해와이긴자 ve 아담이긴자
1Bu ilahi, 이 사람'ın 밀실 içinde 연단 üzerine 연단 almasıyla ilgilidir; 밀실'e girene kadar 밀실'e girme yeterliliğini kazanmak için dünyada tarifsiz, kanlı gözyaşları döktüren bir 연단 almıştır.이 찬송은 이 사람이 밀실 안에서 연단에 연단을 받고, 이제 밀실에 들어가기까지는 밀실에 들어갈 그런 자격을 갖추기 위한 세상에서 말할 수 없는 피눈물 나는 그런 연단을 받았던 것이에요.
2O 연단 olmasaydı bugün güçlü bir ruh olamazdı ve o 연단 olmasaydı bugün 이긴자 olamazdı.그 연단이 없었던들 오늘날 강한 영이 될 수가 없고, 그 연단이 없이는 오늘날 이긴자가 될 수가 없었던 것이에요.
3Tek tek anlatacak olursam, 이 사람 ilk zamanlardan beri, 이제 그대로, 이 사람'ın tanıklığını anlatırken 이 사람 gözyaşı döker, değil mi?일일이 말을 하면 이 사람이 초창기부터, 이제 그대로, 이 사람의 간증담을 말하면서 이 사람이 눈물을 흘리죠?
4Gözyaşları o kadar çok akıyor ki konuşamıyor, 이제 그대로, daha derin şeyleri anlatırsa sözünü sürdüremeyeceği bir içeriği olduğu için, söyleyemediği çok şey de vardır, değil mi?눈물이 너무 나오는 고로, 말을 할 수가 없어서, 이제 그대로, 더 이상 깊은 것을 말하면 말을 이을 수가 없는 그런 내용이 있는 고로, 말 못 한 것도 많이 있겠죠?
5Söyleyemediği çok şey de vardır.말을 못 한 것도 많이 있는 것이에요.
6Bir insan olarak, bir kişi olarak kesinlikle dayanılamayacak, kesinlikle tahammül edilemeyecek kadar sefil bir durumda acı çekmiş, o acıyı yenip sabırla dayanmanın ne olduğunu, bunu yaşamış olandan başka kim bilebilir ki?인간으로서는, 사람으로서는 도저히 견딜 수도 없고, 사람으로서는 도저히 참을 수도 없는 그런 비참한 경지에서 고통을 당한, 그 고통을 이기고 참고 견딘다는 것은 그것은 당한 자 밖에는 알 자가 있을까요?
7Yaşamış olan biri değilse bilemez. Anlıyor musunuz?당해본 사람이 아니면 몰라요. 아시겠어요?
8Bu yüzden, aslında sizlere konuşurken gözyaşları geldiği için, 이 사람 daha derin şeyleri anlatamadığı için, sözünü sürdüremiyor, bitiremiyor, içeriği anlatamıyor ve gerçek hikayeyi hiç anlatmamıştır.그런고로 여러분들에게 사실은 말을 하다가 눈물이 나오는 고로, 이 사람이 더 이상 깊은 것을 말을 할 수가 없는 고로, 말을 잇지 못하고 끝을 내지 못하고 내용 얘기를 하지 못하고 진짜 얘기는 한 번도 해본 적이 없는 거예요.
9Öyle şeyler anlatmak o kadar üzücü, o kadar öfkelendirici, o kadar akıl almaz ki, insan sözleriyle ifade edilemeyecek bir durumda çırpınmıştır.그런 말을 하려면 너무너무 슬프고, 너무너무 통분하고, 너무너무 기가 막히는, 사람의 말로는 표현할 수가 없는 그런 경지에서 허덕였던 것이에요.
10Böyle bir durumda galip gelmeseydi bugün 이긴자 olamazdı.그러한 경지에서 이기지 아니했다면 오늘날 이긴자가 될 수가 없는 것이에요.
11Bu yüzden, şimdi söylenen o ilahi, kabaca tasvir edilmiş bir ilahidir.그런고로 지금 부른 그 찬송가는 대충 그려놓은 그러한 찬송가인 것이예요.
