Hakim ve savcıların kurguladığı olay
1우리 제단'da birçok insanı öldürüp dağa götürüp gizlice gömdüğünü, 이 사람'ın bunu emrettiğini ve öyle yaptığını yayınlarda söylediler ve gazetelerde çıktı, değil mi?우리 제단에서 많은 사람을 죽여서 산에 갔다가 암매장했다고 이 사람이 그걸 지시해서 그렇게 했다고 방송에서 떠들고 신문에 나고 그랬죠?
2Bu yüzden 이 사람, 탁명환 öldüğünde bile, 이 사람'ın görüşe gelen kişilere 탁명환'ı öldürmelerini emrettiğini söyleyerek 이 사람'ı her gün çağırıp sorguluyorlardı, ne kadar sorgulasalar da, sorgu memurunun da gözü olduğu için, 이 사람'ın gözlerine baksa da, 이 사람'ın tüm davranışlarını görse de, 이 사람'ın tüm hareketlerini görse de insan öldürecek biri gibi görünür mü?그래서 이 사람이 그 탁명환이 죽었을 때에도, 이 사람이 면회해 온 사람들한테 지시해서 탁명환이를 죽였다고, 이 사람을 매일 불러내다가 조사를 하는데, 암만 조사를 해봐야 조사관도 눈이 있는 고로, 이 사람의 눈동자를 본다든지, 이 사람의 모든 품행을 본다든지, 이 사람의 모든 행동거지를 보아도 사람 죽일 사람으로 보이겠어요?
3Görünmez, değil mi?안 보이죠?
4Yani "Vay canına, böyle suçsuz bir insanı durmadan böyle sorguluyorlar" diye şikayetlerini benim önümde dile getirerek sorgulayan savcılar da vardı.그러니까 "햐~ 이렇게 죄도 없는 사람을 자꾸 이렇게 조사를 하고 이런다"라고 불만을 나 앞에서 말하면서 조사하는 검사들도 있었어요.
5Bu yüzden "탁명환'ı 영생교 öldürmedi mi?"그래서 "탁명환이를 영생교에서 죽이지 않았느냐?"
6"Cemaat üyelerine öldürttünüz, değil mi?" diyerek sordukları soruları durmadan tekrar tekrar soruyorlardı, öylece."교인들을 시켜서 죽인 것 아니야?" 하고서 묻는 말을 계속해서 되풀이해서 물어, 그냥.
7Hayır desem de tekrar tekrar soruyorlar, tekrar soruyorlar, tekrar soruyorlar, bütün gün, gece geç saatlere kadar soruyorlar.아니라고 그래도 되풀이해서 또 묻고, 또 묻고, 또 묻고, 하루 종일, 밤늦게까지 물어요.
8Bu yüzden 이 사람 sadece hayır demekle kalmayıp "Ben çocukluğumdan beri cana kıymanın büyük bir günah olduğu konusunda eğitim aldım."그래서 이 사람은 아니라고만 말하는 것이 아니고 "나는 어려서부터 생명을 죽이는 일은 큰 죄라고 교육을 받았다."
9"Bu yüzden karınca böyle sürünürken karıncayı ezmeyeyim diye zıplayarak geçerim, karıncanın üzerinden basıp geçtiğim bir örnek yoktur.""그래서 개미가 이렇게 기어가면 개미를 밟을까 봐 껑충 뛰어서 건너가지, 개미가 기어가는걸, 밟고 지나가 본 예가 없다."
10"Böylece karınca canını bile değerli sayan bir insan nasıl insan öldürebilir ki?""그렇게 개미 생명도 귀중하게 여기는 사람이 어찌 사람을 죽일 수가 있겠는가?"
11"Ve ayrıca 이 사람 sadece insanı nefret etmenin bile cinayet suçu olduğunu hep vaaz eden bir insandır.""그리고 또 이 사람은 사람만 미워해도 살인죄라고 설교를 늘 했던 사람이다."
12Böyle söylesem de yine de kabul etmiyorlar.이렇게 말을 해도 그래도 인정을 안 해요.
