Zavallı ve Acınası 구세주
1선악과 nedir diye sorarsanız, 마귀'nin kalbi 선악과'dır, 마귀'nin 신'i 선악과'dır, 마귀'nin ruhu 선악과'dır demişti, değil mi?선악과가 뭐냐 하면 마귀의 마음이 선악과요, 마귀의 신이 선악과요, 마귀의 영이 선악과라는 말을 했던 거죠?
2선악과 kelimesi doğrudan Kutsal Kitap sözüdür ve Kutsal Kitap sözü ruhsal bir söz olduğu için, 선악과 ruhsal bir meyve olduğu için, ruhsal meyve ruh olduğu için, öldüren ruh 선악과 olduğu için, öldüren ruh 마귀'nin kalbi midir, 하나님'ın kalbi midir?선악과라는 말을 바로 성경 말이요, 성경 말은 영적 말인 고로, 선악과라는 것이 영적 과일인 고로, 영적 과일이 영인 고로, 죽이는 영이 선악과인 고로, 죽이는 영이 마귀의 마음이야, 하나님의 마음이야?
3마귀'nin kalbidir, değil mi?마귀의 마음이죠?
4Bu yüzden, 마귀'nin kalbine sahip olursanız 선악과 yemiş olursunuz ve 선악과 yemiş olursanız öleceğiniz için, 선악과 yerseniz öleceğiniz yazıyor mu, yazmıyor mu?그런 고로, 여러분들이 마귀의 마음을 가지면 선악과를 먹었다고 되고, 선악과를 먹었다가 되면 죽게 되어 있는 고로, 선악과를 먹으면 죽는다고 써 있어, 안 써 있어?
5Yazıyor, değil mi?써 있죠?
6Bu yüzden 이 사람 '선악과' ve '생명과일' hakkında akıllıca ve açıkça tartıştı mı, tartışmadı mı?그런 고로 이 사람이 '선악과'와 '생명과일'에 대해서 똑똑하게 분명하게 논했어, 안 논했어?
7Tartıştı, değil mi?논했죠?
8생명과일, doğrudan 영생 veren ruh 생명과일'dir ve 영생 veren kalp 생명과일 olduğu için, 'ben'i yenen, 마귀'yi yenen ve ölüm gücünü yenen kalbin 생명과일 olduğunu tartıştı mı, tartışmadı mı?생명과일이라는 것은 바로 영생을 주는 영이 생명과일이요, 영생을 주는 마음이 생명과일인 고로, '나'를 이기고 마귀를 이기고 사망권세를 이기는 마음이 생명과일이라는 것을 논했어' 안 논했어?
9Tartıştı, değil mi?논했죠?
10Bu yüzden her saniye 생명과일 yemekle 영생 edilebilir, 생명과일 yerken bir kere bile 선악과 yerse cehenneme mi gider, cennete mi gider?그런 고로 일초 일초 늘 생명과일을 먹어야 영생할 수가 있는 것이지, 생명과일을 먹다가 한 번이라도 선악과를 먹으면 지옥에 갈까, 천당에 갈까?
11Cehenneme gidersiniz, anladınız mı?지옥 가는 거야, 아시겠어요?
12이제 그대로, 이 사람 geçen Mesih Bayramı günü hepinize yönelik olarak hepinizi krallar mertebesine yükselten bir kutsama yaptı mı, yapmadı mı?이제 그대로, 이 사람이 지난 메시아절 날 여러분들을 향해서 전부 왕의 반열에 세운 축복을 했어, 안 했어?
13Kutsamayı yaptıktan sonra, 이 사람'ın dudakları çatlayıp giderek büyüyor mu, büyümüyor mu?축복을 하고 나니까, 이 사람의 입술이 부르터가지고 점점 커져, 안 커져?
