1994'teki tutuklanma geçmişi ve 7 yıllık hapis cezası
1Bu kişinin 94 yılında tutuklanmasının amacı '영생'i tartışmasıdır.이 사람이 94년도에 구속된 그 목적이 '영생을 논한다'는 점 때문입니다.
2İnsanlar hep ölürken 영생'i tartışmak yalandır.사람들이 다 죽는데 영생을 논한다는 건 거짓말이다.
3İşte bunu Hristiyan papazlar bir araya gelerek kamuoyu oluşturdular.이거를 바로 기독교 목사들이 모여서 중론을 일으킨 겁니다.
4조희성 adında bir kişinin 영생 verdiğini söylediğini, oysa şimdiye kadar herkesin öldüğünü, İsa'nın bile 영생 veremediğini, bu yüzden 조희성'in 영생 verdiğini söylemesinin gerçekten anlaşılamaz bir yalan olduğunu söylüyorlar.조희성이라는 사람이 영생을 준다고 말하고 있는데, 지금까지 사람들이 다 죽었고, 예수님도 영생을 못 줬는데, 조희성이가 영생을 준다는 건 참으로 이해할 수 없는 거짓말이라는 겁니다.
5Bu 영생'i tartışırken, aynı zamanda 조희성'in yağmadığı 이슬성신'i yağdığını söyleyerek yalan söylediğini, 이슬성신'in yağdığı fotoğrafları manipüle ederek cemaati kandırıp 헌금 topladığını ve büyük bir kilise inşa ettiğini, bunun kesinlikle dolandırıcılık olup olmadığını soruyorlar.이 영생을 논하면서 또한 조희성이가 내리지도 않는 이슬성신을 내린다고 거짓말을 해서, 이슬성신 내리는 사진을 조작해서 성도들을 속여서 헌금을 걷어가지고 교회를 크게 지었다는데, 이것은 사기가 틀림이 없는 것이 아니냐는 겁니다.
6Böylece sözde Hristiyan papazlar bir araya gelerek, 이제 그대로, 조희성'i yasal olarak öldürebilirlerse öldürmelerini 김영삼 Başkan'dan rica ettiler.해서 소위 기독교 목사들이 모여서, 이제 그대로, 조희성이를 법적으로 죽일 수 있으면 죽여달라고 김영삼 대통령한테 부탁을 한 것이올시다.
7Böylece bu kişiyi öldürmek için cinayet suçunun işlenmesi gerektiğini, idam cezası verilip infaz edilirse öleceğini düşünerek, bu kişiyi öldürmek için cinayet suçuna karıştırmaya çok uğraştılar.그리하야 이 사람을 죽이려면 살인죄가 엮어져야 하고, 사형을 선고해 사형 집행을 하면 죽게 되는 게 아니냐 해서, 이 사람을 죽이려고 살인죄로 엮어둘려고 무던히 애를 썼어요.
8Bu yüzden bu kişiyi cinayet suçuna karıştırmaya çalışan savcı, başlangıçta karıştırmak için "Cinayet suçunu kabul et!" diye bu kişiye tehditler savurdu, şantaj yaptı, ama ben şöyle dedim:그래서 이 사람을 살인죄로 엮어두려고 했었던 그 검사가 처음에는 엮으려고 "살인죄를 인정하라"라고 이 사람한테 막 협박도 하고 공갈도 치고 했지만, 내가 그랬어요.
9"Hayır, bir cinayeti, öldürmediğim bir kişiyi öldürdüğümü nasıl söylerim?""아니 한 살인을, 사람을 죽이지도 않은 것을 죽였다고 어떻게 말합니까?"
10"Sayın savcı, öldürmediğiniz bir kişiyi öldürdüğünüzü birisi söylemenizi istese söyler misiniz?""검사님은 안 죽인 사람을 죽였다고 누가 말하라면 말하겠습니까?"
11"Ben yalan söyleyemem. Beni öldürseler bile yalan söyleyemem.""나는 거짓말을 못 합니다. 나를 죽인다고 해도 나는 거짓말을 못 합니다."
12"Ayrıca, eğer cinayet suçuysa, cinayet işlediğime dair kanıt getirin.""또, 살인죄라면 살인한 증거를 가져오세요."
13"Ölü bir ceset olmalı, ayrıca öldürme sürecini gören bir kişi olmalı, ve kimi öldürdüğünüze dair kanıt sunun.""죽은 시체가 있어야 할 것이고, 또 죽이는 과정을 본 사람이 있어야 할 것이고, 또 누구를 죽였다는 걸 증거로 대주세요."
14Bu kişi böyle söyleyince, savcı da bu kişinin sözlerinin mantıklı olduğunu anladı ve "Bu doğru" dedi. "Bu doğru."이 사람이 이렇게 말하니까, 검사도 이 사람 말이 이치가 맞으니까 "그 말은 옳다" 그래요. "그 말은 옳다."
15"Öldürdüğüne dair kanıtla birini öldürdüğünü söylemek gerekir, cinayet suçunu yüklemek için birini öldürdüğüne dair kanıtla cinayet suçunu yüklemek gerekir.""죽인 증거를 가지고 사람을 죽였다고 해야지, 살인죄를 뒤집어씌우려면 사람을 죽였다는 증거를 가지고 살인죄를 뒤집어씌우는 거지요."
16"Öldürdüğüne dair kanıt olmadan birini öldürdüğünü söyleyip cinayet suçunu yüklemeye çalışırsanız ne olur?""죽였다는 증거도 없이 사람을 죽였다면서 살인죄로 뒤집어씌우려고 하면 어떻게 합니까?"