13이 사람 her türlü şeyi söylemedi mi sanki?별의별 무슨 말을 안 했겠어요, 이 사람이.
14Beni cinayet suçlusu olarak şüphelenip sorgulayan kişiye 이 사람 ne söylemedi ki?나를 살인 죄인으로 의심하고 조사하는 사람한테 이 사람이 무슨 말을 안 했겠어요?
15Ben onu hepsini anlatmaya kalksam sadece birkaç saat konuşmam gerekir. Değil mi?내가 그걸 다 말하자면 그냥 몇 시간을 얘기해야 돼요. 그렇죠?
16Öyle söylesem de dinlemiyorlar ve şüpheleniyorlar ve kendisi 이 사람'ın suçunu asla ortaya çıkaramayacağını söyleyerek çok korkunç bir savcıya yönlendiriyorlar.그렇게 말을 해도 안 듣고 의심을 하고, 자기는 도저히 이 사람의 죄상을 캐낼 수 없다고 해서, 아주 무서운 검사한테 배치시켜요.
17Yani şimdi o korkunç savcının yanına girince, gözleri kocaman, gözleri.그러니까 이제 그 무서운 검사한테 들어가니까, 그냥 눈이 왕방울만 해, 눈이.
18Gözleri kocaman olan o kişi sadece "Hemen çabuk buraya otur!" diye korkutuyor.눈이 왕방울만 한데가 그냥, "그냥 빨리 이리 앉아!" 겁을 줘요.
19Öyle korkutsa ne olur ki ben tir tir titrer miyim?그렇게 겁줘봐야 내가 덜덜 떨겠어요?
20이 사람'ı ne kadar korkutmaya çalışsalar da sakin olduğu için, çabuk otur derlerse daha yavaş gidip yürüyerek oturur.이 사람을 암만 무섭게 해도 태연하니까, 빨리 앉으라면 더 천천히 가서 걸어가서 앉아요.
21"Çabuk otur, çabuk otur!""빨리 앉아, 빨리 앉아!"
22Yavaşça gidip çok nazikçe yürüyerek oturur.천천히 가서 아주 점잖게 걸어가서 앉아요.
23Yani o korkutucu savcı aceleci olduğu için, değil mi?그러니까 그 무섭게 하는 검사가 성질이 급하니까 그렇죠?
24Yani o kişi aceleci olduğu için o birkaç şeye sadece bakıp olmadığını düşününce "Geri dön!" diyor.그러니까 그 사람이 성질이 급하니까 그 몇 가지를 그냥 보더니 아닌가 싶으니까 "돌아가!" 그래요.
25O kişi sadece bir saat sorgulayıp sadece gitmemi söyledi, sadece.그 뭐 그 사람은 한 시간만 조사하고 그냥 가래요, 그냥.
26Aceleci insanlar öyle yaparmış.성질 급한 사람은 그러더라고요.
27Bu yüzden gerçekten bu savcıdan, o savcıdan sorgulandım ama sorgulayan her savcının söylediği şuydu: "O kişi asla cinayet işleyebilecek biri değildir."그래서 참, 이 검사, 저 검사한테 조사를 받아봤지마는 그 조사받던 검사마다 하는 말이, "도저히 그 사람은 살인할 만한 사람이 아닙니다."
28Hep bir ağızdan söylüyorlardı.이구동성으로 말하게 돼요.
29Böyle olunca sonunda cinayet suçundan beraat etmiş oldum.그렇게 되니까 결국은 살인죄에 대해서는 무죄가 된 거예요.
30Bu yüzden Cumhurbaşkanından benimle ilgilenen savcıya telefon geldi.그래서 대통령한테서 나 담당한 검사한테 전화가 왔어요.
31O savcının söylediği şuydu: "Suçu yok. Ne kadar arasak da yok. O yüzden serbest bırakmalıyız." deyince.그 검사가 하는 말이 "죄가 없습니다. 아무리 찾아봐도 없습니다. 그러니까 내보내야죠." 그러니까.
