전도관 Yılları Bölüm 1

전도관'a giriş süreci

1Nonsan Eğitim Merkezi'ne gidince bu kişi, 이제 그대로, ilk dönem harita okuma eğitmeni olarak görev yapmaya başlamıştı.논산 훈련소에 가서 이 사람이, 이제 그대로, 전반기 독도법 교관으로 근무하게 되었던 것이올시다.

2O yer neresiydi derseniz, Nonsan Eğitim Merkezi Yeonmudae'de, Yeonmudae'de bir harita okuma eğitim alanı vardı ve orada görev yapıyordu.그곳이 어디냐 하면 논산 훈련소 연무대에, 연무대에 독도법 교장이 있는데 거기에서 근무를 했던 겁니다.

3Harita okuma, haritaya bakarak bir bölgeyi bulma yöntemini öğreten bir öğretmendir.독도법이라는 것은 지도를 보고 지역을 찾는 법을 가르쳐주는 그러한 선생인 것이올시다.

4이제 그대로, güneyi ve kuzeyi neyle ayırt edersiniz derseniz, ağacın dallarının gür ve uzun uzandığı tarafın güney, ağacın dallarının kısa uzandığı tarafın kuzey olduğunu bu kişi harita okuma eğitmeni olduğu için iyi bilir miydi, bilmez miydi?이제 그대로, 남쪽과 북쪽을 뭘로 가리느냐 하면, 나무의 가지가 무성하게 길게 뻗은 쪽이 남쪽이고, 나무의 가지가 짧게 뻗은 쪽이 북쪽이라는 것을 이 사람이 독도법 교관을 했으니까, 잘 알까, 잘 모를까?

5İyi bilirdi, değil mi?잘 아는거죠?

6Bu yüzden yönü bilmediğiniz zamanlarda güneyi ve kuzeyi ağacın dallarına bakarak bulma yöntemini öğretir.그래서 방향을 모를 때는 남쪽과 북쪽을 나무의 가지를 보고 찾는 법을 가르쳐 주는 겁니다.

7Yani, otların gür olduğu taraf güney, bir de ağacı kesince ağaç halkaları olur, değil mi?말하자면, 풀이 무성한 쪽이 남쪽이고, 또 나무를 자른 나무 테가 있어요, 없어요?

8Ağacı kesince yuvarlak ağaç halkaları olur, değil mi?나무를 자르면 나무 테가 동그란게 있죠?

9Ağaç halkalarının geniş olduğu tarafın güney, dar olduğu tarafın ise kuzey olduğunu öğreten, böyle bir harita okuma eğitmeni rolünü üstlenmişti.나무 테가 넓은 쪽이 남쪽이고 좁은 쪽이 북쪽이라는 것을 이런 것을 교육시키는, 이러한 독도법교관 노릇을 했던 것이올시다.

10Bir gün harita okuma eğitimini bitirip eğitim merkezinden çıktıktan sonra konaklama yerine giderken, yeni yapılmış bir 전도관 gördü, yeni inşa edilmişti ve pencereden içerisi görünüyordu.어느날 독도법 교육을 다 마치고 훈련소를 나와서 숙소로 가는데 새로 지은 전도관, 새로 지어가지고 창문 너머로 안이 보였던 겁니다.

11İnsanlar içeride alkışlayarak ibadet ederken, çok gayretli bir şekilde ibadet etmeleri lütufkar görünür müydü, görünmez miydi?사람들이 그 안에서 박수를 치면서 예배 보는데, 아주 열심히 예배 보는 것이 은혜 스럽게 보였을까, 은혜 스럽게 보이지 않았을까?

12Lütufkar görünürdü, değil mi?은혜 스럽게 보였던 거죠?

13Bu yüzden bu kişi içeri girmişti.그런고로 이 사람이 찾아 들어갔던 것이 올시다.

14İçeri girip, 이제 그대로, o zamanlar 전도관 vaiziyle çeşitli sohbetler etmişti.찾아들어가서, 이제 그대로, 그 당시에 전도관 전도사하고 이런 대화 저런 대화를 했던 겁니다.

15Daha sonra ayrılıp, 이제 그대로, bu kişi konaklama yerine gidip uyurken, bu kişinin konaklama yeri neresiydi derseniz, Nonsan-eup'taydı.그 다음에 헤어져서, 이제 그대로, 이 사람 숙소에 가서 자는데, 이 사람의 숙소가 어디에 있었냐 하면 논산읍에 있었던 것이올시다.

16Nonsan-eup'ta olduğu için Yeonmudae'den arabayla onlarca li gitmesi gerekir miydi, gerekmez miydi?논산읍에 있었던 고로 연무대에서 차를 타고 몇십 리를 가야 되, 안 가야 되?

