Ortaya Çıkış Zamanı Bölüm 2

Yedinci mührü açan kişi

1Sonra yedinci mührü taşıyan kişi, işte bu son ve tamamlayıcıdır; tamamlayıcı olduğu gibi aynı zamanda 구세주'dur.그다음에 일곱 번째 인을 띠는 자가 이게 바로 마지막이면서 완성자요, 완성자이면서도 구세주입니다.

2Bu yüzden yedinci mührü taşıyan kişi 천지개벽'i gerçekleştirecektir.그래서 일곱 번째 인을 띠는 자가 천지개벽을 하게 되어 있습니다.

3Tüm evreni altüst ederek ölen dünyayı ölmeyen bir dünya haline getirecektir.온 우주를 둘러엎어서 죽는 세상을 죽지 않는 세상으로 만드는 겁니다.

4Bu yüzden yedinci mührü taşımanın son mühür olduğu Vahiy Kitabı'nda yazılıdır.그래서 바로 일곱 번째 인을 띠는 것이 마지막 인을 띤다는 것이 묵시록에 쓰여 있습니다.

5Bu yüzden yedinci mührü taşıyan kişi, yedinci boruyu çalan kişidir.그래서 바로 일곱 번째 인을 띠는 자가 일곱 번째 나팔을 부는 자입니다.

6Boru, tam olarak hakikat sözünü söylemek demektir.나팔이라는 것은 바로 진리의 말씀을 한다는 겁니다.

7Bu yüzden bu kişi sadece yeni sözler mi söyledi, yoksa sadece eski sözler mi söyledi?그래서 이 사람이 새로운 말만 했어요, 헌 말만 했어요?

8Sadece yeni sözler söyledi, değil mi?새로운 말씀만 했죠?

9Kutsal Kitap sözleri tam olarak ruhsal sözlerdir.바로 성경 말은 영적 말이다.

10Ruhsal sözler olduğu için, "dirildi" kelimesi de, 이제 그대로, ruhsal bir kelime olduğu için, "dirildi" kelimesi yeniden yaşamak anlamına gelir, ancak sadece ruhsal ruhun yeniden yaşadığı anlamına gelmez, insanın kendisi ruhtur.영적 말이기 때문에 부활했다는 말도, 이제 그대로, 영적인 말인 고로, 부활했다는 말은 다시 살았다는 말인데, 영적인 영만 다시 산다는 얘기가 아니고 사람 자체가 영이다.

11영육일체설'i tartıştı, değil mi?영육일체설을 논했죠?

12Bu yüzden ruh ve beden birdir. "Beden ruhtur, ruh bedendir" dedi, değil mi?그래서 영과 육이 하나예요. "육이 영이에요, 영이 육이다" 하는 말을 했죠?

13Böyle sözleri nerede duyabilirsiniz, hepiniz?이런 말 여러분들 어디 가서 들을 수 있어요?

14Ruh bedendir, beden ruhtur.영이 육이고, 육이 영이에요.

15Bu yüzden Tesniye 27:16'da, "하나님 bedenin 하나님'ıdır" diye yazılıdır.그래서 신명기 27장 16절, "하나님은 육신의 하나님이다." 그런 말이 쓰여 있어요.

16Bedenin 하나님'ı demek, tam olarak bedenin 하나님'ın bedeni olduğu anlamına gelir, anladınız mı?육신의 하나님이라는 것은 바로 육신이 하나님의 몸이다, 이 소리입니다. 아시겠어요?

17İnsan bedeni 하나님'ın bedeni olduğu için, beden asla ölmez.사람의 육신이 하나님의 몸이기 때문에 절대로 육신이 안 죽게 되어 있어요.

18Ölmek, tam olarak 마귀'nin 주체영 olarak var olmasından dolayı bedenin ölmesidir.죽는 것은 바로 마귀가 주체영으로 있기 때문에 육신이 죽는 겁니다.

19Bu yüzden insan bedeni, 하나님'ın kanından oluşan bir beden olduğu için asla ölmez şekilde yaratılmıştır.그래서 사람의 육신은 하나님의 피로 이루어진 몸이기 때문에 절대로 죽지 않게끔 되어 있습니다.

20Bugün dünyadaki herkes öldüğü için ve doğal olarak ölmeden 영생 yaşadığı söylendiği için, bu kişi savcılığa gidip savcı tarafından sorgulandığında, o savcı sadece kıkırdayıp güldü.이것을 오늘날 세상 사람들이 다 죽으니까, 으레 죽지 않고 영생한다고 하니까, 이 사람은 검찰에 가서 검사한테 조사받을 때 그 검사가 그냥 낄낄대고 웃어요.