32Muhtemelen orada ne dediler biliyor musunuz? "O 이슬성신'in indiği insanların gözüne görünmüyor, değil mi? O yüzden onu manipüle edip, fotoğrafları manipüle edip aileleri aldatarak 헌금 topladınız, o dolandırıcılık değil mi? O yüzden dolandırıcılıktan bağla~" böyle oldu.아마 거기에서 말하기를 뭐라 하느냐 "그~ 이슬성신 내린다는 게 사람 눈에 안 보인다고 하잖아~ 그러니까 그걸 조작을 해가지고 사진을 조작을 해가지고 식구들을 속여서 헌금 거두었으니까 그건 사기가 아니야~ 그러니까 사기로 묶어~" 이렇게 된 거예요.
33"Evet, evet, anladım!" diyor."예, 예, 알았습니다!" 그래요.
34Derken o savcının söylediği şuydu: "Hanımefendi/Beyefendi, bu Cumhurbaşkanı böylece sizi hapse atın, tutuklayın diyor ama siz nasıl, siz öylece nasıl çıkabilirsiniz ki? Cumhurbaşkanı böyle tutuklayın diyor ama..."그러면서 그 검사하는 말이, "여보, 이거 대통령이 이렇게 당신, 징역을 주라고 구속하라고 하는데, 당신 어떻게~ 당신 그냥 어떻게 나갈 수가 있어~ 대통령이 이렇게 구속하라고 하는데…."
35Derken o savcı çok dert yanıyor.그러면서 그 검사가 아주 하소연을 해요.
36Sessizce tutuklanıp hapis cezasını çekip yaşa demek istiyor, değil mi?잠자코 구속돼서 징역이나 받고 살라는 얘기죠?
37Ben de bakınca o savcıya acıdım.그래서 내가 보니까 그 검사 불쌍해 보여.
38이 사람'ın bakış açısına göre, yani o yüksek mevkideki kişinin uşağı değil mi? Öyle mi, değil mi?이 사람이 볼 때에 말하자면 그 높은 사람의 하수인 아녜요? 그래요, 안 그래요?
39Yüksek mevkideki kişinin dediğini yapan kişi uşak değil de nedir?높은 사람이 하라는 대로 하는 게 그게 하수인이지, 뭐야?
40Bu yüzden "Ah~ sen gerçekten çok acınası birisin!" dedim.그래서 "아~ 너는 참 불쌍하다!"라고 그랬어요.
41Ama şimdi bu dünya alt üst olduğunda, o zaman sen, sen perişan olacaksın. İçimden öyle dedim.그러나 이제 이 세상이 뒤집어질 때 그때에 너는~ 너는 비참하게 될 것이다. 속으로 그랬어요.
42Sen perişan olacaksın. 이 사람'ın kim olduğunu bilmediğin için mi böyle yapıyorsun?너는 비참하게 된다. 이 사람이 누구라는 걸 몰라서 니가 그러는구나?
43Bu yüzden 이 사람 sakince, sorguladıkları gibi 이 사람 konuştu.그래서 담담하게 이 사람은 조사하는 대로 그대로 이 사람이 말씀을 했던 겁니다.
44이제 그대로, o on altı kişi dava açtığında bile bu kişiler 헌금 yapmamışlardı.이제 그대로, 그 열여섯 명이 고소할 때에도 이 사람들이 헌금을 한 사실이 없다.
45헌금'u ben aldım.헌금은 내가 받았다.
46Ben almış olsam da, alıp kadınlar derneği başkanına vermiş olsam da, 헌금'u alan bendim.내가 받았지만 받아서 부인회장한테 주기는 했지마는 헌금 받기는 내가 받았다.
47Aldığım için 헌금 yapanı ve yapmayanı biliyorum.받았기 때문에 헌금을 한 사람과 안 한 사람을 안다.
48Fakat bu kişiler 헌금 yapmamışlardı.그런데 이 사람들은 헌금을 한 사실이 없다.
49헌금 yaptıkları bir gerçek yoktu, ayrıca bu kişi 헌금 yapmıştı ama 84 yılında 헌금 yapmıştı.헌금한 사실이 없고, 또 이 사람은 헌금하기는 했는데 84년도 헌금을 했다.