17Onlarca li gitmesi gerekirdi, değil mi?몇십 리를 가야죠?

18Onlarca li arabayla gidip Nonsan-eup'taki konaklama yerine gidip uyuduktan sonra, sabahları hep Presbiteryen kilisesine gittiği için, bu kişi Nonsan Merkez Presbiteryen Goryeopa Presbiteryen Kilisesi'ne hep sabah namazına giderdi.몇십 리를 차를 타고 가서 논산읍에 있는 숙소로 가서 자고, 새벽이면 늘 장로교회에 다녔던 고로, 논산 중앙 장로교 고려파 장로교회를 이 사람이 늘, 새벽기도를 나갔던 것이올시다.

19O zaman, 이제 그대로, uyurken rüyasında, rüyasında hemen 영모님 ortaya çıktı.그때에, 이제 그대로, 잠을 자는데 꿈에, 꿈에 바로 영모님이 나타난 거에요.

20Rüyasında 영모님 ortaya çıkıp ilk olarak kulağını ameliyat ediyordu.꿈에 영모님이 나타나서 제일 먼저 귀를 수술하는 거예요.

216.25 Savaşı sırasında, bir bomba düşüp, bu kişinin bindiği kamyona bomba düşüp, kamyon havaya uçup pirinç tarlasına düştüğünü söylemişti, değil mi?625사변 때, 폭탄이 떨어져가지고, 이 사람이 탄 트럭에 폭탄이 떨어져가지고, 트럭이 공중으로 날라서 논구덩이에 떨어졌다고 그랬죠?

22Bu yüzden o zaman, bomba düştüğünde bu kişinin kulak zarının patladığını söylemişti, değil mi?그래서 그 때에, 폭탄이 떨어졌을 때에 이 사람의 고막이 나갔다고 그랬죠?

23Kulak zarı patladığı için duyar mıydı, duymaz mıydı?고막이 나갔으니까 들릴까, 안 들릴까?

24Duymazdı, değil mi?안들리죠?

25Bu yüzden sol kulağı duymuyordu.그래서 좌측 귀가 들리지 않았어요.

26Ama 영모님 rüyasında gelip, 이제 그대로, kulak zarını çıkaracağını söyleyerek kulak zarını çıkardı ve rüyasında kulak zarına bakınca lastik balon gibi kocaman ama yırtık olduğunu gördü.그런데 영모님이 꿈에 오셔서, 이제 그대로, 고막을 꺼낸다고 하면서 고막을 꺼내더니, 고막을 꿈에 보니까 고무풍선 처럼 커다란데 찢어져 있어요.

27"Kulak zarı böyle yırtık olunca duyulmaz tabii, ne duyulacak ki?" diyerek bizzat o yırtık kulak zarını dikiyordu."이렇게 고막이 찢어져 있으니까 안 들리지, 들릴 게 뭐냐" 하면서 친히 그 고막 찢어진 데를 꿰매 주는 겁니다.

28Dikip bitirdikten sonra, o kulak zarını diktikten sonra geri yerine koydu ve sonra uzanmasını söyledi.꿰메주고 나더니, 그 고막을 꿰메고 나서 도로 집어넣어 줬는데, 그 다음엔 드러누우라고 그래요.

29Uzanmasını söyleyip 안찰 yapacağını söylerken, bu kişi 영모님'i ne zaman görmüştü derseniz, Namsan toplantısında görmüşlüğü vardı.드러누우라고 해서 안찰을 해 준다고 그러는데, 이 사람이 영모님을 언제 봤느냐하면 남산 집회 때에 본 사실이 있는 것이올시다.

30Bu kişi askerlik yaparken, o zamanlar 28. Tümen'de görevli olduğu için, nadiren eve gitmek üzere izin almıştı ama tanıdık birini görüp Namsan'a gitmişti.이 사람이 군대생활 할 때, 당시에 28사단에서 근무할 때인고로, 모처럼 집에 가기 위해서 외출을 나왔는데 아는 사람을 만나서 남산을 가게 되었던 겁니다.

31O kişi kimdi derseniz, 이제 그대로, bu kişi ilahiyat fakültesine giderken idari işler müdürü öğretmeniydi ve o Kim Hoca adındaki kişi Namsan'daki 박태선 장로 toplantısına gidelim deyince peşinden gitmişti.그 사람이 누구냐하면, 이제 그대로, 이 사람이 신학대학에 다닐 때에 서무과장 선생이였는데, 그 김목사라는 분이 남산에 박태선 장로 집회에 가보자 해서 따라서 갔던 것이올시다.

