Bir Hayat - İlkokul Yılları
1이 사람'ın, 이제 그대로, ailesinde bile fertlerin 이 사람'ı özel olarak önemseyip sevmediğini neye bakarak anlayabiliriz derseniz, 이제 그대로, 이 사람'ın çocukluğundan itibaren hizmetkarlık gibi bir hayat yaşadığını sizler sözleri dinleyerek biliyorsunuz, değil mi?이 사람이, 이제 그대로, 가정에서도 식구들이 이 사람을 특별히 위하고 사랑하지 않았다는 것을 뭘 봐서 알 수 있냐면, 이제 그대로, 이 사람은 어려서부터 머슴살이와 같은 생활을 했다는 사실을 여러분들은 말씀을 들어서 아시는 거죠?
2이 사람 ilkokula giderken bile pirinç fidesi dikme yardımlaşmasına gitmek zorunda kalıyordu, 이제 그대로, 이 사람'ın abisi, kardeşi ve ayrıca annesiyle babası da olmasına rağmen, ancak 이제 그대로, annesi pirinç fidesi dikme yardımlaşmasına gittiği için, çok çok acınası ve çok çok zavallı olduğundan, annesinin o zahmetini azaltmak için o küçük çocuk eğrelti otu gibi elleriyle pirinç fidesi dikme yardımlaşmasına gitmişti.이 사람이 국민학교 다닐 때에도 모 품앗이를 다녀야 되는, 이제 그대로, 이 사람이 형도 있고, 동생도 있고, 또한 어머니 아버지도 계시지만, 그러나 이제 그대로, 어머니가 모 품앗이를 다니니까, 너무너무 딱하고 너무너무 가엾은 고로, 어머니의 그 수고를 덜어주기 위하여 어린 것이 그 고사리같은 손을 가지고 모 품앗이를 다녔다는 것이올시다.
3O zaman 이 사람 fideleri yanlış dikerse pirinç fidesi dikme yardımlaşmasına katılma hakkı verilmez diye çok çalışarak fideleri diktiği için, fideleri iyi dikmiş midir, dikmemiş midir?그때에 이 사람이 모를 잘못 내면 모 품앗이 다니는 자격을 주지 않을까 봐 열심히 모를 내니까, 모를 잘 냈을까, 못 냈을까?
4İyi dikmişti, değil mi?모를 잘 냈던 거죠?
5Fideleri iyi diktiği için, yanındaki yetişkinler "Heeseong fideleri gerçekten iyi dikiyor", "İyi dikiyor" derken, kendileri iki üç fide dikip hızla kalkıp bellerini doğrultuyorlardı, ben ise geniş bir alana, üç dört kat daha fazla fide dikebilecek şekilde, 이제 그대로, o genişliği bana iki yandan verdikleri için genişler miydi, daralır mıydı?모를 잘 내니까, 옆에 있는 어른들이 "희성이 모를 참 잘 낸다", "잘 낸다" 하면서, 자기네들은 두 포기 세 포기 꽂고 쓱 일어나서 허리를 펴고, 나는 넓게, 세배 네 배를 모를 꽂을 수 있는, 이제 그대로, 그 넓이를 나한테 양쪽에서 주니까 넓어질까, 좁아질까?
6Genişlerdi, değil mi?넓어지는 거죠,
7Ancak, 이제 그대로, fide dikme ipini (fideleri sıraya dizmek için ipi iki yandan bir sonraki bölüme ilerleten) ilerleten kişi, zamanı gelince ilerletir mi, ilerletmez mi?그러나 이제 그대로, 못줄을 넘기는(줄맞추어 모를 심기 위해 양쪽에서 줄을 다음 칸으로 진행) 사람은 시간만 되면 넘겨, 안 넘겨?
8İlerletir, değil mi?넘겨버리죠?
9Bu yüzden zamanında fideleri çabucak dikmek gerekir ki, "Orai" (bir sonraki bölüme geçme işareti, 'alright' kelimesinin Japonca telaffuzu olduğu gibi kullanılmış) deyip geçsinler.그런고로 제시간에 모를 빨리 꽂아야, "오라이(다음 칸으로 넘어 가라는 신호, alright의 일본식 발음을 그냥 썼음)" 하고 넘어가는데,
10Diğer insanlar, yanındaki kişiler iki üç fide dikip bellerini doğrultup durduktan sonra, tekrar "Orai" deyip geçtikten sonra, yine iki üç fide dikip yine bellerini doğrulttukları için, belleri daha az mı ağrırdı, çok mu ağrırdı?다른 사람들 옆에 사람들은 두 포기 세 포기 꽂고 허리를 펴고 서 있다가, 다시 "오라이" 하고 넘어간 다음에, 또 모를 두 포기 세 포기 꽂고 또 허리를 펴고 하니까, 허리가 덜 아플까, 많이 아플까?