21"Bu mantıklı bir şey mi, herkes ölüyor, şimdi bile ölüyorlar, nasıl ölmez dersin?" diye bana bağırıp çağırdı.그게 말이 되는 얘기냐, 사람이 다 죽는데 지금도 죽어가고 있는데 어떻게 안 죽다는 말을 하느냐 하고 막 호통을 쳐요, 나한테.

22Ben de yüksek sesle söyledim: "Kesinlikle ölmezsin!"그래서 내가 큰소리했어요. "틀림없이 안 죽어!"

23Bu savcı denilen kişi, orada tutuklanan kişiyi suçlu muamelesi yapar.이 검사라고 하는 것은 거기에 구속이 되면 죄인 취급을 합니다.

24Ve şimdi, bir suçlu bile, tabiri caizse, kirli bir suçlu olarak görülür.또 이제 죄인도 말하자면 더러운 죄인으로 이렇게 여깁니다.

25Ve aşağılık görülürler.그리고 천하게 여깁니다.

26Bu yüzden söylenen her sözü dinlemezler.그래서 말하는 것, 말마다 그거를 듣지 않습니다.

27Söylenen her şeyi saçmalık olarak görürler.말하는 것을 전부 개소리로 여깁니다.

28Bu yüzden 이 사람 her türlü sözü söyleyerek ikna etmeye çalıştı ve 이 사람 o insanları vaaz ederek bizim ailemizden yapmaya da çalıştı.그래서 이 사람이 이제 별의별 말을 다 해서 설득을 해보려고 했고, 이 사람이 그 사람들을 전도해서 우리 식구로 만들려고도 해봤습니다.

29Öncelikle, bakış açıları günahkar olduğu için dinlediklerinde, 이 사람'ın sözüne inanır mısınız?우선 보는 시각이 죄인이라는 시각에서 들으니까, 이 사람 말을 믿겠어요?

30İnanmazlar.안 믿어요.

31Bu yüzden 바로 이 사람 "Bekleyip görün. 이 사람'ı hapsederlerse ülkemizde türlü felaketler baş gösterir. Bekleyip görün" dedi.그래서 바로 이 사람이 "두고 보세요. 이 사람을 가둬놓으면 우리나라 속에서 갖은 재난이 일어납니다. 두고 보세요" 그랬어요.

32Ve "Yağmuru yağdırma ve yağdırmama gücü 이 사람'da vardır" diye 이 사람 mahkemede de söyledi.그리고 "비를 오게도 하고, 못 오게도 하는 능력이 이 사람한테 있습니다." 하는 걸 이 사람이 재판장에서도 얘기했어요.

33Söyleyince, o mahkemeye eşlik eden gardiyanlar hepsi duymuştur, değil mi?얘기하니까 그 재판장 따라왔던 교도관들이 다 들었겠죠?

34Böylece 1994 yılında şiddetli yağmur yağmadığı ve kuraklık olduğu için hatta gölün suyu da kuruyup, gölün suyu da kuruyup toprak çatır çatır yarıldığında, artık tamamen suyun kuruduğu zamandı.그러니까 1994년도에 막 비가 안 오고 가물어서 막 심지어 호수의 물도 말라서, 호수의 물도 말라서 땅이 쫙쫙 갈라져서, 이제 완전히 물이 마른 상태가 됐을 때예요.

35Gerçekten de tüm ülke insanları susuzluktan, su yüzünden ölecek duruma gelmişti.그야말로 전국 사람들이 물이 없어서, 물 때문에 죽을 지경에 빠졌습니다.

36O zaman gardiyanlar da aynı şekilde susuzluktan acı çektikleri için, 이 사람'ın mahkemede yağmuru yağdırma ve yağdırmama gücüne sahip olduğunu söylediğini kulaklarıyla duymuşlardı.그때 교도관들도 역시 똑같이 물이 없어서 고통을 당하니까, 비를 오게도 하고 못 오게도 한다는 말을 재판장에서 이 사람이 떠들었기 때문에, 그걸 귀라고 다 들었거든.

37Böylece bana koşup gelerek, gece koşup gelerek, "Lütfen yağmur yağdırın."그러니까 나한테 쫓아와서, 밤에 쫓아와서, "제발 비 좀 오게 해주세요."

38"Ülkemizde şimdi yağmur yağmadığı için ülkemizin halkı tamamen ölmek üzere. Susuzluktan.""우리나라 지금 비가 안 와서 우리나라 백성들이 전부 죽기 직전입니다. 물이 없어서."

39Bu yüzden ben hapishanede olduğum için, böyle şeyleri bilmiyorum, değil mi?그래서 나는 교도소 안에 있으니까, 그런 일을 모르고 있죠?