32Bu yüzden o zamanlar gidip görmüşlüğü olduğu için yüzünü tanır mıydı, tanımaz mıydı?그래서 그 당시에 가서 본 일이 있는 고로 얼굴을 알까, 모를까?

33Yüzünü tanımıştı, değil mi?얼굴을 알게 된 거죠?

34Böylece bu kişi o zamanlar görmüştü ama rüyasında 영모님 ortaya çıkıp kulak ameliyatı yapıp karın 안찰'ı yaparken çok acımıştı.그래가지고 이 사람이 그 당시에 봤는데, 꿈에 영모님이 나타나서 귀수술을 해주고 배 안찰을 해주는데 굉장히 아팠어요.

35Acıdan kıvranırken, kıvranırken uykusundan uyandı ve uyanıp kalktığında saate baktı, sabah dört idi.아파서 펄펄 뛰는데, 펄펄 뛰다가 그만 잠에서 깼는데, 깨서 일어나 보니까, 시간을 보니까 새벽 네시에요.

36Bu yüzden sabah namazına gitme vakti geldiği için askeri üniformasını aceleyle giyerken, askeri üniformada kemeri sıkıca mı bağlarsınız, gevşek mi bağlarsınız?그래서 새벽기도 갈 시간이 된 고로 군복을 주섬주섬 입고, 군복은 허리띠를 꼭 졸라메요, 허리띠를 느슨하게 메요?

37Sıkıca bağlarsınız, değil mi?꼭 졸라메죠?

38Sıkıca bağlayınca karnı ağrıyordu.꼭 졸라메니까 배가 아픈거에요.

39Rüyasında 안찰 alırken karnı ağrımıştı ama gerçek hayatta da karnı ağrıyınca bu kişi garip düşünürdü, değil mi?꿈에 안찰을 받을 때 배가 아팠는데 생시에 배가 아프니까 이 사람이 이상하게 생각이 들겠죠?

40Bu yüzden kemerini çözüp tekrar karnını açıp bakınca, karnında simsiyah üç tane el izi vardı, üç tane.그래서 허리띠를 끌러가지고 다시 배를 까서 보니까, 배에 시커멓게 손자국이 세개가 나 있어요, 세개가.

41Bunun üzerine bu kişi, 이제 그대로, kalkıp "Garip, rüyamda 안찰 almıştım ama el izleri karnımda nasıl böyle oluştu?" dedi.그러면서 이 사람이, 이제 그대로, 일어나서 "이상하다, 꿈에 안찰을 받았는데 손자욱이 배에 이렇게 났을까?"

42Yalnızca garip düşüncelerle tekrar giyinip kemerini sıkıca bağlayıp sabah namazına, 이제 그대로, çıkmak üzereyken, eskisi gibi vücudu ağır değil, hafif hissediyordu ve insanların söylediklerini iyi duyuyordu.혼자만 이상하게 생각을 하고 다시 옷을 입고 허리띠를 졸라메고 새벽기도를, 이제 그대로, 나갈려고 나가는데, 전과같이 몸이 무겁지가 않고 몸이 가볍고, 그러면서 사람들이 말하는 것이 잘 들리는 거에요.

43Rüyasında kulak ameliyatı olmuştu ve kulakları iyi duyuyordu, vücudu ağır olanın vücudu hafifleyince, bu tam da büyük bir mucizevi olay meydana geldi, değil mi?꿈에 귀수술을 했는데 귀가 잘 들리고, 몸이 무거운 것이 몸이 가벼우니까, 이거야 말로 일대 기적적인 현상이 일어난 거죠?

44Bu yüzden 이 사람, 이제 그대로, bir sonraki cumartesi 영모님'i ziyaret etmek için, o zamanlar Sosa 신앙촌 inşa edildiği zamandı.그래서 이 사람이, 이제 그대로, 그 다음 토요일날 영모님을 찾아뵙기 위해서, 그 때가 언제냐하면 소사 신앙촌 건설할 당시인 것이올시다.

45Sosa 신앙촌'un inşaatı tüm hızıyla devam ederken, o zaman 영모님'i ziyaret etmek için 이 사람 gitmeye kalkışınca, cumartesi tüm vücudunda ateş çıktı, yağmur gibi ter boşalırken, vücudunu kontrol edemeyecek kadar ağrıyordu.소사 신앙촌이 한창 건설될 당시인데, 그때 영모님을 찾아보려고 이 사람이 가려고 하니까 토요일에 온몸에 열이 나고, 땀이 비가 쏟아지듯 쏟아지면서 몸을 가눌 수 없을 정도로 아픈 거예요.