14Dudakların giderek çatlayıp büyümesi, 이 사람, 이제 그대로, dudak çatlatacak bir şey yaptığı için mi çatladı?점점 입술이 부르터서 커지는 것은 이 사람이, 이제 그대로, 입술 부르터질 짓을 해서 부르텄을까?
15Ne demek 'hayır', dudak çatlatacak işler yaptığı için çatladı.뭐가 아니야, 입술 부르터질 짓을 해서 부르튼거야
16Dudak çatlatacak işler yaptığı için çatladı. Ne demek 'hayır', hayır değil tabii ki...입술 부르터질 짓을 했기 때문에 부르튼 거야. 뭐이 아니야, 아니긴...
17Bu dudakların çatlaması, dudak çatlatacak işler yaptığı için, değil mi?이 입술이 부르터진 건 입술 부르터질 짓을 했죠?
18Bu bir gerçek. Neden 'hayır' diye yalan söylüyorsunuz?그것은 사실이야. 왜 아니라고 거짓말을 해?
19Dudakları çatlatacak ne İş yaptı derseniz, hepinizi krallar mertebesine yükseltirsem, tüm günahlarınızı üstlenmiş mi oldum, yoksa günahlarınızı kendi hallerine mi bıraktım?입술이 부르터질 짓을 뭘 했느냐 하면, 바로 여러분을 왕의 반열에 전부 세우면, 여러분의 죄를 전부 담당한 거야, 여러분의 죄를 내버려 둔 거야?
20Üstlendim, anlıyor musunuz?담당한 거야, 아시겠어요?
21Üstlendikten sonra, bütün gece simsiyah kan kusup ölüm döşeğinde dolaşmak zorunda kaldığım böyle bir hayat sürdüğüm için, 하나님 bu kişiye acınası ve zavallı dedi, değil mi?담당을 하고 나니까 밤새도록 시커먼 피를 토하고 사경을 헤매야 하는 이러한 생활을 하는 고로, 하나님께서 이 사람더러 불쌍하다 애처롭다 그랬어, 안 그랬어?
22Bu yüzden acınasıyım.그래서 불쌍한 거야.
23Bu yüzden acınası ve bu yüzden zavallıyım.그래서 불쌍하고 그래서 애처로운 거야.
24Benim İşlediğim günahlar değil, sizin İşlediğiniz tüm günahları üstlenip bütün gece ölüm döşeğinde dolaşırken, 이제 그대로, kan kusarken, üstelik bununla da kalmayıp dudaklarımın böyle çatladığını görüp de hiçbir vicdan azabı duymayan beyler!내가 지은 죄도 아니고 여러분들이 지은 죄를 다 담당을 해가지고 밤새도록 사경을 헤매고, 이제 그대로, 피를 토하면서 그러다가 그것도 모자라서 입술이 이렇게 부르터가지고 있는 것을 보고도 아무런 가책도 못 느끼는 양반들!
25Bu kişi, böyle beylerle ibadet ederken bunalır mı, bunalmaz mı?이 사람이 그런 양반들을 모시고 예배를 볼 때에 답답할까, 안 답답할까?
26Bunalır, değil mi?답답하겠죠?
27Tarif edilemez bir şekilde bunalır, değil mi?말할 수 없이 답답하겠죠?
28이제 그대로, bugün 하나님'ın Ruhu fedakarlık Ruhudur, 하나님'ın Ruhu sevgi Ruhudur, bu yüzden koşulsuz fedakarca mı sever, yoksa koşullu mu sever?이제 그대로, 오늘날 하나님의 영은 희생의 영이요, 하나님의 영은 사랑의 영인 고로, 무조건 희생적으로 사랑을 해줘요, 조건부로 사랑을 해줘요?
29Koşulsuz, şartsız sever sizi, değil mi?무조건 조건 없이 여러분을 사랑해 주죠?
30O zaman minnettar mısınız, değil misiniz?그러면 고마워, 안 고마워?
31Minnettarız, değil mi?고맙죠?