17Bu yüzden bu kişi Seul Gözaltı Merkezi'ne tutuklandığında suçlama cinayetti. Suçlama.그래서 이 사람이 서울구치소에 구속될 때 죄목이 살인이에요. 죄목이.
18Suçlama cinayet ve şiddet eylemleri vb. cezalandırılmasına ilişkin kanun ihlaliydi.죄목이 살인에다가, 폭력 행위 등 처벌에 관한 법률 위반이에요.
19Bu ne demek oluyor, bu kişinin o polis memurlarının hepsini yakalayıp 제단'a götürdüğü ve 5 saatten fazla alıkoyduğu, bu kişinin 최순희'yi görevlendirerek bunu yaptığı söyleniyor.이건 뭐냐 하면, 이 사람이 그 경찰관들을 전부 잡아다가 제단에 데려다 놓고 5시간 이상 감금했다고 하는 걸, 이 사람이 최순희를 시켜서 그렇게 했다는 겁니다.
20Ancak 최순희 şimdi o olay yüzünden aranıyor ve savcılık 최순희'yi yakalamak için ne kadar uğraşsa da 최순희 saklandığı için yakalama yolu yok.그러나 최순희는 이제 그 사건으로 인해 수배되어 있고, 검찰에서도 최순희를 잡기 위해 아무리 애를 써도 최순희가 숨어 다니니까 잡을 길이 없거든요.
21Bu yüzden, 이제 그대로, "Her kimde böyle bir kanıt varsa, birini öldürdüğünü söyleyen bir kişi varsa, yalan bile olsa böyle bir söz varsa, cinayet şüphesiyle suçlanabilir, ancak birini öldürme gerçeği yokken cinayet suçu işlediğini söyleyerek bu kişiyi cinayet suçundan tutuklamak doğru olur mu?"그래서, 이제 그대로, "누구든지 그런 증거가 있으면 사람 죽였다고 말하는 사람이 있으면, 거짓말이라도 그런 말이 있으면, 살인 혐의로 뒤집어씌울 수는 있겠지만, 사람을 죽인 사실이 없는데 살인죄를 지었다고 이 사람을 살인죄로 구속을 한다면 되겠습니까?"
22"탁명환'ın sözlerine bakarak bu kişinin birini öldürdüğünü söylerseniz, 탁명환 yalan söylemişse o yalana inanır mısınız?' diye bu kişi itiraz etti.""탁명환의 말만 듣고 이 사람이 사람을 죽였다고 하면, 탁명환이 만약에 거짓말을 했다면 그 거짓말을 믿겠습니까?" 하고서 이 사람이 따졌어요.
23Bunun üzerine bu kişinin sözlerinin sonunda söylediği şey şuydu:그러니까 이 사람이 그 말끝에 하는 말이 뭐냐 하면
24"Ben, aslında canlıları değerli gördüğüm için yaşayan bir canlıyı hiç öldürmedim.""나는요, 원래 생명체를 귀하게 여기기 때문에 살아있는 생명체를 죽여본 일이 없습니다."
25"Hatta yolda yürürken bir karınca sürünürse, o karıncayı ezmekten korktuğum için zıplayarak üzerinden geçerdim.""심지어 길을 걸어 가다가 개미가 기어가면 그 개미를 밟아 죽일까 봐 껑충 뛰어서 건너가곤 했습니다."
26"Böyle bir kişi nasıl birini öldürür?""그런 사람이 어떻게 사람을 죽이겠습니까?
27"Ben çocukluğumdan beri dedem 천도교'ya inandığı için hayatı değerli gören bir ailede eğitim aldım.""나는 어려서부터 할아버지가 천도교를 믿고 해서 생명을 귀중하게 여기는 집안에서 가정교육을 받았기 때문에"
28"Hele hele yaşayan bir canlıyı öldürmek, bu kişinin yaşam felsefesine göre yapamayacağı bir şeydir.""더더군다나 살아있는 생명체를 죽인다는 것은 이 사람의 생활 철학으로는 그렇게 할 수가 없는 사람입니다."
29"Yani bu kişiyi karalayan kişi yalanla karalamış, bunun saçma bir yalan olduğu gerçeği kısa süre içinde tamamen ortaya çıkacaktır.""그러니까 이 사람을 모함한 사람이 거짓말로 모함했는데, 이것은 터무니없는 거짓말이라는 사실이 얼마 안 있으면 전모가 다 드러날 겁니다."
30"Bu kişinin cinayet işlediği şüphesini araştırın.""이 사람이 살인한 혐의를 찾아보세요."
31"Bu kişinin cinayet işlediğini kim söylerse, onu getirin.""이 사람이 살인했다고 누구든지 말하면 대 주세요."
32"Böylece, bu kişiye cinayet suçu isnat edilebilir, ancak bu kişinin cinayet işlediği, yapmadığı bir şeyi yaptığı anlamına gelmez.""그리하면, 이 사람에게 살인죄로 혐의를 뒤집어씌울 수는 있어도, 이 사람이 살인했다는 것은 하지 않은 것을 했다는 말은 될 수가 없을 겁니다."
33Böyle söyleyince, bu savcı başını sallayarak oldukça düşünceli görünüyordu.그렇게 얘기를 했더니, 이 검사가 고개를 기우뚱기우뚱 하면서 상당히 고민이 되나 봐요.
34Yukarıdan (üst düzey yetkililer) cinayet suçu yüklemesini söylüyorlar, kendisi ise cinayet işlemediğini iddia ediyor, nasıl cinayet suçu yükleyecek?살인죄로 뒤집어씌우라고 위(높은 분들)에서는 얘기하고, 본인은 살인한 사실이 없다고 주장을 하니, 어떻게 살인죄로 뒤집어씌우겠어요.