46Yani 이 사람'ın 신앙촌'a gitmesine izin mi veriyor, yoksa gitmesini engelliyor mu?그러니까 이 사람을 신앙촌까지 가게하는거야, 못 가게하는 거야?

47Gitmesini 마귀 engelliyor, değil mi?못 가게 마귀가 막는 거죠?

48Bu yüzden 이 사람 신앙촌'a gitme planı yapınca, 마귀 이 사람'ın 신앙촌'a gitmesini engellemek için tüm vücudunu ağrıtıyor, vücudunu kontrol edemeyecek kadar acı çektiriyordu.그래서 이 사람이 신앙촌 갈 계획을 세우니까, 마귀가 이 사람을 신앙촌에 가지 못하게 온몸을 아프게, 몸을 가눌 수 없을 정도로 아프게 하는 거예요.

49Bu yüzden 이 사람 o zamanlar, 이제 그대로, bunun 마귀'nin kendisinin lütuf almaya gitmesini engellediğini fark edince, artık 신앙촌'a gitme düşüncesini bırakıp 마귀'yi...그래서 이 사람이 그 당시에, 이제 그대로, 이것이 마귀가 나로 하여금 은혜 받으러 가는 것을 마귀가 가로막는 구나 하는 것을 알아차리고, 이제는 신앙촌에 간다는 생각을 하지 않고 마귀를 ...

50Sizler, 마귀'nin kim olduğunu söylemiştim?여러분들, 마귀가 누구라고 그랬어요?

51Kendim olduğunu söylemiştim, değil mi?나 자신이라고 그랬죠?

52Bu yüzden kendimi aldatıyorum.그래서 나 자신을 속이는 거에요.

53신앙촌'a gitmeyi düşünmüyorum.신앙촌 갈 생각을 하지 않아요.

54신앙촌'a gitmeyi düşünmeyip dururken, 이제 그대로, başka bir iş yapıyormuş gibi yaparak, 이제 그대로, 논산'da başka bir kiliseye gitmeyi düşünerek durunca, vücudu ağrır mı, ağrımaz mı?신앙촌 갈 생각을 하지 않고 있다가, 이제 그대로, 다른 일을 하는 척 하면서, 이제 그대로, 논산서 다른 교회를 갈 생각을 하고 그러면서 있으니까 몸이 아플까, 안 아플까?

55마귀 aldatıldı, değil mi?마귀가 속았어, 안 속았어?

56Vücudu ağrımayınca, cumartesi saat on ikide eğitimi bitirip hemen arabayla 논산'a gidip, trenle şimdi 영등포'da inip Sosa 신앙촌'a kadar gitmişti.몸이 안 아프니까 그대로 토요일날 열두시에 교육을 마치고 바로 차를 타고 논산에 가서 기차를 타고 이제 영등포에서 내려서 소사 신앙촌까지 찾아갔던 것이올시다.

57Sizler, 이 사람 böyle deneyimlerini anlatırken bunu bir hikaye gibi dinlemeyin, siz de bu ruhsal dünyaya gitmek isterseniz, kendinizi aldatmazsanız bu yola gidebilir misiniz, gidemez misiniz?여러분, 이 사람이 이렇게 체험담을 말씀할 때 하나의 이야깃거리로 듣지 말고, 여러분도 이 영의 세계를 가려면 자신을 속이지 않으면 이 길을 갈 수 있을까, 없을까?

58Bu yol gidilemez bir yoldur.이 길은 못 가는 길이에요.

59Kendini aldatırsan bu yola gidersin, kendini aldatmazsan bu yola gidemezsin. Anladınız mı?자신을 속여야 이 길을 가는 거지, 자신을 속이지 않으면 이 길을 못 가요. 아시겠어요?

60Ne demek istediğimi anladınız mı?무슨 말인지 알겠어요?

61Bu yüzden, 이제 그대로, kendini aldattığı için, şimdi 신앙촌'a kadar gelmiş oldu, değil mi?그래서, 이제 그대로, 자신을 속이니까 이제 신앙촌까지 오게 된 거죠?

62Böylece gelip 신앙촌'a girip 영모님'in evini arayınca, eskiden Gaige Jangro diye, böyle sakallı bir 장로 vardı, değil mi? 김장로 diye.그래서 와서 신앙촌 안에 들어가서 영모님 댁을 찾아가니까, 옛날에 가이제로 장로라고 해서 수염을 이렇게 기른 장로가 있었죠? 김장로라고.

63O kişi 영모님'in evindeyken, 영모님'in bir işi olduğu için dışarı çıktığını söyledi.그 사람이 영모님 댁에 있는데, 영모님이 무슨 볼 일이 있으셔서 나가셨다고 그래요.