12하나님, 이제 그대로, bugün 이긴자 구세주'yu yaratmak için altı bin yıl boyunca acı çekmiştir.하나님께서, 이제 그대로, 오늘날 이긴자 구세주를 만들기 위해서 육천 년간 고통을 당하신 것이에요.
13Bu yüzden, 하나님'ın ne kadar minnettar olunası bir 하나님 olduğunu, o 하나님'ın ne kadar merhametli bir 하나님 olduğunu ve sevgi 하나님'ı olduğunu bilmek gerekir.그런고로 하나님은 바로 얼마나 고마우신 하나님이요, 그 하나님은 얼마나 자비로운 하나님이요, 사랑의 하나님이라는 것을 알아야 되는 겁니다.
14이제 그대로, bugün 구세주'yu yaratmak için o şiddetli acıları çekmesi, peki bu acıları kimin için çekti?이제 그대로, 오늘날 구세주를 만들기 위하야 그 모진 고통을 당하셨다는 것은 이것은 누구를 위해서 그렇게 고통을 당했어요?
15İnsanlık için, değil mi?우리 인류를 위해서 그런 거죠?
16İnsanlık için 하나님 tarifsiz acılar çekmiştir.인류를 위해서 하나님께서 말할 수 없이 그 고난을 당하신 것이에요.
17Bu yüzden, dile getirilemeyecek, 이제 그대로, anlatılamayacak kadar sefil durumlar çok olmuştur.그래서 입으로 담을 수가 없는, 이제 그대로, 말할 수가 없는 그런 비참한 경지가 많이 있었어요.
18Sizlere 이 사람'ın yaşadıklarını atlayarak sadece kabaca anlattım ve 이제 그대로, 해와이긴자'nın yaşadıklarını sizlere kısaca yansıttığım bir olay olmuştu, değil mi?여러분들에게 이 사람이 당한 얘기는 빼놓고 대충만 했고, 이제 그대로, 해와 이긴자가 당한 얘기를 여러분들에게 잠깐 비췄던 일이 있었던 거죠?
19해와이긴자, yaklaşık 30 yıl önce 밀실'e girip orada, 이제 그대로, yiyecek bir şey olmadığı için acı marul kökleri kazıp yiyerek hayatta kalmıştır.해와이긴자가 밀실에서 지금부터 약 30년 전에 밀실에 들어가가지고 거기에서, 이제 그대로, 먹을 것이 없는 고로, 씀바귀를 캐서 먹으며 연명을 했던 겁니다.
20Bunun yanı sıra, 이제 그대로, terk edilmiş eski bir tavuk kümesinde yağmurdan korunarak uyuyordu, ancak 마귀 denilen 신앙촌 전도관 insanları gelip o tavuk kümesini yıktıkları için, yağmur yağdığında yağmurdan korunacak bir yer de kalmamıştı.그런가 하면, 이제 그대로, 버리고 간 폐 닭장에서 비를 피해서 자고는 했는데, 마귀라고 해서 신앙촌 전도관 사람들이 와가지고 그 닭장을 부숴버리는 고로, 비가 오면 비를 피해서 있을 만한 장소도 없었던 겁니다.
21Gökyüzünü çatı edinip taşların üzerinde yaşarken, yağmur yağdığında taşların altına sığınıyordu, ama rüzgar eserse yağmur içeri girer mi, girmez mi?하늘을 지붕삼아 돌 위에서 지내다가, 비가 오면 그대로 돌 밑에서 피하지만, 바람이 불면 비가 들이칠까요, 안 들이칠까요?
22Sırılsıklam ıslanıp tir tir titreyerek günlerini geçirmek zorunda kalıyordu, bu yüzden açlıktan bedenine dayanamadığı için mecburen 전봉국 집사'nın annesi dışarı çıkıp dilencilik yapmıştır.흠뻑 비에 젖어가지고 벌벌 떨면서 그날그날을 지내야 하는, 그래서 도저히 배가 고파서 육신을 견딜 수가 없는 고로, 할 수 없이 전봉국 집사의 어머니가 나가서 동량을 다녔던 겁니다.
23이제 그대로, 소사 삼거리 yakın olduğu için, 소사 삼거리'ye gidip ev ev dolaşarak dilencilik yaptı.이제 그대로, 소사 삼거리가 가까운 고로, 소사 삼거리에 가서 집집마다 다니면서 동냥을 했어요.