40O sözleri duyup "Ah, öyle mi? Bu gerçek mi demek?"그래서 그 말을 듣고 "아, 그래요? 그게 사실이란 말이에요?"

41O fotoğrafları göstererek konuşuyor.그 사진을 보이면서 얘기해요.

42"Böylece gölün suyu ayrılıp, su kuruyup, toprak çatır çatır yarılmış durumda.""이렇게 호수의 물이 갈라져서, 물이 말라서, 땅이 쫙쫙 갈라져 있어요."

43Böyle fotoğrafları getirip göstererek "Böylece yağmur yağmadığı için ülkemizin halkı tamamen ölmek üzere."그런 사진을 들고 와서 보이면서 "이렇게 비가 안 와서 우리나라 백성들이 다 죽기 직전입니다."

44"Bu yüzden lütfen yağmur yağdırın" diye, o kişi Budist miydi acaba, iki elini birleştirerek lütfen diye yalvarıyor."그러니까 제발 비 좀 오게 해주세요" 하고, 이 사람은 불교 나가는 사람인가, 두 손을 합장하면서 제발 부탁이라고 막 빌어요.

45Bu yüzden 이 사람 "Ben yağmur yağdıracağım, bu yüzden sen beni serbest bırakabilir misin?" dediğinde,그래서 이 사람이 "내가 비를 오게 해 줄 테니까, 당신이 날 내보내 줄 수 있겠소?" 그러니까

46"Onu yapamam. Eğer böyle bir şart koşarsan bende öyle bir yetki olmadığı için, onu yapamam. Sadece yağmur yağdırın." Ve yalvarıyor."그건 못합니다. 그런 조건으로 붙인다면 나한테는 그런 권한이 없으니까, 그건 할 수가 없습니다. 비만 오게 해주세요." 그리고 막 빌어요.

47Bu yüzden 이 사람 aslında o gün gelip yağmur yağdırmasını istediğini duyup hemen yağmur yağdırsa çok hafif olurdu, değil mi?그래서 이 사람이 사실은 그 하루 와서 비 오게 해달라는 말 듣고 재깍 비 오게 하면 너무 가볍죠?

48Böylece şimdi bir gün gelip yapsa da yağmur yağmıyor.그러니까 이제 하루 와서 해도 비가 안 오는 겁니다.

49Bu yüzden şimdi ertesi gün, üçüncü gün geldiğinde ben izin verdim.그래서 이제 그다음 날, 3일째 왔을 때 내가 허락했습니다.

50"Peki, endişelenmeyin.""그래, 걱정하지 마시오."

51"Yağmur kesinlikle yağacak. Endişelenmeyin. Gidin.""비가 틀림없이 옵니다. 걱정하지 마세요. 가세요."

52Böylece yere burnu değene kadar eğiliyor.그러니까 땅이 코가 닿도록 절을 해요.

53Sadece eğilerek, yağmur henüz yağmamışken bile öyle eğiliyor.그냥 절을 하면서 비도 아직 오지도 않았는데 그렇게 절을 해요.

54Böylece o kişi üç gün boyunca gelip konuştuğu için üç gün sonra izin verildiğinde inanmış gibi görünüyor.그러니까 이 사람이 그렇게 3일 동안 와서 말해서 3일 만에 허락하니까 믿어지나 봐요.

55Bu yüzden şimdi ertesi gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor.그래서 이제 그다음 날 억수같이 비가 쏟아지는 거예요.

56Yağmurun şiddetle yağdığı o gün, o günün akşamı 이 사람'a koşup geldi.비가 막 쏟아지는 그날, 그날 저녁에 이 사람한테 쫓아왔어요.

57"Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim." Hıçkırarak ağlayarak, o kadar duygulanmış ki gözyaşları dökerek öylece teşekkür edip eğildiğini ben gördüm."감사합니다. 감사합니다. 너무 감사합니다." 막 울면서 그냥 너무 감격해서 그냥 눈물을 흘리면서 그렇게 감사합니다 하고 절을 하는 걸 나는 봤습니다.

58Bu yüzden işte başka kimse bilmese de, yağmur yağdırmasını rica eden o gardiyan, bu kişinin insan değil, 하나님 olduğunu anladı.그래서 바로 다른 사람은 몰라도 그 비 오게 해달라고 부탁한 교도관은 틀림없는 이분은 사람이 아니고 하나님이라는 것을 그 사람은 알았습니다.

59Bu yüzden her zaman 이 사람'ı ziyaret edip bazen yiyecek de verirdi.그래서 언제나 이 사람한테 찾아오고 가끔 먹을 것도 넣어주고 했습니다.