5084 yılında 헌금 yaptığına göre, zaman aşımı süresi geçmemiş miydi?84년도에 헌금을 했으니까, 공소시효가 넘지 않았느냐?
51Yedi yıl geçerse zaman aşımı süresi geçmiş demektir.7년이 넘으면 공소시효가 넘은 거예요.
52Fakat 1994 yılında bu kişiyi tutuklayıp soruşturduklarına göre, yani 1995 yılında soruşturduklarına göre, 1984 yılı 10 yıldan fazla geçmiş oluyor, değil mi?그런데 1994년도 이 사람을 구속해가지고 조사하는 거니까, 그 1995년도 조사하는 거니까 1984년도면 10년이 넘은 거죠?
53Çoktan geçmişti bile.넘어도 많이 넘은 거예요.
54Böyle söyleyince, 이제 그대로, "Bu kişi 1984 yılında 헌금 yaptığını değil, 1988 yılında 헌금 yaptığını söylüyorlardı..." diyorlar.그래서 이렇게 말을 하니까, 이제 그대로, "이 사람은 1984년도 헌금했다는 게 아니라 1988년도 헌금했다는 건데...." 그래요.
55"Bu bir yalan!" dedim."그건 거짓말이다!" 그랬어요.
56Bu bir yalan.그건 거짓말이다.
57Zaman aşımı süresi geçtiği için öyle... Ben cezalandırılamayacağım için beni cezalandırmak amacıyla 1988 yılında 헌금 yaptığını söylüyorlar.공소시효가 넘어서 그렇게…. 내가 처벌받을 수 없으니까 나를 처벌할 목적으로 1988년도에 헌금했다고 한다.
581988 yılında 헌금 yapan kimse yok!1988년도 헌금한 사람이 없다!
59Bunların arasında 1988 yılında 제단'a bile gelmeyenler vardı.이 중에는 1988년도에는 제단도 안 나왔다.
60최순희 1987 yılına kadar 제단'a gelmiş, 88 yılından sonra ise 제단'a gelmediğini tanıklık bile etmiş biridir, değil mi?최순희는 1987년도까지 제단 나오고, 88년도 이후에는 제단 안 나왔다고 증언까지 한 사람이죠?
61Böyle bir kişinin 1988 yılında 헌금 yaptığını kabul ederek 이 사람'ı cezalandırdılar.그런 사람이 1988년도에 헌금했다는 걸 그것을 인정해가지고 이 사람을 처벌한 겁니다.
62최순희 mahkemede tanıklık bile etmişti. "1987 yılında kendisinin 제단'dan ayrılmadığını" diye tanıklık bile etmişti, ve kendi ağzıyla böyle söylemişken, 1988 yılından sonra 헌금 yaptığını savcının veya hakimin kabul etmesi demek, o hakimin veya savcının gerçekten kasıtlı olarak 이 사람'ı cezalandırmak için olayı manipüle ettiği anlamına gelir, değil mi?최순희가 법정에서 증언까지 했던 겁니다. "1987년도에 자기가 제단을 나갔지 않았다"라고 이렇게 증언까지 했고, 자기 입으로 그렇게 말을 했는데, 1988년도 이후에 헌금을 했다는 것을 그걸 검사나 판사가 인정한다는 것은 그 판사나 검사가 참으로 고의적으로 이 사람을 처벌하기 위해서 그렇게 조작한 사건이죠?
63Bu yüzden 이 사람 gerçekten ne yapsa olmuyor gibi olunca, "Öyleyse, hapishanede de kilise olduğuna göre, bu kilisede cemaatimizi toplayıp 이 사람'ın ibadeti yönetmesini sağlayarak savcı, hakim gelip bizzat fotoğraf çekse de olur~ birini gönderip fotoğraf çektirse de olur, gazeteciler gelip fotoğraf çekse de olur, öyleyse bir fotoğraf çekin."그래서 이 사람이 참으로 이래도 저래도 안 되니까, "그렇다면, 교도소에도 교회가 있으니까, 이 교회에 우리 교인들을 모아놓고 예배 인도를 이 사람이 하게 해가지고 검사, 판사가 와서 직접 사진을 찍어도 좋고~ 사람을 시켜서 와서 사진을 찍어도 좋고, 신문 기자들더러 와서 사진 찍어도 좋으니 사진을 찍어보시오."