35Bu yüzden bu kişi "Kanıt göster!" dedi.그래서 이 사람이 "증거를 대라!" 그랬어요.
36"Kanıt göster!""증거를 대라!"
37Bu kişi böyle söyleyince kanıt olacak bir şey var mı?이 사람이 막 그러니까 증거될 게 있어요?
38Hayır, birini öldürdüğüne dair kanıt olmalı ki kanıt sunulsun.아니, 사람 죽인 증거가 있어야 증거가 내놓는 거죠.
39Birini öldürdüyse ölü bir ceset olmalı, değil mi? Öyle değil mi?사람을 죽였다면 죽은 사람의 시체가 있어야지? 그래, 안 그래?
40Hayır, ceset bile olmayan bir cinayet suçu nerede var?아니, 시체도 없는 살인죄가 어딨어?
41Ölü bir ceset olmalı ve birini öldürdüğüne dair bir tanık olmalı.죽은 사람의 시체가 있어야 하고, 사람을 죽였다는 증인이 있어야 해요.
42Bu kişinin birini öldürdüğünü gören bir kişi olmalı, değil mi?이 사람이 사람을 죽인 걸 본 사람이 있어야죠?
43Gören bir kişi yokken nasıl cinayet suçu yükleyecekler?본 사람이 없는데 어떻게 살인죄로 뒤집어씌우겠어요?
44Yani sonunda bu kişiyi sorgulaya sorgulaya, nereden tersine döndü derseniz, 탁명환 öldü, değil mi?그러니까 나중에는 이 사람을 조사를 하다 하다 못해 어디서부터 뒤집어졌느냐 하면, 탁명환이가 죽었죠?
45탁명환 öldü, ama 탁명환'ı öldürenin de bu kişinin ziyaret sırasında cemaatten gençleri görevlendirerek 탁명환'ı öldürdüğü söyleniyor.탁명환이가 죽었는데, 탁명환이를 죽인 것도 이 사람이 면회할 때의 교인 청년들을 시켜서 탁명환이를 죽였다는 겁니다.
46O zaman ziyaret sırasında o 탁명환'ı öldürmesini söyleyen o sözü duyan kişiyi getirin, dedi.그러면 면회할 때 그 탁명환을 죽이라고 한 그 말을 들은 사람을 대주세요. 그랬어요.
47Kim duyan bir kişi var?누가 들은 사람이 있어요?
48Bu kişinin böyle bir şey söylediği gerçeği yokken, böyle bir sözü duyan bir kişi de olmaz, değil mi?이 사람이 그런 말 한 사실도 없는데, 그런 말을 들은 사람이 없겠죠.
49Yani hemen savcı, çeşitli şekillerde kendi araştırmasını yapsa da bu kişi kesinlikle onun sözünü dinlemediği için, çok kötü bir izlenimi olan, çok uzun boylu ve gözlerini diktiğinde herkesin korktuğu bir savcıydı.그러니까 바로 검사가 여러 가지로 자기가 조사해도 도저히 이 사람이 자기 말을 들어주지 아니하니까, 아주 인상도 고약하고 키도 아주 크고 눈을 부릅뜨면 누구든지 무서워해요.
50O kadar ki, öyle bir savcıya bu kişinin sorgusunu havale ettiler.그 정도로 그런 검사한테 이 사람의 조사를 의뢰했어요.
51İçeri girince hemen "Otur!" diye şantaj yaptı.들어가니까 막 "앉아!" 공갈이야.
52Bu yüzden ben yavaşça oturdum.그래서 나 천천히 앉았어요.
53Ben senin sözünü dinler miyim? Suçsuz ben senin sözünü dinler miyim demek bu. Yavaşça gidip oturdum.내가 네 말 듣겠느냐. 죄도 없는 내가 네 말 듣겠느냐 이 소리죠. 천천히 가서 앉았죠.
54"Çok kibirlisin!" diyerek"대단히 거만한데!" 그러면서
55"Ben kibirli değilim.""나 거만한 게 아닙니다."
56"Yaşım da ilerlediği için. Hareketlerim genç çocuklar gibi hızlı değil, sadece bu.""나이도 먹었으니까. 동작이 젊은 아이들처럼 빠릿빠릿하게 움직이지 않는 것뿐이지."
57"Yaşlı bir kişi, 'Otur!' denince hemen oturup, 'Kalk!' denince hemen kalkar mı? Ben 60 yaşını geçtim...""나이 먹은 사람이 방정맞게 앉으라고 해서 퍼뜩 앉고, 일어서라고 해서 뻘떡 일어서고, 그렇게 하겠습니까? 내가 60이 넘었는데 ..."
58O zaman 64 yaşındaydı.그때 64살이거든요.
59"Tamam, boş konuşma ve sorduklarıma cevap ver!" diye gözlerini dikerek korkutuyordu."그래, 잔소리 말고 묻는 말에 대답해!" 눈을 부릅뜨고 겁을 주는 거예요.
60Sizler de bildiğiniz gibi, bu kişi uzun süre askerlik yaptı, ama ondan önce 3 yıl esir hayatı da yaşadı, değil mi?여러분들, 이 사람이 아시다시피 군대 생활도 오래 했지만, 그 전에 포로 생활도 3년간 했다고 했죠?
61Yani dünyada 연단'ını alabildiğince almış bir kişi.그러니까 세상에서 연단 받을 대로 받은 사람이죠.
62Yani sıradan bir şantaj ve tehdide kanar mı?그러니까 웬만한 공갈 협박에 넘어갈까?