24Ev ev dolaşıp biraz pirinç istediğinde, biraz arpa pilavı veriyorlardı.집집마다 다니면서 밥을 좀 달라고 하면 보리밥 한 덩어리를 조금씩 주는 거에요.
25Onu alıp lapa yapıp, 이제 그대로, lapa yaparken pelin otu ve acı marul kökleri koyarak onunla hayatta kalmaya çalışırken, o 밀실 içinde o şiddetli 연단'ı alarak orada dua hayatı yaşamıştır.그걸 얻어 와서 죽을 쒀가지고, 이제 그대로, 죽을 쑬 때 쑥을 넣고 씀바귀를 넣고 해서 그것으로 연명을 해가면서, 그 밀실 안에서 그 모진 연단을 받으면서 거기에서 기도 생활을 했던 거예요.
26Bununla birlikte, 이제 그대로, Adem adayı, yani en sonunda, "İkinci Adem canlandıran ruhtur" denmişti, değil mi?그러면서, 이제 그대로, 아담 후보자, 바로 마지막에, "둘째 아담은 살리는 영"이라고 그랬죠?
27İkinci Adem canlandıran ruh olan, 이제 그대로, bu canlandıran ruh olan 구세주, bu dünyadaki tüm insanları kurtarması gereken bir işçi mi, değil mi? Bir işçi, değil mi?둘째 아담은 살리는 영이 되는, 이제 그대로, 이 살리는 영이 되는 구세주가 바로 이 세상 만민들을 살려줘야 하는 그러한 일을 할 일꾼이야, 일꾼이 아니야? 일꾼이죠?
28O işçiyi beklemişti.그 일꾼을 기다렸던 거예요.
29O işçinin gelmesini beklerken 해와이긴자 orada çeşitli 연단'lar almış ve tarifsiz acılar çekmiştir.그 일꾼이 오기를 기다리면서 해와이긴자가 거기에서 여러 가지 연단을 받고 말할 수 없는 고난을 받았어요.
30Bu yüzden, 밀실 içinde 연단 almış insanlar burada da bulunanlar var, ama o zaman 연단 alırken, 이제 그대로, tarifsiz korkunç 연단'lar almışlardı.그래서 밀실 안에서 연단 받은 사람들이 여기에도 나와 있는 사람들 있지만, 그 당시에 연단을 받을 때, 이제 그대로, 말할 수 없는 무서운 연단을 받았어요.
31Onları tek tek anlatacak olursam, akıl almaz.그걸 일일이 말을 하자면 납득이 가지 않아요.
32Artık sıradan insanlar akıl almaz bulur ve oraya 연단 almak için gelen herkes kaçar. Ne kadar korkunç olduğunu.이제 보통 사람들은 납득이 가지 아니하고, 거기에 연단 받으러 들어왔다가는 다 도망나가는 것이예요. 얼마나 무서운지.
33Sizler, diğer her şeyi korumak zor olsa da koruyabilirsiniz, ama zihninizde geçmişi düşünmeyin denildiğinde, ve geçmişi düşünürseniz köpek döver gibi dövüyorlar.여러분들, 다른 건 다 지키기가 힘들어도 지킬 수 있는데, 마음으로 과거를 생각하지 말라고 하는 걸, 그리고 과거를 생각하면 개 패듯 하는 거예요.
34Sizler zihninizde geçmişi düşünmeyin denildiğinde, geçmişi düşünmemeye çalışsanız bile bu başarılabilir mi?여러분들 마음으로 과거를 생각하지 말라고 하는 걸, 과거를 생각 안 하려고 노력을 해도 그게 되어질까요?
35Başarılamaz.안 되어져요.
36Bu başarılamazken, geçmişi düşünürseniz geriye dönüp bakan 음란죄 diye köpek döver gibi dövüyorlar.그게 안 되어지는데 과거를 생각하면 뒤돌아보는 음란죄라고 해가지고 개 패듯 해요.
37Döverken de öyle sıradan dövmüyorlar. Yarı ölü olana kadar dövüyorlar.패도 그냥 패는 게 아니에요. 절반 죽을 정도로 패요.
