는 안 될 사람, 이 사람은 참 훌륭한 사람, 이 사람은 참으로 본받을 만한 사람, 이런 소리를 듣고 살아요. 아시겠어요?
62İnsanların kutsamasını almalısın ki kurtuluşu alabilesin.사람들의 축복을 받아야 구원을 받을 수 있어요.
63"Bu kişi olmaması gereken bir insan" sözünü duyarsa, o kişinin kurtuluşu yoktur.이 사람은 있어서는 안 될 사람이라는 소리를 들으면 그 사람은 구원이 없어요.
64Nereye giderse gitsin, o kişinin bu toplumda tutunacak bir yeri var mıdır?어디를 가든, 그 사람은 이 사회에서도 그런 사람이 발붙일 곳이 있어요?
65Tutunacak bir yeri yoktur.발붙일 곳이 없어요