63Kanmaz. Hiç etkilenmez.안 넘어가요. 끄떡도 없어요.
64Bu yüzden hemen bu 탁명환'ı benim öldürdüğümü söyleyerek sorguluyorlardı,그래서 바로 이 탁명환이를 내가 죽였다고 막 조사를 하는데,
65"Ben 탁명환 adında bir kişiden nefret etmedim ve bu kişinin 탁명환'ı öldürmek için bir nedeni de yok." diye söyledi."나는 탁명환이라는 사람을 미워한 적도 없고, 이 사람은 탁명환이를 죽일 만한 이유도 없습니다." 그렇게 얘기했어요.
66Böylece soruşturma yapıldı ve yaklaşık 20 gün sonra, 탁명환'ı öldüren suçlu 임홍천 adında bir kişi, yani 대성교회 papazının şoförü 임홍천, 강릉'da yakalanıp getirildi, değil mi?그래서 조사를 하고 이제 한 20일이 있으니까, 바로 탁명환이를 죽인 범인 임홍천이라는 사람, 즉 대성교회 목사의 운전사 임홍천이가 강릉에서 잡혀 들어왔죠?
67강릉'da yakalanıp getirildi.강릉에서 잡혀들어왔어요.
68임홍천 yakalanıp getirildiğinde, o adamın 탁명환'ı öldürdüğü söyleniyor, peki bana da 탁명환'ı öldürdüğümü yükleyebilirler mi?임홍천이가 잡혀 들어오니까, 그놈이 탁명환이를 죽였다는데, 나도 탁명환이를 죽였다고 뒤집어씌울 수 있어요?
69Yani bunların hepsi yalan.그러니까 이게 전부가 거짓말이거든.
70Yani bu savcı düşündüğünde "Vay be~ Hepsi de yalanmış." diye düşünür, değil mi?그러니까 이 검사가 생각할 때 "이야~ 전부가 다 거짓말이로구나." 이렇게 생각하겠죠?
71Ondan sonra düşüncesi değişti ve bu kişinin cinayet işlediği gerçeğini sorgulamadı, ondan sonra cinayet işlediği gerçeğinin yalan olduğunu anladı ve ondan sonra çok daha nazik ve yumuşak davrandı.그다음부터 생각이 달라져서 이 사람이 살인했다는 사실을 추궁도 하지 않고, 그다음부터는 살인했다는 사실이 거짓말이라는 걸 알고, 그다음부터는 아주 좀 노곤노곤하게 순하게 대해줘요.
72Bu kişinin suçsuz olduğunu anladıktan sonra, savcı doğrudan başkandan telefon aldı.이 사람은 죄가 없는 걸 알고, 그다음에는 검사가 대통령으로 부터 직접 전화를 받았어요.
73Böylece başkana bu savcının söylediği şuydu:그래서 대통령한테 이 검사가 하는 말이
74"Hiçbir suçu yok.""아무 죄가 없습니다."
75"Cinayet işlediği şüphesi yok.""살인한 혐의가 없습니다."
76Böyle söyleyince, muhtemelen Başkan 김'in söylediği şuydu:이렇게 얘기를 하니까, 아마 김 대통령이 하는 말이
77"O 이슬성신'in yağdığı söyleniyor, ama gözle görülmüyormuş, bu yalan değil mi?""그 이슬성신 내린다는 거, 눈에 보이지 않는다는데, 그게 거짓말 아니야?"
78"Yani yalan söyleyerek, 이슬성신'in yağdığına dair fotoğrafları manipüle ederek cemaati kandırıp 헌금 toplayarak kilise, büyük bir kilise inşa ettiği söyleniyor, bu kesinlikle dolandırıcılık değil mi?""그러니까 거짓말을 해서, 이슬성신이 내린다는 사진을 조작해가지고 교인들을 속여서 헌금을 거둬서 교회를, 큰 교회를 지었다는데, 사기가 틀림없는 거 아니야."
79"Yani, dolandırıcılıktan, 헌금 dolandırıcılığından cezalandır.""그러니까, 사기로, 헌금 사기로 처벌해."
80"Evet, anladım.""네, 알았습니다."
81Bu doğrudan başkanın emri olduğu için "Evet, anladım." der, değil mi?그건 바로 대통령의 명령이 있었기 때문에 "네, 알았습니다." 하겠죠?
82Bu yüzden ondan sonra bu kişi 헌금 topladığı konusunda sorgulamaya başladı.그래서 그다음부터는 이 사람이 헌금 걷은 것에 대해 추궁하기 시작해요.
83Böylece hemen 3. kattaki fabrikadan para alıp 승사'lara maaş verdiğine dair ihbarı alarak savcı sorgulamaya başladı.그래서 바로 3층 공장에서 돈을 갖다가 승사들한테 월급 줬다는 걸 제보를 받아가지고 검사가 추궁하기 시작을 해요.
84Yani sonuçta fabrika çalışanlarının hepsi 헌금 yaptı, zorla vermediler, değil mi?그래서 결국은 공장 식구들이 전부 헌금을 한 거지, 강제로 내는 게 아니죠?
85Bu yüzden hepsi 헌금'du.그래서 다 헌금인 거예요.
86Böylece 헌금 yaparak, o 헌금'la 우리 제단'ı işlettik, bu nasıl suç olur?그래서 헌금을 해가지고, 그 헌금한 걸 가지고 우리 제단을 운영했는데, 그게 어떻게 죄가 되겠어요.
87헌금 diye bir şey suç olamaz.헌금이라는 건 죄가 될 수 없는 거예요.