64이 사람'a nereden geldiğini sorunca, 논산 훈련소'dan geldim deyince,이 사람에게 어디에서 오셨냐고 그래서, 논산 훈련소에서 왔습니다 하니까

65"Neden geldiniz?""왜 오셨습니까?"

66"Ben 박장로님'i görmek için geldim" deyince,"나는 박장로님 좀 만나뵈러 왔습니다" 그러니까

67"O zaman, şimdi dışarıda ve burada değil, biraz bekleyin,""그러면, 지금은 나가고 안 계시니까 좀 기다리시라요,"

68Biraz beklemesini söyledi.조금 기다리시라고 그래요.

69Bu yüzden beklerken, biraz sonra 영모님'in geldiği söylendi ama bu ne ki, başkandan bile daha gürültülüydü, bu durum 이 사람'ın gözüne batıyordu.그래서 기다리고 있으니까, 조금 있으니까 막 영모님이 오셨다고 하는데 이건 뭐 대통령보다도 더 요란스러운 거야, 그게 이 사람 눈에는 거슬리는 거에요.

70Yani o kadar putperestçe ki, 이제 그대로, 박장로님'e o kadar putperestçe hizmet edildiğini görünce, 이 사람'ın içinde rahatsızlık hissetti.말하자면 너무나 우상적으로 그렇게, 이제 그대로, 박장로님을 너무 우상적으로 섬기는 것을 볼 때에 이 사람 마음 속으로 거슬렸던 거에요.

71Bu yüzden, 이제 그대로, her neyse görüşmeye gelmişti, her neyse rüyasında 안찰 almış ve hastalığı iyileşmişti.그래서, 이제 그대로, 어쨌던 만나러 왔으니까, 어쨌던 꿈에 안찰을 받고 병이 나았으니까.

72이 사람 o zamanlar, 이제 그대로, üçüncü evre akciğer tüberkülozu hastasıydı, değil mi?이 사람이 당시에, 이제 그대로, 폐결핵 3기가 되는 결핵병 환자였었다고 그랬죠?

73Akciğerinde delik vardı. Delik.폐에 구멍이 뚫어져 있어요. 구멍이.

74Ama o tamamen iyileşmişti.그런데 그것이 다 나아버렸어요.

75O tamamen iyileştiği için bu büyük bir mucize, değil mi?그게 다 나아버렸으니까 이건 굉장한 기적이죠?

76O tamamen iyileşip kulakları tamamen duyduğu için, bu büyük bir mucize olduğu için, 박태선 장로'nun bir sapkın değil, tam da bu kişinin 하나님'ın ruhunu taşıyan bir insan olduğunu az çok anlamış mıdır, anlamamış mıdır? Anlamıştır, değil mi?그게 다 나아버리고 귀가 다 들리고 하니까, 이건 굉장한 기적이니까, 박태선 장로가 이단이 아니고 바로 이분이 하나님의 신을 모신 사람이라는 것을 어렴풋이 알았을까, 몰랐을까? 알았겠죠?

77Bu yüzden onu ziyarete gelen bir kişi olduğu için, varsayalım ki, 이제 그대로, o şekilde putperestçe hizmet etmesi gözüne batsa da ve her şeyden hoşnutsuzluk duysa da, vücudundaki hastalığı iyileştirdiğini ve ayrıca bu vücudun hafiflediğini ve lütfun 생수연결 olduğunu görünce, kesinlikle göksel bir insan olduğundan şüphe yoktu, bu yüzden görüşüp gitmesi gerektiğini düşünmüştü.그래서 찾아 온 사람인 고로 설사, 이제 그대로, 우상적으로 저렇게 섬기는 것이 눈에 거슬리고 모든 것이 못마땅한 생각이 난다 하더라도, 내 몸에 병을 고쳐주고 또한 이 몸이 가볍고 은혜가 연결되는 것을 볼 때에 틀림없이 하늘의 사람이 틀림없으니까 만나보고 가야 되겠다고 했던겁니다.

78Bu yüzden beklerken, 이제 그대로, 영모님'i tanıştırdılar, ilk olarak tanıştırdılar.그래서 기다리고 있다가, 이제 그대로, 영모님을 인사시켜줘요, 제일 먼저 인사시켜줬어요.