11Daha az ağrırdı, değil mi?덜 아프겠죠?
12Bu dünyadaki 마귀 새끼'leri göksel insana ne kadar acı çektirdiğini ve ne kadar, 이제 그대로, gizlice zor İşler yüklediğini 이 사람 sizlere deneyimlerini anlattığı her seferde söylemişti, değil mi?이 세상 마귀 새끼들이 하늘의 사람에게 얼마나 고통을 주며, 얼마나, 이제 그대로, 암암리에 어려운 일을 지웠다는 것을 이 사람이 여러분들에게 체험담 할 적마다 말한 거죠?
13Bu yüzden 이 사람, 이제 그대로, sabahları genç olduğu için biraz iyi olsa da, öğleden sonra beli kırılıyormuş gibi ağrır mıydı, ağrımaz mıydı?그런고로 이 사람이 너무너무, 이제 그대로, 오전에는 젊으니까 좀 괜찮아도, 오후쯤 되면 허리가 부러지는 것처럼 아플까, 안 아플까?
14Beli kırılıyormuş gibi ağrıyor ve parmakları ağrıdığı için, fide diktiği her seferde ağrıyordu.허리가 부러지는 것처럼 아프고, 손가락이 아픈 고로, 모를 꽂을 때마다 아픈 겁니다.
15O toprak, yumuşak toprak biraz daha iyiydi.그 땅이 물렁물렁한 땅은 좀 나아요.
16Pirinç tarlaları arasında sert tarlalar da var, yumuşak tarlalar da var, sert bir tarlaya denk geldiği anda tarif edilemez acılar çeker miydi, çekmez miydi?논이 단단한 논도 있고 물렁물렁한 논이 있는데, 단단한 논이 걸리기만 하면 말할 수 없는 고통을 당할까, 안 당할까?
17Tarif edilemez acılar çekerdi, değil mi?말할 수 없는 고통을 당하죠,
18Öyle olsa bile 이 사람 yorulduğunu söyleseydi, pirinç fidesi dikme yardımlaşmasına katılma hakkı verirler miydi, vermezler miydi?그렇다고 해서 이 사람이 힘이 든다고 얘기하면 모 품앗이 할 수 있는 자격을 줄까, 안 줄까?
19Vermezlerdi, değil mi?안 주는 거죠,
20Beli ağrısa da beli ağrıyormuş gibi yapmaz, parmakları ağrısa da parmakları ağrıyormuş gibi yapmaz, 이제 그대로, bütün gün İş yapardı.허리가 아파도 허리 아픈 척을 하지 아니하고, 손가락이 아파도 손가락이 아픈 척을 하지 아니하고, 이제 그대로, 하루 종일 하는 겁니다.
21Böyle bir pirinç fidesi dikme yardımlaşması İşini sadece bir iki gün yapıp bitirmekle kalmayıp, bir buçuk, iki aya yakın sürdüğü için, 이제 그대로, bunu genç delikanlılar bile dayanmakta zorlanır mıydı, yoksa genç delikanlılar dayanmakta kolay mı bulurdu? Zordu.그런 모 품앗이 일을 하루 이틀만 하고 끝나는 게 아니라, 한 달 반, 두 달 가까이 하게 되니, 이제 그대로, 그거는 젊은 청년들도 견디기가 힘들까, 젊은 청년들은 견디기가 쉬울까? 힘들죠.
22Gençler bile zorlanır, anlıyor musunuz?청년들도 힘들어요, 아시겠어요?
23이 사람'ın babası uzaktan bakınca 이 사람'ın çok çok yorulduğunu ve çok çok beli ağrıdığı için çaresiz kaldığını gördü.이 사람의 아버지가 멀리서 바라보니 이 사람이 너무너무 힘이 들고 너무너무 허리가 아파서 쩔쩔매고 있는 겁니다.