32이제 그대로, bu minnettarlığı ve şükranı bilmeyip, bu minnettarlığı ve şükranı bilmeyip tekrar temizlenmiş o ruhu kirletirseniz, günahları üstlenen 영모님 yine ölüm döşeğinde dolaşmak zorunda kalır mı, kalmaz mı?이제 그대로, 이 고맙고 감사한 것을 모르고, 고맙고 감사한 걸 모르고 또다시 깨끗하게 씻어준 그 심령을 더럽히면, 죄를 담당하는 영적 엄마가 또 사경을 헤매야 돼, 안 헤매야 돼?
33Yine ölüm döşeğinde dolaşmak zorunda kalır, değil mi?또 사경을 헤매야 되죠?
34Böyle olur mu? Böyle olur mu?그래서 되겠어요? 그래서 되겠어요?
35Olmaz, değil mi?안 되죠?
36Bu yüzden aslında, 이제 그대로, bir anne çocuğunun günahlarını affederken koşul mu koyar, koşulsuz mu affeder?그런 고로 사실은, 이제 그대로, 엄마가 그 자식의 죄를 용서해 줄 때에 조건을 붙이고 용서해줘, 무조건 용서해줘?
37Koşulsuz affeder, değil mi?무조건 용서해주죠?
38Koşulsuz affediyor diye, durmadan günah İşlemeli mi?무조건 용서해 준다고 해서, 자꾸 죄를 지을까?
39Durmadan günah İşlememeli, değil mi?자꾸 죄를 지으면 안 되죠?
40Durmadan günah İşlememelisiniz, anlıyor musunuz?자꾸 죄를 지으면 안 돼요, 아시겠어요?
41이제 그대로, bugün bu kişi açıkça "Fasulye ekilen yerden fasulye, kırmızı fasulye ekilen yerden kırmızı fasulye çıkar." dedi, değil mi?이제 그대로, 오늘날 분명히 이 사람이 "콩 심은 데 콩 나고 팥 심은 데 팥 난다." 말을 했죠.
42Bu kişinin başlangıçtan beri bunu söylemesinin nedeni şudur: 이제 그대로, son zamanda gördüğünüzde şaşıracağınız şeyler olacak.이것을 초창기부터 이 사람이 말한 것은 뭐냐 하면, 이제 그대로, 여러분들이 마지막 때에 가서 보면 깜짝 놀랄 일이 있다는 겁니다.
43Cennete gidebileceğini bilmediğiniz birinin cennete gittiğini görünce şaşıracak, 이제 그대로, cennete kesinlikle gideceğini söyleyen birinin cehenneme gittiğini görünce şaşıracak mısınız, şaşırmayacak mısınız?천당에 갈 수 있는 사람인 줄 몰랐던 사람이 천당에 가는 것을 보니 놀라고, 이제 그대로, 천당에 꼭 가겠다는 사람이 지옥으로 가는 것을 보니 깜짝 놀랄까, 안 놀랄까?
44Çok şaşırırsınız, anlıyor musunuz?깜짝 놀래,아시겠어요?
45Sonu gördüğünüzde şaşkına dönersiniz. Anlıyor musunuz?마지막을 보면 기가 막혀요. 아시겠어요?
46Bu yüzden bu kişi, 이제 그대로, sizlere söylediğim gibi, bu kişi 영모님'in dediğine göre üçüncü çit camdan mı ev yapılır dedi, taştan mı ev yapılır dedi?그런 고로 이 사람이, 이제 그대로, 여러분들에게 말씀을 드렸지만은, 이 사람은 영모님이 말씀하기를 셋째 울타리는 바로 유리로 집을 짓는다고 그랬어, 돌로 집을 짓는다고 그랬어?
47Camdan ev yapılır dedi, değil mi?유리로 집을 짓는다고 그랬죠?
48Cam evin içi apaçık görünür, görünmez mi?유리집은 속이 환하게 들여다보여, 안 들여다보여?
49Görünür, değil mi?들여다보이죠?