79"논산 훈련소'dan bir subay 영모님'i ziyaret etmek için geldi" diye tanıştırdılar, bu yüzden selamlaştıktan sonra,"논산 훈련소에서 어떤 장교님이 영모님을 찾아뵐려고 왔습니다"고 인사시켜요, 그래서 인사를 하고 나서

80"Ne için geldiniz?" diye 영모님 sordu,"뭣 때문에 오셨습니까?" 하고 영모님이 말씀하셔서

81Bu yüzden ben "Başka bir şey değil,..." ne diyecek bir şey olmalıydı, "Başka bir şey değil, bir 안찰 almak için geldim" deyince,그래서 나는 "다른게 아니고, .." 뭐 할 말이 있어야죠, "다른게 아니고, 안찰 한 번 받으러 왔습니다" 그러니까

82"Ha? Birkaç gün önce 안찰 yapmıştım," diye konuştu,"어? 몇일 전에 안찰 해줬는데," 이렇게 얘기하시는 거에요,

83Bu yüzden 이 사람 dedi ki, "Ben bugün 장로님'i ilk kez görüyorum."그래서 이 사람 말은, "나는 오늘이 장로님 처음 뵙는 겁니다."

84Ve "İlk kez görüyorum ve 안찰 almadım." böyle söyleyince,그리고, "처음 뵙는 것이고, 내가 안찰 받은 적이 없습니다." 그렇게 얘기 하니까

85"Ha? İlahiyat eğitimi almış bir kişi yalan bile söylüyor," derken,"어? 신학공부까지 하신 분이 거짓말까지 하시네," 그러면서,

86"Ah, o zaman kulak ameliyatını da ben yapmadım mı!" dedi."아, 내가 그때 귀수술도 해주지 않았어요!" 그러는 거에요.

87Yani 이 사람 şaşırır mı, şaşırmaz mı?그러니까 이 사람이 놀랠까, 안 놀랠까?

88Şaşırdı, değil mi?놀랜거죠?

89Bu yüzden şaşırıp, aslında 이 사람'ın o zaman kulak ameliyatını yaptığını duyar duymaz, 이 사람 teslim oldu.그래서 놀래가지고 사실은 이 사람이 그 당시에 귀 수술을 해 줬다는 말을 듣자 마자, 이 사람은 굴복을 하고 말았어요.

90Yani 이 사람'ın olduğu gibi teslim olan o duruşunu görünce, 영모님.그러니까 이 사람이 그대로 굴복하는 그런 자세를 보고, 영모님이.

91"Madem geldiniz, subay olduğunuz için, ben size 안찰 yapayım, uzanın.""기왕 오셨으니까, 장교님이니까, 내가 안찰을 해 주지, 누우시라요".

92Böylece hemen uzandı ama iki kolunu tuttular, ayaklarını da tuttular, güçlü adamlar onu sıkıca tutuyorlardı.그래서 탁 누웠는데 막 양팔을 잡고 발은 발대로 잡고 장정들이 막 잡는 거에요.

93Böylece ben ilk başta, bu karın ağrısı yüzünden sadece, karına; karın ne kadar elini sokarsan sok ağrır mı, ağrımaz mı?그래가지고 난 처음에, 이건 배가 아파서 그냥, 배에 다가; 배는 암만 손을 넣어도 아파요, 안 아파요?

94Bu karın denen yer ağrımayan bir yerdir, değil mi?이 배라는 데는 안 아픈데죠?

95Ağrımayan bir yer olmasına rağmen, sanki bıçakla karnı kesiyormuş gibi ağrıyordu.안 아픈덴데, 그냥 칼로다가 그냥 배를 그냥 쫙쫙작작 오리는 것 처럼 아파요.

96안찰 almış olan herkes böyle söyler, değil mi?안찰 받아 본 사람들은 다 그래요, 안 그래요?

97안찰 almış olanlar el kaldırsın.안찰 받아 본 사람 손 들어 봐요.

98안찰 almış olan herkes öyle, değil mi?안찰 받아 본 사람 다 그렇죠?

99Karnı sanki bıçakla kesiyormuş gibi ağrırken, 이 사람, 이제 그대로, o 안찰'ı aldıktan sonra, vücudu sanki uçacak gibi oldu, hoş bir koku yayılırken, o 안찰'ı aldıktan hemen sonra tekrar 생수연결 güçlü bir şekilde olur mu, olmaz mı?배를 그냥 칼로다가 쫙작 오리는 것 처럼 그냥 배가 아픈데 이 사람이, 이제 그대로, 그 안찰을 받고 나니까, 그냥 몸이 날아갈 것 같으면서 향취냄새가 나면서, 그 안찰을 받고 나면서 바로 또 생수가 강하게 연결 될까, 연결 안 될까?

100İlk 안찰'dan itibaren 이 사람'ın 생수연결'i güçlü bir şekilde gerçekleşti.첫번 안찰 부터 이 사람은 생수 연결이 강하게 되었어요.