88Böylece fabrika müdürü, o zamanki fabrika müdürü 정정수 gelip tanıklık etti, değil mi?그래서 공장장, 그 당시에 공장장 정정수가 와서 증언을 했죠?
89Tanıklık ederken "Fabrika çalışanlarımızın hepsi gönüllü olarak 헌금 yaptı."증언할 때 "우리 공장 식구들이 전부 자진해서 헌금했습니다."
90"Biz isteyerek gönüllü olarak 헌금 yaptık, bunu nasıl zorla alınmış olarak kabul edersiniz?""우리가 좋아서 자진해서 헌금한 건데, 그게 어떻게 강제로 뺏은 걸로 인정하십니까?"
91Böyle tanıklık kürsüsünde söylemesine rağmen, sonuçta bunu kullanarak bu kişiye ilk başta 2 yıl 6 ay hapis cezası verdiler, değil mi?이렇게 증언대에서 말했는데도, 결국 그걸 가지고 이 사람을 처음에 징역 2년 6개월을 줬죠?
92Böylece 2 ay, Yargıtay'a itiraz süresi içinde tutukluluk süresi uzadığı için 2 ay daha eklenerek 2 yıl 8 ay oldu.그래서 2개월은 바로 대법원 상고 기간중에 구금 일수가 늘어나서 2개월이 더 붙어서 2년 8개월 됐어요.
93Ondan sonra 최순희 sürekli para istediğinde ve böyle bağırdığında, 제단'dan biraz zor olsa da o parayı vermelerini ben söyledim. Hapishaneden.그다음에 최순희가 막 돈 달라고 아우성을 치고 그럴 때, 제단에서 좀 어렵지만 그 돈을 해주라고 내가 그랬어요. 옥중에서.
94O parayı vermelerini söylememin nedeni şuydu: O insanlar paradan başka bir şey bilmeyen kötü insanlardı, o kötü insanlara para istediklerinde para vermeliydik ki başka bir iş çevirmesinler, bu yüzden para vermelerini söyledim ama para vermediler.내가 그 돈을 해주라고 그런 것은 뭐냐면, 그 사람들은 돈밖에 모르는 악한 사람들이니까, 그 악한 사람들에게 돈 달라고 하면 돈을 줘야 무슨 다른 일을 꾸미지 않으니까, 그래서 돈을 주라고 했는데도, 돈을 안 줬어요.
95Para vermedikleri, paranın verilmediği bir durumdayken, 최순희 de benim için tanıklık edeceğini söyledi. Bu yüzden Yong Taeyong avukatlık bürosuna gidip tanıklık etmesi gereken tüm hususları Yong Taeyong avukat yazdı ve tanık başvurusunu Yong Taeyong avukat yaptı.안 주니까, 돈을 안 준 상태에 있었을 때 최순희가 또한 나를 위해서 증언해 준다고 해서, 그래서 용태용 변호사 사무실에 가서 증언해야 할 사항을 전부 용태용 변호사가 적고 증인 신청을 용태용 변호사가 했어요.
96Tanık başvurusu yapılırken tanığın tüm adresini yazıp başvuru yapılır, savcılık da 최순희'yi yakalamak için canla başla hareket ediyordu, o zaman tanık başvurusu yapılınca, "İşte oldu!" diyerek savcılık 최순희'yi yakalamaya gitti. Adresi öğrenmiş oldular.증인 신청할 때는 증인의 주소를 전부 적어서 신청하게 되는데, 검찰에서는 최순희를 잡으려고 혈안이 되어서 움직이는데, 그때 증인 신청을 하니까, 얼씨구나 됐다고 검찰에서 최순희를 잡으러 간 거예요. 주소를 알게 되니까.
97Böylece 최순희'yi yakalayıp savcılığa götürdüler ve şöyle dediler:그래서 최순희를 잡아가지고 검찰로 끌고 가서 뭐라고 그랬냐면
98"Hapse mi gireceksin, yoksa 조희성'i dava edecek çok kişi getirip dava mı edeceksin?""너 징역살래, 조희성이를 고소할 사람을 많이 데리고 와서 고소할래?"
99"Evet, ben 조희성'i dava edecek çok kişi getirip dava edeceğim." Böyle oldu."네, 나 조희성이를 고소한 사람을 많이 데리고 와서 고소하겠습니다." 이렇게 된 거예요.
100Böylece 최순희 dava açtı. Anlıyor musunuz?그래서 최순희가 고소한 거예요. 아시겠어요?
101Yani bunların hepsi o zamanki savcının öncülüğünde uyduruldu.그러니까 이것은 전부가 다 그 당시에 검사가 그렇게 진두에 서서 조작했어요.
102Davayı hem kışkırttılar hem de uydurdular. Bu gerçek şimdi tamamen ortaya çıktı.사건을 교사도 하고 조작을 했어요. 그 사실이 지금은 다 들통나 있어요.
103Bu yüzden o zamanki savcı, sorumlu savcı olan kişi, bu gerçekleri bilerek tir tir titriyor. Çünkü bir gün zarar görecek.그래서 그 당시 검사, 담당 검사였던 사람은 이 사실을 다 알고 발발 떨고 있어요. 언젠가는 다치니까.
104Bir dava, kışkırtılsa da olmaz, uydurulsa da olmaz.사건이라는 건 교사를 해도 안 되고, 조작을 해도 안 되는 겁니다.
105Ülkemizin ceza hukuku, kışkırtma yapanı kışkırtma suçundan hapse mahkum eder, ayrıca sahte bir şekilde dava uyduranı da bu uydurma gerçeğinden dolayı hapse mahkum eder.우리나라의 형사법이라는 것은 교사를 하면 교사죄로 징역을 살게 되어 있고, 또한 조작을 하게 되면 허위로 조작한 사실에 대해서 징역을 살게 되겠습니다.