50Apaçık görünür. Anlıyor musunuz?환하게 들여다보여. 아시겠어요?
51Bu yüzden, 이제 그대로, gayretle inanıyormuş gibi yapsalar da, biz dışarıdan bakanlar için imanları çok iyi, çok gayretle inanıyor ve imanları iyi gibi görünse de, göğün insanı onların içini görür mü, görmez mi?그런 고로, 이제 그대로, 열심히 믿는 척하지만, 우리 외부 사람들이 볼 때는 굉장히 신앙이 좋고 굉장히 열심히 믿고 신앙이 좋은 것 같지만은, 하늘의 사람은 그 속을 들여다볼까, 안 들여다볼까?
52İçini görür, değil mi?그 속을 들여다보죠?
53İçini gördüğü için, bu kişi başlangıçta, 이제 그대로, bu kişi saklı olan günahları dolaylı yoldan İşaret ettiğinde, itiraf etmekten başka çareleri kalmayıp gelip itiraf ettikleri çok İş oldu, değil mi?들여다보는 고로 이 사람이 초창기에, 이제 그대로, 이 사람이 감추고 있었던 죄를 간접적으로 지적을 하니까 고백을 안 할 수 없어서 와서 고백한 일이 많이 있었어, 없었어?
54Çok İş oldu, değil mi?많이 있었던 거죠?
55İtiraf etmekten başka çareleri kalmamasının nedeni, bu kişinin kürsüden İşaret edip tartışmasıydı, bu yüzden itiraf etmekten başka çareleri kalmamıştı, değil mi?고백을 안 할 수가 없는 것은 이 사람이 단상에서 지적을 하면서 논하니까 고백을 할 수밖에 없었던 거죠?
56Bu yüzden, 이제 그대로, itiraf ettiklerinde 하나님 onları affetmez ve yüz çevirir miydi?그래서, 이제 그대로, 고백을 하면은 하나님이 용서를 안 해 주고, 외면했을까?
57Yüz çevirmedi ve affetmeye devam etti, değil mi?외면을 안 하고 용서를 계속해 줬죠?
58Affetti ve tekrar affetti, 이제 그대로, Kutsal Kitap'ta yetmiş kere yedi kez affetmek gerektiği yazılıdır, ama 하나님 aslında yüz milyonlarca, milyarlarca kez affeden bir 하나님'dır. Anlıyor musunuz?용서를 해 주고 또 해 주고, 이제 그대로, 일곱 번씩 일흔 번씩 용서해 주라는 성경 말씀이 있는데, 하나님은 사실은 수억 천만 번이라고 용서해 주는 하나님이야. 아시겠어요?
59하나님'ın ceza veren bir 하나님 olduğunu mu söyledi, ceza vermeyen bir 하나님 olduğunu mu söyledi?하나님이 벌 주는 하나님이라고 그랬어, 벌 안 주는 하나님이라고 그랬어?
60Ceza vermeyen bir 하나님'dır. 하나님.벌 안 주는 하나님이야. 하나님은.
61하나님 terbiye eden bir 하나님 da değildir, 하나님 sınayan bir 하나님 da değildir.하나님은 징계하는 하나님도 아니고 하나님은 시험하는 하나님도 아니에요.
62Koşulsuz affeden ve koşulsuz seven bir 하나님 olduğu için, 이제 그대로, bugün sizler böyle bir 하나님'ı, 구세주 하나님'ı buldunuz, ama kurtuluş bulamazsanız, bu lanetli bir hayat mıdır, kutsanmış bir hayat mıdır?무조건 용서해주고 무조건 사랑해주는 하나님인 고로, 이제 그대로, 오늘날 여러분들이 이러한 하나님을, 구세주 하나님을 만났는데 구원을 못 받는다면 그건 저주받은 인생이야, 축복받은 인생이야?
63Lanetli bir hayattır, değil mi?저주받은 인생이죠?