101Bu yüzden 이 사람 안찰'ı aldıktan sonra, 이제 그대로, 신앙촌'dan çıkıp otobüse binmesi gerekiyordu ki 영등포'ya gidebilsin, değil mi? Öyle değil mi?그런고로 이 사람이 안찰을 받고, 이제 그대로, 신앙촌서 나와서 버스를 타야만 영등포까지 갈 수 있죠? 그래요, 안 그래요?

102Ama otobüse binmek isterken, nedense otobüse binmek istemedi.그런데 버스를 탈려고 하는데 왜그런지 버스가 타기 싫어요.

103Çünkü otobüse binince otobüsün içinde günah işleyen insanlar çok mu, az mı? Çok, değil mi?왜 그러냐면 버스 타면 버스 안에는 죄를 짓는 사람들이 많아, 안 많아? 많죠?

104Bu yüzden günahları temizlenmiş bir vücutken, şimdi günah işleyen insanların çok olduğu bir yere giderse, 이제 그대로, kirleneceği diye bir şey duymamıştı ve günah işleyen insanlarla birlikte olursa vücudunun ağırlaşacağı diye bir şey de duymamıştı.그런고로 죄를 깨끗하게 씻은 몸인데, 이제 죄 지은 사람들이 많이 있는데를 가면, 이제 그대로, 오염된다는 소리를 들어 본 적도 없고, 죄 짓는 사람들하고 같이 있으면 몸이 무거워진다는 말 들은 적도 없어요.

105Ama 이 사람'ın kalbi nedense binmek istemedi, nedense.그런데 이 사람 마음이 왜 그런지 타기 싫어요, 왜 그런지.

106Bu yüzden otobüse binemeyip yürüyerek 신앙촌'dan 영등포'ya kadar yürüdü.그래서 버스를 타지 못하고 걸어서 신앙촌서 부터 영등포까지 걸어갔던 거에요.

107Yürüyerek 영등포 tren istasyonuna gidip trene binip 이제 그대로, 논산'a kadar gitmişti.걸어가가지고 영등포 기차역에 가서 기차를 타고 이제 그대로, 논산까지 가게되었던 거에요.

108Trene bindiğinde de koltuklar vardı ama o koltuklarda inanmayan insanlar oturur mu, oturmaz mı? Oturur, değil mi?기차를 타고 갈 때에도 의자가 있었지만 그 의자에는 안 믿는 사람들이 앉아 있을까, 안 앉아 있을까? 앉아 있죠?

109İnanmayan birinin yanına oturmak nedense hoşuna gitmedi.안 믿는 사람 옆에가서 앉아 있기가 왜 그런지 싫어요.

110Nedense hoşuna gitmediği için, o trenin vagon bağlantı kısmında korkuluk var mı, yok mu?왜 그런지 싫은고로, 그 기차와 기차 연결 부분에 난간이 있어요, 없어요?

111Korkuluk var, değil mi?난간이 있죠?

112O korkulukta durarak gidince, yolcu şefi geçerken, "Subay bey, subay bey, tehlikeli olduğu için orada boş yerler çok, boş bir yere gidip oturun lütfen."그 난간에 서서 가게 되니까 여객전무가 지나가면서, "장교님 장교님 위험하니까 저기 자리 빈 자리가 많이 있으니까 빈 자리 가서 앉아 가십시요."

113"Evet, anladım." İçeri giriyormuş gibi yapıp, o yolcu şefi geçtikten sonra tekrar oraya gidip durdu."예 알았습니다." 들어가는 척하고 그 여객전무가 지나 간 다음에 도로 거기 가 서 있는 거에요.

114Yine o yolcu şefi geçerken, "Subay bey, neden o yere gidip oturun dedim ama yine buraya gelip duruyorsunuz? Tehlikeli oysa." tekrar gelip konuştu.또 그 여객전무가 지나가다가, "장교님 왜 저 자리 가서 앉으라니까 또 여기 와서 서 계시요? 위험한데." 또 와서 얘기하는 거에요.

115Bu yüzden ben "Burası hoşuma gittiği için burada duracağım" deyince,그래서 내가 "여기가 좋아서 여기 있겠습니다" 그러니까,

116"Tehlikeli olduğu için içeri girin, ne kadar subay olsanız da trenin içinde benim sözümü dinlemeniz gerekir.""위험하니까 들어가십시요, 아무리 장교님이지만 기차 안에서는 내 말을 들어야 됩니다."

117Bu yüzden şimdi içeri giriyormuş gibi yapıp, yine o geçince tekrar dışarıya gidip duruyordu. Dışarıda durup o korkulukta durarak 논산 훈련소'ya kadar gitmişti.그래서 이제 들어가는 척 하고 또 그 옆에 지나가면 또 바깥에 가서 서 있는 거에요. 바깥에 서서 그 난간에 서서 논산 훈련소까지 가게된 것.