24이제 그대로, kendi oğlu olan ikinci oğlunun, 이제 그대로, fide dikerken tarif edilemez bir şekilde zorlandığını ve karmaşık bir durumda olduğunu uzaktan görünce acır mıydı, acımaz mıydı?이제 그대로, 당신 아들이 되는 둘째 아들이, 이제 그대로, 모를 내면서 말할 수 없이 힘들어서 엉기고 있는 광경을 멀리서 바라보니까 불쌍할까, 안 불쌍할까?
25Acırdı, değil mi?불쌍하죠?
26Bu yüzden babası gelip "Heeseong, Heeseong, ben senin yerine geçeyim de biraz dinlen." dediği her seferde, 이 사람 "Ben iyiyim, fide dikmek eğlenceli," derdi.그래서 아버님이 와서 "희성아, 희성아, 내가 교대해 줄 테니 좀 쉬어라." 하고 그랬을 적마다, 이 사람이 "나는 괜찮아요, 모내는 게 재미있어요,"
27Eğer ben dinlenirsem bu acıyı babamın çekmesi gerekeceği için, bu acıyı tek başıma çekmemin daha iyi olacağı düşüncesiyle, sürekli fide dikmeye devam ediyordu.내가 만약에 쉬게 되면 이 고통을 아버지가 당해야 하는 고로, 내가 이 고통을 혼자서 당하는게 났겠다는 이런 마음으로, 계속 모를 내는 거예요,
28O zamanlar babası veya annesi bu gerçeği bilip de içten içe tarif edilemez bir şekilde acınası bulup merhamet etmişler midir, etmemişler midir?그 당시에 아버지나 어머니가 이런 사실을 알고 말할 수 없이 마음으로 애처롭게 생각하고 불쌍히 여겼을까, 안 여겼을까?
29Etmişlerdi, değil mi?여겼던 거죠?
30이제 그대로, uzaktan bakınca oğullarına geniş bir yer verdiklerini, iki yana ise dar bir şekilde fide diktiklerini görünce, babası bağırarak "Oğlumun yanındaki insanlar çok ileri gidiyor!" diye haykırarak söylemişti.이제 그대로, 멀리서 보니까 우리 아들은 넓게 자리를 잡게 해주고, 양쪽에는 좁게 모를 꽂으니까, 아버님이 소리를 지르면서 "내 아들 옆에 사람들 너무한다"라고, 막 소리 지르면서 말했던 겁니다.
31이제 그대로, babası o sözleri söyleyince, kendileri de vicdanlı oldukları için, ondan sonra birer fide daha dikerler miydi, dikmezler miydi?이제 그대로, 아버님이 그 말을 하니까, 자기네들도 양심이 있는 고로, 그다음부터는 한 포기씩 더 꽂아줄까, 안 꽂아줄까?
32Böyle İşler de olmuştu.그런 일도 있었어요.
33Yani 마귀'nin gizlice 이 사람'a ne kadar acı çektirdiğini ve 마귀'nin onu ne kadar ezdiğini anlayabiliriz, değil mi?그러니까 마귀가 은근히 이 사람을 얼마나 고통을 가하고, 마귀가 얼마나 짓이겼다는 걸 알 수 있는 거죠?
34이제 그대로, babası oradayken iki yandan birer fide daha dikerlerdi, babası gidince ise yine, 이제 그대로, aynı şekilde geniş bir yer açarlardı.이제 그대로, 아버님이 계실 때는 모를 양쪽에서 한 포기씩 더 꽂아주는데, 아버님이 가시면 또, 이제 그대로, 똑같이 넓게 자리를 만들어 주는 겁니다.
35이 사람'ın kesinlikle dayanamayacağı kadar çok an olmasına rağmen, bunu söylerse "Senin pirinç fidesi dikme yardımlaşması yapmaya hakkın yok, o yüzden yarından itibaren bırak ve annen ya da baban gelsin" derler diye korktuğu için, hiçbir şey söyleyemeden, konuşamadan sürekli fide dikmeye devam etmişti.이 사람이 도저히 견딜 수가 없을 정도가 많이 있었지만, 그것을 말하면 "너는 못 품앗이할 자격이 없으니까, 내일부터 그만두고, 너희 어머니나 아버지가 나오라"라는 말을 할까 봐, 아무 소리 못 하고 말도 못하고 계속해서 모를 냈던 것이올시다.