64"감로 이슬성신'in inip inmediğini bir fotoğraf çekin.""감로 이슬성신이 내리나, 안 내리나 사진을 찍어보시오."
65Eğer o çekilirse, 이 사람 masum olur, değil mi?그게 찍혀 나오면 이 사람이 무죄가 되는 거죠?
66O çekilirse masum olacağı için, 이 사람 öyle yapmalarını söylemesine rağmen sonuna kadar fotoğraf çekmediler.그게 찍혀 나오면 무죄가 되니까, 이 사람이 그렇게 하라고 해도 끝까지 사진을 안 찍었어요.
67Sonuna kadar 이 사람'ın sözünü dinlemeyip doğrudan 7 yıl hapis yatmasını sağladılar.끝까지 이 사람의 말을 들어주지 않고 그대로 징역을 7년간 살게끔 밀어붙이는 거야.
68Bu, bir kişiyi kasıtlı olarak hapse attırma eylemiydi, değil mi?이건 한 사람을 고의적으로 징역을 살게 한 처사죠?
69Bu tür şeyler ancak ilkel ülkelerde olur, gelişmiş ülkelerde böyle şeyler olmaz.이건 미개한 나라에서나 이런 일이 있지, 선진국에서는 이런 일이 없어요.
70Sanığın talebi yerine getirilir, fotoğraf çekmesini istiyorlar, çekmeleri gerekirdi, neden çekmiyorlar?피고인이 요구하는 대로 해주게 되어 있지, 사진을 찍어 보라는데 사진을 찍어봐야지, 왜 안 찍어요.
71Yapılması isteneni yapmamak, arkalarında bir pislik olduğu için yapmazlar, değil mi? Öyle değil mi? Değil mi?하라는 걸 하지 않는 건, 뒤가 구리니까 안 하죠? 그래요, 안 그래요?
72Bu yüzden 이 사람 fotoğraf çekmelerini söylemesine rağmen, avukatı da fotoğraf çekmelerini söylemesine rağmen, duymamazlıktan gelip hüküm verdiler.그래서 이 사람이 사진을 찍어 보라고 그러고, 변호사도 사진을 찍어 보라고 해도, 못 들은 척하고 판결하고 마는 거야.
73Böyle bir olay, 이 사람'ın 1994 yılı 10 Ocak'ta o savcılığa gidip 11 Ocak'ta tutuklanarak doğrudan o cezaevine konulmasıyla sonuçlandı, değil mi?그런 일이 이 사람이 1994년도 1월 10일 그 검찰청에 가서 1월 11일 구속되어서 그대로 그 구치소에 구속이 되었던 거죠?
74이 사람'ın tutuklandığı gün, televizyon muhabirleri, gazete muhabirleri, akın edip kamera çekmek için ortalığı ayağa kaldırmışlardı, o zaman.이 사람이 구속되는 날, 방송국 기자들, 신문 기자들, 몰려 들어와서 카메라 찍느라고 난리들 났죠, 그때.
75Bu yüzden 이 사람'ın, bu iplere bağlanıp sürüklenirken fotoğrafının çekildiğini gördünüz, değil mi?그래서 이 사람, 이 밧줄에 묶여서 끌려가는 걸 사진에 찍혀 나온 걸 봤죠?
76이 사람'ın tutuklandığını görünce, papazlar sevinmiş, çok mutlu olup zıplamışlar, kendi aralarında parti bile düzenlemişler, papazlar toplanıp içki içmişler, öyle diyorlar.이 사람 구속된 걸 보고, 목사들이 좋아하고 굉장히 기뻐 뛰고 저희들끼리 파티도 열고, 목사들끼리 모여서 술도 먹고 그랬대요.
77Bu tür haberler hapishaneye kadar geliyordu, hapishaneye kadar.그런 소리가 교도소까지 들어와요, 교도소까지.