118Bu yüzden 이 사람 o şekilde lütuf alınca, lütuf alırken eve gidip annesini vaaz edince, babası annesiyle beni kovar mı, yoksa öylece bırakır mı? Kovdu, değil mi?그런고로 이 사람이 그렇게 은혜를 받게 되니까, 은혜를 받으면서 집에가서 어머니를 전도하게 되니까, 아버지가 어머니하고 나하고 내쫒을까, 그냥 놔둘까? 내쫒았죠?

119Bu yüzden kovuldular. Anladınız mı?그래서 쫒겨났어요. 아시겠어요?

120Annesiyle 이 사람 kovulup 신앙촌'a, 이제 그대로, eski çiftlikte çok sayıda baraka vardı, ilk başta o barakalardan birini alıp annesiyle ben o 신앙촌 çiftliğinde yaşamıştık.어머니하고 이 사람이 쫒겨나서 신앙촌에, 이제 그대로, 옛날 농장에 하꼬방들이 많이 있었는데, 처음에 그 하꼬방을 하나 얻어가지고 어머니하고 나하고 그 신앙촌 농장에서 생활을 했던 것이에요.

121O zamanlar Oman 제단'ın temelini atma zamanıydı, böylece, 이제 그대로, 이 사람 izin alıp gelince, taşları kırıyordu, balyozla taşları kırma işini bütün gün, izindeyken Oman 제단'ın temelini atma işi olan taş kırma işini yapmıştı.그 당시는 오만제단 터를 닦을 때였어요, 그래 가지고, 이제 그대로, 이 사람이 휴가를 받아가지고 와서는 돌을 깨는데 오함마를 가지고 돌을 깨는 생활을 하루종일, 휴가 나와서 오만제단 터닦는 돌 깨는 일을 했던 거에요.

122Ama ne kadar çalışsa da yorulur mu, yorulmaz mı?그런데 암만 일을 해도 힘이 들까, 안 들까?

123Ne kadar çalışsa da yorulmazdı.힘이 안들어요 암만 일을 해도.

124Oman 제단 taşlarını kırarken, taşın üzerinde zeytin ağacı oyulmuş olarak çıktı, değil mi?오만제단 돌을 깰 때에 돌에 감람나무가 새겨져 나왔죠?

125Sizler görenler var mı?여러분들 본 사람들 있어요?

126Görenler el kaldırsın,본 사람들 손 들어봐,

127Ellerinizi indirin,손 내려요,

128Oman 제단'ın temelini atma zamanında, o taşın üzerinde, 이제 그대로, o temeli atarken taşları kırıp, taşın kırılan yüzeyinde zeytin ağacı dalları ve yaprakları oyulmuş olarak çıkmıştı.오만제단 터 닦을 당시에 그 돌 위에, 이제 그대로, 그 터를 닦을 때 돌을 깨서 돌이 깨진 면에 감람나무 가지와 잎파리가 새겨져 나왔던 거에요.

129O zaman o 오만제단'ın temeli atılırken ölü yılan yığınları çıktı, değil mi? Çıkmadı mı?그러면서 그 오만제단 터를 닦을 때에 죽은 뱀 무너기가 나왔어, 안 나왔어?

130Ölü yılanlar yığınlar halinde, sarmal sarmal sarılmış o ölü yılanlar oradan çokça çıkmıştı.죽은 뱀이 무더기로 뚤뚤 말려 있는 그 죽은 뱀들이 거기서 많이 나왔던 거에요.

131신앙촌 oraya girmeden önce o dağa ne dağı deniyordu?신앙촌이 거기 들어가기 전에는 그 산을 무슨 산이라고 그랬어요?

132Yılan Dağı deniyordu, değil mi?뱀산이라고 그랬죠?

133Yılan Dağı olduğu için insanların o dağa çıkamadığı bir dağdı.뱀산이라 사람이 그 산을 올라 갈 수가 없는 산이였어요.

134영모님 o dağı, 이제 그대로, ele geçirip 신앙촌'u inşa ederken oradaki yılanların hepsi öldü, değil mi? Ölmedi mi?영모님이 그 산을, 이제 그대로, 점령하면서 신앙촌을 건설하면서 거기에 있는 뱀들이 다 죽었어, 안 죽었어?

135Hepsi öldü, değil mi?다 죽었죠?

136Böyle mucizevi olaylar da yaşanmıştı, değil mi?그러한 신기한 일들도 있었던거죠?