60Orada pirinç keki gibi şeyler yenmez.그 안에서는 떡 같은 거 못 먹습니다.

61Ama orada, içeride pirinç keki verilirse bu çok büyük bir ayrıcalıktır.그런데 거기에 그 안에서 떡을 준다면 그건 엄청난 큰 혜택입니다.

62Pirinç kekini öylece mutlaka alıp getirirdi.떡을 그렇게 꼭 사다가 갖다주곤 했습니다.

63Böylece şimdi 이 사람'a iyi görünmeli ki ileride iyi şeyler olacağını bilir mi, bilmez mi?그러니까 이제 이 사람한테 잘 봬야 앞으로 좋은 일이 있을 거라는 걸 알까, 모를까?

64Ancak bir kere öylece yağmur yağdırıp o muazzam büyük lütfu almış olmasına rağmen, insan denen varlık zamanla unutur.그러나 일단 그렇게 비를 오게 하고 그 엄청난 큰 은혜를 받았는데도 인간이라는 건 시간이 흐르면 잊어버려요.

65İnsan denen varlık öyle bir 마귀 tohumudur. 마귀 새끼. Anlıyor musunuz?인간이라는 게 그렇게 마귀 종자예요. 마귀 새끼. 아시겠어요?

66Bu yüzden 이 사람 o yağmur bardaktan boşanırcasına yağınca, yağmur çok fazla yağdığı için yine yağmurdan zarar meydana geldiği diye yine bir telaş başladı.그렇기 때문에 이 사람이 그 비가 막 억수같이 쏟아지니까, 비가 너무 많이 오니까 또 비에 대한 피해가 일어난다고 또 난리가 난 거예요.

67Yağmuru durdurmasını istiyorlar.비를 멈추게 해달라는 겁니다.

68Yine o ricayı yapar yapmaz "Oh, anladım!" deyip geri döndü.또 그 부탁을 하자마자 "어, 알았어!" 돌아갔어요.

69Tamamen durdu.딱 멈췄어요.

70Böylece aslında 이 사람 Seul구치소, 안양교도소 içinde çeşitli mucizeler gerçekleştirdi.그러니까 사실상 이 사람이 서울구치소, 안양교도소 안에서 여러 가지 기적을 행했습니다.

71Bu yüzden işte sizler, sizlerin işte neyi düşünmesi gerekiyor derseniz, asla sizlerin bir galip olup mutlaka sonsuzluğa dek bir galip olarak, bir 구세주 olarak vasfınızı kaybetmeyip, sonuna kadar o vasfı taşırken 영생'i kazanmanızı ben dilerim.그래서 바로 여러분들, 여러분들이 바로 뭐를 생각해야 되느냐 하면, 절대로 여러분들이 승리자가 돼서 반드시 영원무궁토록 승리자로서 구세주로서 자격을 잃어버리지 아니하고, 끝까지 그 자격을 가지고 있으면서 영생을 얻기를 나는 바랍니다.

72Burası, 이 제단'a gelirse 영생 kazanamayacak kimse yoktur.여기는요, 이 제단에 나오면 영생 못 얻을 사람이 없습니다.

73이 제단'a gelip oturan insanlar hepsi kurtuluş gemisine binmiş gibidir.이 제단에 나와서 앉아 있는 사람들은 전부 구원선을 탄 것과 똑같습니다.

74Bu yüzden mutlaka 영생'dir.그렇기 때문에 반드시 영생입니다.

75Böylece işte o 영생 veren sır, işte kalbe 구세주'nun yüzünü kazımaktır.그러니까 바로 그 영생하는 비법이 바로 마음속에 구세주의 얼굴을 새기는 겁니다.

76Kalbe 구세주'nun yüzünü kazırsanız ruhsal olarak 생명과일 yemiş olursunuz.마음속에 구세주의 얼굴을 새기면 영적으로 생명과일을 먹었다로 떨어집니다.

77생명과일 yerseniz ölmezsiniz.생명과일을 먹으면 죽지 않는 겁니다.

78구세주'yu tanımadan ölen insanlar 생명과일 yemiş olsalar da göremez, hepsi olduğu gibi cehenneme gidip ruhları sonsuzluğa dek çırpınırken, sizler 구세주'yu tanıyıp 생명과일 yiyip 영생'i kazandığınız için, sıradan bir şan değildir. Değil mi?구세주를 만나지 못하고 죽은 사람들은 생명과일을 먹어도 보지 못하고, 다 그대로 지옥에 가서 영혼 무궁토록 펄펄 뛰지만, 여러분들은 구세주를 만나가지고 생명과일을 먹고 영생을 얻으니까, 보통 영광이 아닙니다. 그렇죠?