106Bu yüzden şu anki yasayı bilen o sorumlu savcı, şimdiye kadar rahat uyuyamıyordur.그래서 현재 법을 아는 그 담당 검사는 지금쯤은 다리 피고 못 잘 겁니다.
107Şu anki durum şudur ki, kim olduğunu söylemeyeceğim ama iki kişi hakkında tutuklama emri çıkarıldı.지금은 어떤 상태냐면, 누구라고 얘기하지 않지만 두 사람에게 구속영장이 떨어져 있습니다.
108Böylece geri kalan 16 kişi de tutuklanacak.그래서 나머지 16사람들이 다 구속됩니다.
109Çünkü 헌금 yapmadıkları halde 헌금 yaptıklarını söylediler, bu da yalan söyleyerek masum insanları 7 yıl hapse attırdıkları için çok büyük bir suç teşkil ediyor.왜 그러냐면 헌금도 하지 않았는데 헌금했다고 했으니까, 이건 바로 거짓말로 얘기를 해서 죄도 없는 사람을, 징역을 7년씩이나 살게 했으니까, 엄청난 죄가 되는 겁니다.
110Bu yüzden 20-30 yıla yakın hapis cezası alacakları söyleniyor.그래서 20년 30년 가까이 징역을 받는다고 합니다.
111Böyle bir suç büyük bir suç olup onlarca yıl hapse mahkum edilmelerine neden olacakmış. Böyle sözler duydum.그런 죄는 큰 죄가 돼서 수십 년간 징역을 살게 된답니다. 그런 말을 들었어요.
112Bu yüzden ben, "Şu kişiler iyi insanlar olduğu için, o kişilerin tutuklanmaması yönünde hareket edin" diye rica edince.그래서 내가 아무개 아무개는 사람이 착하니까, 그 아무개 아무개는 구속을 안 하는 방향으로 해달라고 부탁하니까.
113"Ah, 주님, böyle İşlere karışmayın.""아, 주님은 그런 일에 관여하지 마십시오."
114"Eğer böyle İşlere karışırsanız, İş yapamayız.""만약 그런 일에 관여하신다면 일을 할 수 없습니다."
115"Biz bunu, haksız yere suçlanıp hapse girenlerin üzerindeki suçu kaldırmak için yapıyoruz, eğer 주님 şu kişilere hapis cezası verilmemesini söylerse, 주님 günahkarın kılığını giymekten kaçınamaz.""억울하게 죄를 뒤집어쓰고 징역을 산 것을 벗겨주려고 우리가 하는 건데, 주님이 아무개 아무개에게는 징역을 주지 말라고 한다면, 주님이 죄인의 허울을 아니 쓸 수가 없습니다."
116"Günahkarın kılığını giyip öylece İş yaparsanız olur mu?""죄인의 허울을 쓰고 그냥 일을 하신다면 되겠습니까?"
117"Öyle şeyler söylemeyin.""그냥 그런 말씀 하지 마십시오."
118"Şu kişileri tutuklamayın demeyin.""아무개 아무개는 구속하지 말라는 말 하지 마십시오."
119"Çünkü masum insanları 7 yıl hapse attırdıkları için, bu ne ülkemizde kabul edilebilir ne de tüm vatandaşlar açısından affedilebilir.""왜 그러냐면 죄도 없는 사람을, 징역을 7년씩이나 살고 나오게 했으니까, 이것은 우리나라에서도 용납이 안 되고 모든 국민들 입장에서도 용서가 안 됩니다."
120Böyle diyorlar.이렇게 말하는 거예요.
121İki kişi hakkında şu an tutuklama emri çıkarıldı.두 사람이 지금 구속영장이 떨어졌어요.
122Böylece o iki kişi hakkında tutuklama emri çıkarıldı, eğer o kişiler tutuklanırsa, sonraki 16 kişi de tutuklanacak. Hepsinin tutuklanacağı söyleniyor.그래서 그 두 사람이 구속영장이 떨어졌는데, 그 사람이 구속이 되면 다음 16명이 다 구속돼요. 다 구속된다고 합니다.
123Şu an Bucheon Savcılığı bu davayı yürütüyor ve bu davayla ilgilenen savcı dişlerini gıcırdatıyor.지금 현재 부천검찰청에서 이 사건을 진행 중인데, 이 사건을 취급한 검사가 이를 갈고 있어요.
124Biz dişlerimizi gıcırdatmıyoruz, onlar gıcırdatıyor.우리가 이를 갈지 않고, 그 사람들이 이를 갈아요.
125Masum insanların 7 yıl hapis yattığını söyleyerek, bu davayı böyle uydurup, 헌금 yapacak gücü bile olmayan, yani kiralık odalarda yaşayan insanların o kadar büyük parayı 헌금 ettiğini yalan söyleyerek, şimdi masum insanları 7 yıl hapis yattırdıkları için...죄도 없이 7년씩이나 징역을 살고 나왔다고 하면서 이렇게 사건을 조작해서 헌금할 능력도 없는 사람들이, 바로 월세방에 사는 사람들이 그 큰돈을 헌금했다고 거짓말 해가지고 이제 죄도 없는 사람을, 징역을 7년씩이나 살고 나오게 했다고 해서
126"Bu, Güney Kore'de yasa var olduğu sürece, yasa canlı olduğu sürece, masum insanların bu şekilde uzun süre hapis yatırılması bir hukuk devleti olarak utanç vericidir.""이것은 대한민국에 법이 있는 한, 법이 살아있는 한, 이렇게 죄 없는 사람이 징역을 오랫동안 살고 나오게 했다는 것은 법치국가로서의 수치다."