36Sizler, 이 사람 sadece fide dikmekle kalmayıp, her kış hep dağa gidip odun kesip yığar, sonra her şafakta o odunları kırıp 지게 ile taşıyarak kasabaya gidip satma İşini yapardı.여러분들, 이 사람이 모만 내는 것이 아니고, 겨울만 되면 늘~ 산에 가서 나무를 해다가 쌓아놓고, 그것을 새벽마다 장작 나무를 뽀개가지고 짊어지고 읍에 나가서 파는 일을 했던 것이올시다.
37Gerçekten de bunu kimse ona yaptırmıyordu.참말로 그걸 누가 시켜서 그렇게 하는 것이 아니에요.
38Ailesi çok çok fakir olduğu için, çok çok zor durumda oldukları için, her bahar yiyecekleri tükenir ve aç kalırlardı.너무너무 집안이 가난한 고로, 너무너무 어려운 고로, 봄만 되면 양식이 떨어져서 굶었던 겁니다.
39Bu yüzden kışın odun satıp yiyecek alır, baharda zar zor lapa yapıp yiyerek geçinirlerdi, 이 사람 çocukluğundan itibaren sürekli bu durumu yaşamıştı.그런고로 겨울에 나무를 팔아서 양식을 사다가 봄에 겨우겨우 죽을 쒀서 먹고 연명하는, 그런 상태를 계속해서 어려서부터 이 사람이 해왔던 것이올시다.
40Bu tam olarak şuydu: 하나님'ın Ruhu'nun birlikte olduğu bir insan olduğu için, 마귀 이 사람'ı öldürmeye çalışmıştı.그것은 바로 뭐냐 하면 하나님의 신이 함께하는 사람인 고로, 마귀가 이 사람을 죽이려고 했던 겁니다.
41Aynı şekilde yazın pirinç fidesi dikme yardımlaşması tamamen bittiğinde, sizler, 이 사람 ile yaşıt olan çoğu kişi bilecektir.그와같이 여름에 모 품앗이가 다 끝나면, 여러분들, 이 사람하고 나이가 비등한 사람들은 대부분 다 알 거예요.
42O zamanlar 'harugeori' denilen bir şey vardı ve vücudu zayıf olan herkes o sıtma hastalığına yakalanıp acı çekerdi, değil mi?그 당시에 '하루거리'라고 해가지고 몸이 허약한 사람들은 다 그 말라리아 병에 걸려서, 고통을 당하는 일이 많이 있었던 거죠.
43Bu yüzden 이 사람'ın sadece kemikleri kalacak şekilde bir durum yaşanmıştı.그래서 이 사람이 뼈만 앙상하게 남는 그와 같은 일이 있었던 것이올시다.
44Bu yüzden, 이제 그대로, sizler, bugün 이긴자 ortaya çıkana kadar, 이 사람 o acıları çekerken sonuna kadar sabredip dayanmasaydı bunu başarabilir miydi?그런고로, 이제 그대로, 여러분들, 오늘날 이긴자가 나오기까지, 이 사람이 그런 고통을 당할 때 끝까지 참고 견디지 않고서는 그걸 해낼 수 있었을까?
45Başaramazdı, değil mi?해낼 수가 없었었던 거죠,
46Bu yüzden o sabır gücü giderek daha da güçlendiği için, 이 사람'ın içindeki 하나님'ın Ruhu giderek güçlenmişti.그런고로 그 인내력이 점점 더 강하게 됨으로 말미암아, 이 사람 속에 있는 하나님의 영이 점점 강해지게 됐던 것이올시다.
47하나님'ın Ruhu sabır Ruhudur, 마귀'nin Ruhu ise sabırsızdır.하나님의 영은 인내의 영이요, 마귀의 영은 인내심이 없는 겁니다.
48Bu yüzden, sabır gücü giderek güçlendiği için, 이제 그대로, 하나님'ın Ruhu giderek güçlenerek, 이제 그대로, ne tür bir acı ve ne tür bir zorluk olursa olsun dayanabilmişti.그런고로, 인내력이 점점 강해짐으로 말미암아, 이제 그대로, 하나님의 영이 점점 강해져서, 이제 그대로, 어떠한 고통과 어떠한 고생을 해도 견딜 수가 있었던 겁니다.
49이제 그대로, 이 사람 6.25 Savaşı sırasında komünistler tarafından yakalanıp dayak yerken, dayak çok çok acı verici olduğu için, dayanılmaz, katlanılmaz bir anda eğer pes etseydi, ölür müydü, yaşar mıydı?이제 그대로, 이 사람이 625사변 때, 빨갱이들한테 붙들려 가서 매를 맞을 때, 너무너무 매가 고통스러운 고로, 견딜 수가 없는, 참을 수가 없는 순간에 만약에 포기했다면, 죽었을까, 살았을까?