78Ne kadar sevinmiş olmalılar ki o içkiyi içmişler. Öyle değil mi? Değil mi?얼마나 좋으면 그 술을 처먹었겠어요. 그래 안 그래?
79Bu yüzden o kadar sevinen o herifler bir gün cezalarını bulacaklar mı, bulmayacaklar mı?그래서 그렇게 좋아했던 그놈들이 언젠가는 혼날까, 혼 안 날까?
80Bulacaklar, değil mi?혼나죠?
81Bir gün cezalarını bulacakları gün gelecek, değil mi?언젠가는 혼날 날이 오죠?
82Bu nedenle bu dünya, bu tür yolsuzlukların örtbas edilebileceği bir dünya mıdır?그런고로 이 세상은 그러한 비리가 묻힐 수 있는 세상이에요?
83Örtbas edilemez.묻히지 않아요.
84Bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.언젠가는 드러나게 되어 있어요.
85Bu yüzden o yolsuzluklar ortaya çıkacak ve sonunda onlar cezalarını çekecekler, değil mi?그래서 그런 비리가 드러나 가지고 결국은 저희들이 처벌을 받게 되는 거죠?
86Bu yüzden özellikle 이 사람 bu dünyayı altüst etmeye geldiği için, 천지개벽 yapmaya geldiği için, şu anda bu dünyayı yöneten 마귀'ler 이 사람'ı öylece bırakacaklar mı, yoksa 이 사람'ı öldürmeye mi çalışacaklar?그래서 특별히 이 사람은 이 세상을 뒤집어엎으러 왔기 때문에, 천지개벽을 하러 왔기 때문에, 현재 이 세상을 집권하고 있는 마귀들이 이 사람을 그냥 놔두려고 할까, 이 사람을 죽이려고 할까?
87이 사람'ı ilk başta tutukladıklarında öldürmeye çalışmışlardı.이 사람을 처음에 구속할 때는 죽이려고 했던 거예요.
88Bu yüzden öldürme amacıyla, hayır, birçok kişiyi öldürdüğünü televizyonda yaygara koparttılar, gazetelerde yaygara koparttılar, öyle yaptılar.그래서 죽이는 목적으로 아니 죽인 사람을 많이 죽였다고 막 방송에 떠들게 하고 신문에 막 떠들게 하고 그랬던 거예요.
89Bunların hepsi savcılığın arkadan manipüle etmesiyle gazetelerde çıktı ve savcılık manipüle ettiği için televizyon kanalları da öyle yaygara koparttılar.그게 다 검찰에서 그렇게 뒤에서 조종을 해서 신문도 나고 검찰에서 조종했기 때문에 방송국에서 그렇게 떠들고 그랬던 거예요.
90Bunların hepsi Hristiyanlıkta, Hristiyan papazların kışkırtmasıyla olmuştu.그것이 전부 기독교에서 기독교의 목사들이 사주를 해서 그랬던 거예요.
91Bu yüzden bu Hristiyanlık yıkılırken sefil bir şekilde yıkılacaktır.그래서 이 기독교는 망할 때 비참하게 망하게 되어 있어요.
92Sefil bir şekilde yıkılacak.비참하게 망해요.
93Sıradan bir yıkım değil bu.그냥 보통 망하는 게 아니야.
94Öylece sessizce kilise kapılarını kapatmak değil, sefil bir şekilde yıkılacaklar.그냥 슬그머니 교회 문을 닫는 게 아니야, 비참하게 망합니다.
95Hepiniz gözlerinizle göreceksiniz.여러분들 다 눈으로 보게 돼요.
96Çok sefil olacaklar.아주 비참하게 돼요.
97Bu yüzden bu 마귀 dünyası altüst olup 하나님'ın dünyası kurulduğunda 마귀 새끼'lerinin sefil olması doğal, değil mi? Öyle değil mi? Değil mi?그렇기 때문에 이 마귀 세상이 뒤집어지고 하나님의 세상이 이루어질 때 마귀 새끼들이 비참해져야 당연하죠? 그래요, 안 그래요?