127"Bu yüzden bunun kökten çözülmesi ve masum insanların üzerindeki lekenin tamamen temizlenmesi gerekiyor,""그러니까 이것은 발본색원해서 완전히, 죄도 없는 사람의 허물어 벗겨줘야 하고,"
128"Ve bu şekilde dava uydurup suç İşlediklerini söyleyerek insanları uzun süre hapse atanlar ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır" diye dişlerini gıcırdatıyorlar, şimdi. Anlıyor musunuz?"또 이렇게 조작해서 죄를 지었다고 해가지고 징역을 오랫동안 살게 한 사람들은 엄벌에 처해야 한다"고 이를 갈아요, 지금. 아시겠어요?
129Öyle olmaz mı?그러지 않겠어요?
130O kişiler eskiden '영생교 하나님의 성회 승리제단'ın sahte bir din olduğunu söyleyen kişilerdi.그 사람들이 옛날에는 '영생교 하나님의 성회 승리제단'은 사이비 종교라고 하던 사람들이에요.
131O kişiler, bunun sahte bir din olmadığını, haksız yere hapis yattıklarını anlayınca, bu kişilerin (savcıların/halkın) daha da öfkelenmesinin nedeni şudur: Daha önce sahte din mensubu sanıp küfretmişlerdi, "Meğer böyle masum insanlara küfretmişiz!" diyerek o kişiler daha da öfkelenmiş durumdalar.그런 사람들이 사이비 종교가 아니고 억울하게 징역을 살고 나왔다고, 이 사람들이 도리어 펄펄 뛰는 게 뭐냐면, 이전에는 사이비 종교인인 줄 알고 욕을 하고 그랬었는데, 이렇게 억울한 사람을 욕했구나 하고, 그 사람들이 더 펄펄 뛰게 생겼어요.
132Bu yüzden şu an bu İş'i Gwangju'daki 조한성 Başkanımız yapıyor.그래서 바로 지금 그 일을 우리 광주에 있는 조한성 위원장이 하고 있어요.
133O yapıyor ve bu davayı bizim taraftan üstlenen avukat, başsavcılık yapmış olan 김인식 avukat ve bu kişi savcılıkta çok tanınan biridir.그분이 하고 있는데, 이 사건을 맡은 우리 편에서 맡은 변호사가 김인식 변호사라고 검사장을 지낸 분이고, 이분이 굉장히 검찰에서는 알아주는 사람이에요.
134이 사람 aktif savcılara bu gerçeği, bu davanın gerçekten haksız bir dava olduğunu, 헌금 yapmadıkları halde 헌금 yaptıklarını yalan söyleyerek insanları 7 yıl hapse attırdıkları bir gerçek olduğu için, bunun kökten çözülerek tamamen bu davanın altüst edilmesi gerekmez mi, diye soruyor.이 사람이 현역 검사들한테 이 사실, 이 사건은 참으로 억울한 사건이고, 헌금하지도 않고 헌금했다고 거짓말해서 징역을 7년 동안 살고 나오게 한 사실이니까, 이건 발본색원해서 완전히 이 사건을 뒤집어엎어야 할 거 아니냐.
135Bu yüzden şimdi savcılık daha aktif bir şekilde hareket ediyor.그래서 지금 검찰이 더 적극적으로 나와요.
136"Bu kabul edilemez.""이건 용납해서는 안 된다."
137"Dünyada yasayı aldatıp masum insanları hapse attırdıkları, yasayı kullanarak insanları hapse attırdıkları için, böyle kötü İşler yapanlar hoş görülmemelidir.""세상에 법을 속여 죄도 없는 사람을 징역을 살게 했으니, 법을 이용해 징역을 살게 했으니, 그렇게 나쁜 짓을 한 사람들은 용납해서는 안 된다."
138diyerek şimdi savcılık aktif bir şekilde hareket ediyor.하고서 지금 검찰에서 적극적으로 나오고 있어요.
139Bu dava giderek büyürse, şimdi televizyonlarda da konuşulmaya başlanacak ve bu davayı uyduran savcı ya da bu uydurulan davada haksız yere hüküm verip insanları hapse attıran hakim de hepsi 이 사람 gibi kelepçelenip o duruma düşecekler.이 사건이 점점 커지면 이제 테레비에서도 떠들게 되면서, 이 사건을 조작한 검사나 이 사건 조작된 사건을 억울하게 판결해서 징역을 살게 한 판사도 전부 이 사람처럼 쇠고랑 차고 그 신세가 되게 돼 있어요.
140Bunu görünce o insanlar, o kadar çabalayıp hukuk sınavını geçerek hakim veya savcı olup kelepçelenip hapse girdiklerinde, o insanlar ne düşünecekler acaba?그걸 보면 참 그 사람들, 그렇게 힘써서 사법고시를 패스해서 판검사가 돼서 고랑 차고 들어가서 징역을 살 때, 그 사람들은 어떻게 생각할까?
141"Ben böyle bir hata yaptığım için mi hapse giriyorum?" diye mi düşünecekler?내가 이렇게 잘못해서 징역을 살게 된다고 생각할까?
142Öyle düşünmezler herhalde, değil mi?그렇게 생각을 안 하겠죠?
143Haksızlığa uğradıklarını söyleyeceklerdir.억울하다고 하겠죠.
144Ancak bu dünyadaki yasa çok adil bir yasadır.그러나 이 세상에 법이라는 건 아주 공평한 법이에요.