50Ölürdü.죽었던 거예요,
51İnsan, kendi hayatından vazgeçtiği zaman ölür, anlıyor musunuz?사람이 죽는 거는 자기 자신의 생명을 포기할 때 죽는 거예요, 아시겠어요?
52Sonuna kadar pes etmeyip, sonuna kadar sabredip dayanılırsa asla ölünmez.끝까지 포기하지 아니하고, 끝까지 참고 견디기만 하면 절대로 죽지 않는 것이올시다.
53Bu yüzden komünistler 이 사람'ı çok çok dövüp işkence ettikleri için, 이제 그대로, bilincini kaybedecek duruma gelse bile tekrar uyanması tam da 이 사람'ın pes etmemesindendi.그런고로 빨갱이들이 너무너무 때려서 이 사람이 매를 맞고 고문을 당하여, 이제 그대로, 정신을 잃을 정도가 돼도 다시 깨어나게 된 것은 바로 이 사람이 포기하지 않았기 때문이에요.
54이 사람'ın hayatından vazgeçmeyip sonuna kadar dayanma gücüne sahip olmasının nedeni, çocukluğundan itibaren o çetin 연단 içinde sonuna kadar dayanıp sabretme gücünün güçlenmesiyle, 이제 그대로, o ölüm ruhunu yenebilecek, 마귀'yi yenebilecek bir sabır gücüne sahip olduğu için, tam da bu yüzden 이 사람 bugün 이긴자 olmuştur.이 사람이 생명을 포기하지 아니하고 끝까지 견디는 그런 인내력이 있었던 것은 어려서부터 모진 그 연단 속에서 끝까지 견디고 참는 그런 인내력이 강해져서, 이제 그대로, 그 사망의 신을 이길 수 있는, 마귀를 이길 수 있는 그런 인내력이 있었기 때문에, 바로 이 사람이 오늘날 이긴자가 된 거죠.
55Bu yüzden eğer sabır gücü olmazsa 하나님'ın Ruhu yerleşebilir mi?그런고로 만약에 인내력이 없으면 하나님의 신이 좌정할 수 있을까?
56Yerleşemez.좌정할 수가 없어요.
57Bu yüzden 이제 그대로, sizler sonuna kadar sabredip dayanma gücünü geliştirmelisiniz, değil mi?그런고로 이제 그대로, 여러분들이 끝까지 참고 견디는 인내력을 키워야 돼, 안 키워야 돼?
58Geliştirmelisiniz, değil mi?키워야죠,
59Bu yüzden tam da her gün 제단'a gelip ibadet etmek, bu gerçekten de sabır gücü olmayan bir kişinin yapabileceği bir İş midir, yapılamaz mı?그래서 바로 매일같이 제단 나와서 예배 보는 건, 이거야말로 인내력이 없는 사람이 이게 되어질까, 되어지지 않을까?
60Yapılamaz, anlıyor musunuz?되어지지 않아, 아시겠어요?
61Sonuna kadar sabreden ve sonuna kadar dayanan o sabır güçlü olmalı ki, sonuna kadar bir gün bile aksatmadan, kar yağsa da, yağmur yağsa da, soğuk olsa da, sıcak olsa da, 이제 그대로, aksatmadan sürekli 제단'e gelip ibadet edip lütuf alan bir yaşam sürmeli ki, ancak o zaman sizler 이긴자 olursunuz.끝까지 참고 끝까지 견디는 그 인내심이 강해야, 끝까지 하루도 빠지지 않고, 눈이 오나, 비가 오나, 추우나 더우나, 이제 그대로, 빠지지 않고 계속해서 제단에 나와서 예배를 보고 은혜받는 생활을 해야, 그래야 여러분들이 이긴자가 되는 것이올시다.
62Sizler, 이제 그대로, 이 사람 o pirinç fidelerini ekerken ne kadar zorlandı ve ne kadar acı çekti ki, gizli odasında çok ağlamış mıdır, ağlamamış mıdır?여러분들, 이제 그대로, 이 사람이 그 모를 낼 때에 얼마나 힘이 들고 얼마나 고통스러웠으면 골방에서 많이 울었을까, 안 울었을까?
63Çok ağlamıştı, değil mi?많이 울었던 거죠?
64Bu, annesine ya da babasına yakalanırsa, 이제 그대로, pirinç fidelerini ekmeye gitme derler diye, gizlice saklanıp çok çok acı çektiği, beli ağrıdığı ve parmakları ağrıdığı için uyuyamadığı zamanlar da olmuştu.이건 어머니나 아버지한테 들키면, 이제 그대로, 모를 내러 나가지 말라고 그럴까 봐, 몰래 숨어서 너무너무 고통스럽고 허리가 아프고 손가락이 아파서 잠을 못 잘 때도 있었던 것이올시다.
65Uyuyamasa da artık şafak söker sökmez kalkıp pirinç fidelerini ekmeye çıkması gerekir, değil mi?잠을 못 자도 이제 새벽만 되면 일어나서 모내러 나와야 돼, 안 나와야 돼?
66Pirinç fidelerini ekmeye çıkması gerekir, evet.모내러 나와야죠.
67Bu yüzden 이 사람, o tarif edilemez acılara sabrederek ve dayanarak yaşamıştı.그런고로 이 사람이 그와 같은 말로 할 수 없는 고통을 참고 견디며 살았던 겁니다.
68이 사람, kışın sırtına odun yüklenip odun satmaya gitmiş, kar yağdığı için – eskiden neden bu kadar çok kar yağardı ki – dizlerine kadar battığı durumlar çok olmuştu.이 사람이 겨울에는 장작 나무를 짊어지고 나무를 팔러 나갔다가, 눈이 와서, 옛날에는 왜 눈이 이렇게 많이 왔는지, 무릎까지 막 빠지는 경우가 많이 있었어요.
69Eskiden, 이제 그대로, hasır ayakkabı giyilmezse, lastik ayakkabı, zenginler lastik ayakkabı giyerdi o zamanlar.옛날에는, 이제 그대로, 짚신을 신지 않으면, 고무신, 부자나 고무신을 신어요, 그 당시에는.
70Bu yüzden, hasır ayakkabı giyip o kara batınca çorabın içine kar girer mi, girmez mi?그래서, 짚신을 신고 그 눈에 빠지면 버선 속으로 눈이 들어가, 안 들어가?
71Kar girer, evet.눈이 들어가죠.
72O zaman ayaklar üşür mü, üşümez mi?그러면 발이 시려, 안 시려?
73Ayaklar üşür, evet.발이 시리죠.
74Bu yüzden donma yaşanır ve ayaklar o kadar üşür ki dayanılmaz hale geldiği için, odunları sırtında hıçkıra hıçkıra ağlayarak kasabaya kadar taşımış, 이제 그대로, gözyaşlarını silip odunları satmıştı.그래서 동상이 걸리고, 발이 시려서 도저히 견딜 수가 없는 고로, 나무를 짊어진 채 엉엉 울면서, 읍에까지 짊어지고 가서, 이제 그대로, 눈물을 닦고 나무를 팔았던 겁니다.
75Bu yüzden 이 사람, odunları sattığı parayla geri dönüp, o parayı, 이제 그대로, annesine vermişti.그래서 이 사람이 나무를 판 돈을 가지고 돌아와서, 그 돈을, 이제 그대로, 어머니에게 드렸던 겁니다.
76이제 그대로, böylece yiyecek alabildiler.이제 그대로, 그렇게 해서 양식을 살 수 있었던 겁니다.
77Sadece bahar geldiğinde yiyecekleri tükenip aç kalmaları gerektiğinde, o yiyecekle lapa yapıp hayatta kalabiliyorlardı.봄만 되면 양식이 떨어져서 굶어야 할 때에 그 양식으로 죽을 쒀서 연명할 수 있었던 겁니다.
78이제 그대로, birçok kardeşi olmasına rağmen 이 사람'ın tek başına böyle bir iş yapması, 이제 그대로, birinin emriyle değil, 하나님'ın ruhuyla birlikte olan bir insan olduğu için, bu yüzden fedakarlık ruhu var mıydı, yok muydu?이제 그대로, 많은 형제들이 있었지만 이 사람 혼자 그와 같은 일을 했었던 것은, 이제 그대로, 누가 시켜서 그런 게 아니고, 하나님의 신이 함께하는 사람인 고로, 그런고로 희생정신이 있었을까, 없었을까?
79Fedakarlık ruhu vardı, değil mi?희생정신이 있었던 거죠.