145Bu yüzden suç İşleyen cezasını çeker, suç İşlemeyen ise ceza almaz.그래서 죄를 지면 벌을 받게 돼 있고, 죄를 안 지은 사람은 벌을 안 받게 돼 있어요.
146Bu yüzden ceza almaması gereken birini cezalandıran kişi çok büyük bir ceza alacaktır.그래서 바로 벌을 안 받은 사람을 벌받게 한 사람은 엄청난 처벌을 받게 돼 있어요.
147Eğer, bu zamanda da ceza alıyorlar ama, birazdan 이 사람'ın, 이 사람'ın dünyası olacak, değil mi?만약에, 이때에도 벌받지만, 조금 있으면 이 사람, 이 사람 세계가 되겠죠?
148Birazdan, 이 사람 evreni yöneten kişi olacak, değil mi?조금 있으면, 이 사람이 우주를 다스리는 자죠?
149Evreni yöneten kişi olursa, o zaman o tür yasa dışı İşler yapanlardan hiçbiri kalır mı?우주를 다스리는 자가 된다면, 그때 그런 불법 행위를 했던 사람들 하나도 남아날까?
150Kalmazlar. O zaman büyük İşler olur.남아 마지 못해. 그때 큰일 나요.
151Sizler bir hayal edin. O zaman 이 사람'ın dilediği gibi yapacağı bir çağ olacak. O zaman tam da 이 사람'ın çağı olacak.여러분들 상상해 보세요. 그때는 이 사람이 마음대로 하는 시대야. 그때는 바로 이 사람의 시대예요.
152영생 çağı olduğu için, 이 사람'ın dilediği gibi yapacağı bir çağ olduğu için, o kötü İşleri yapanlar o gün bu dünya üzerinde yaşayabilecekler mi?영생의 시대인 고로, 이 사람이 마음대로 하는 시대인 고로, 그런 나쁜 짓 한 사람들은 그날에 이 지구 땅 위에서 살 수 있을까?
153Yaşayamazlar. Dünya üzerinde yaşayamazlar.못 살아. 지구 땅 위에서 못 살아요.
154Bu yüzden çok büyük bir ceza alacaklardır.그렇기 때문에 엄청난 형벌을 받게 돼어 있어요.
155Dahası, başka biri değil, tüm insanlığı kurtarmak için gelen görevli 구세주'yu bu şekilde uzun süre hapse attırdıkları için, o ceza ne kadar büyük olur.더더군다나 다른 사람도 아니고 온 인류를 다 구원하려고 온 사명자 구세주를 그렇게 이제 징역을 오래 살도록 했으니 그 벌이 얼마나 커요.
156O ceza az mı olur?그 벌이 조금 받겠어요?
157Çok büyük bir ceza alırlar, değil mi?엄청난 벌을 받겠죠?
158이 사람 o zaman "O kişiler için geçmişe sünger çekilsin, ceza vermeyin" diye rica etse bile ceza verilecektir.이 사람이 그때는 "그 사람들 기왕 지나간 일이니 벌을 주지 말라"라고 부탁해도 벌을 주게 돼 있어요.
159Yasa adil olduğu için, ben ne kadar rica etsem de, mağdur olsam da, mağdur ceza verilmemesini rica etse bile, ceza verilmemesini rica ederseniz daha çok ceza verilir. Anlıyor musunuz?법이라는 건 공평하기 때문에, 암만 내가 부탁해도 내가 피해자이지만, 피해자가 벌주지 말라고 부탁해도, 벌주지 말라고 부탁하면 더 벌을 많이 줘요. 아시겠어요?
160Bunu bilmek gerekir.그걸 알아야 해요.
161Bu yüzden "gölgenin güneşe döneceği bir zaman vardır" sözü doğru bir sözdür.그래서 바로 음지가 양지 될 때가 있다는 말이 그게 맞는 말인 거예요.
162이 사람 o zaman hapishanede hapis yatıyordu, yani 이 사람 gölgede bir hayat yaşamıştı, değil mi?이 사람이 그때는 교도소 가서 징역을 살 때니까, 이 사람이 음지 생활을 했던 거죠?
163Gölgede bir hayat yaşadıktan sonra şimdi güneşte bir hayat yaşamaya başladığı için o kişiler tutuklanıyorlar, değil mi?음지 생활을 하다가 이제는 양지 생활을 하게 됐기 때문에 그 사람들이 구속이 돼가고 있죠?
164O kişilerin tutuklanmasının nedeni şudur: Gölge güneşe döndüğü için. Anlıyor musunuz?그 사람들이 구속이 돼가고 있는 것은 뭐냐 하면 음지가 양지 돼서 그런 거예요. 아시겠어요?
165Böylece sonunda 이 사람'ın hiçbir suçu olmadığı tüm dünyaya duyurulacak, değil mi?그래서 결국 이 사람이 아무 죄도 없다는 게 만천하에 알려져, 안 알려져?
166Tüm dünyaya duyurulacaktır.만천하에 알려지게 돼 있어요.
167Sadece suçsuz olmakla kalmayıp, tam da bu dünyadaki tüm insanlara 영생 veren 구세주 olduğu anlaşıldığında, yanlış bilen insanlar daha mı çok dişlerini gıcırdatacaklar, yoksa gıcırdatmayacaklar mı?죄가 없을 뿐만 아니라 바로 이 세상 모든 사람에게 다 영생을 주는 구세주라는 게 알려지면, 잘못 알고 있는 사람들이 더 이를 갈까, 이를 안 갈까?
168Dişlerini gıcırdatarak öne atılıp o kötü İşleri yapanları öylece bırakmazlar, değil mi?이를 갈면서 앞장서서 그 나쁜 짓 한 사람들 그냥 놔두질 않죠?