38Yani düşünce özgürlüğü yok.그러니까 생각에 자유가 없어요.
39Hapishaneye girip oturmak daha iyi, zihin özgürlüğü olmaması kadar acı verici ve zor bir şey yok.차라리 형무소 들어가서 앉아 있는 게 낫지, 마음의 자유가 없는 건 그것처럼 고통스럽고 어려운 건 없어요.
40Ama 이 사람 bunu koruyan bir insan mı, yoksa koruyamayan bir insan mı?그러나 이 사람이 그걸 지킨 사람이야, 그걸 못 지킨 사람이야?
41Bunu koruyan bir insandır.그걸 지킨 사람이에요.
42Geçmişi düşünmek 'geriye dönüp bakan 음란죄'dir.과거를 생각하면 '뒤돌아보는 음란죄'요.
43Aileyi düşünmek 'aileyi düşünmekle ilgili ilgi 음란죄'sidir.가족을 생각하면 '가족을 생각하면 관심의 음란죄'요.
44Bu yüzden, aileyi düşünmek de mümkün değil.그러니, 가족을 생각할 수도 없어요.
45Bu yüzden, aile üyelerinin yüzlerini de unuttu. Tamamen.그래서, 가족 얼굴도 잊어버린 거예요. 완전히.
46Aile üyelerinin yüzlerini de unuttuğu ve geçmişi düşünemediği için, geçmişte ne iş yaptığını da bilmiyor.가족 얼굴도 잊어버리고 과거를 생각할 수도 없으니까 바로 과거에 내가 무슨 일을 했는지 이것도 몰라요.
47Tamamen unuttu.완전히 잊어 버렸어요.
48Bu yüzden, başlangıçta bu mümkün olmasa da, çabaladıkça ve tekrar çabaladıkça geçmiş aklına gelir mi, gelmez mi?그런고로 처음에는 그게 안됐지마는, 노력하고 또 노력하니까 과거가 생각이 날까, 안 날까?
49Geçmiş de aklına gelmiyor, ailesi de aklına gelmiyor, dünya düşünceleri de aklına gelmiyor.과거도 생각이 안나고 가족도 생각이 안나고 세상 생각도 안나요.
50Dünya düşüncelerini düşünmek 'dünyayı düşünen 음란죄' olduğu için, dünyayı düşünmek mümkün değil.세상 생각을 하면 '세상을 생각하는 음란죄'가 되는고로, 세상을 생각 할 수가 없어요.
51Bu yüzden, tamamen, 이제 그대로, sadece 하나님'ı düşünecek bir insan yaratmak için, geçmişi düşünmesine izin vermiyorlar, dünyayı düşünmesine izin vermiyorlar, ailesini düşünmesine izin vermiyorlar ve sonunda karşı tarafı bilinçli olarak algılamasına izin vermiyorlar.그런고로 완전히, 이제 그대로, 하나님의 생각만 하게끔 만드는 인간을 만들기 위하여, 그와 같이 과거를 생각도 못 하게 하고, 세상을 생각도 못 하게 하고, 가족을 생각도 못 하게 하고, 나중에는 상대방을 의식을 하지 못하게 하는 겁니다.
52Karşı tarafı gördüğünüzde bilinçli olarak algılar mısınız, algılamaz mısınız?상대방을 보면 의식이 돼요, 의식이 안 돼요?
53Kendiliğinden algılanır, değil mi?저절로 의식이 되죠?
54O zaman yumruk tokadı gelir. Sadece algılarsanız.그러면 주먹 따귀가 날라와. 주먹 따귀가. 의식만 하면.
55Sadece '나'yı algılasanız bile yumruk tokadı gelir.'나'를 의식만 해도 주먹 따귀가 날라와.
56이 사람 böyle bir 연단 almış bir insandır. Anlıyor musunuz?그런 연단 받은 사람이야 이 사람이.아시겠어요?
57Kendini düşünmemek, bu gerçekten mantıklı bir söz mü, değil mi?자신을 생각하지 않는다는 건 그건 참으로 말이 되는 말이에요, 안 되는 말이에요?
58Mantıksız bir söz, değil mi?말이 안 되는 말이죠?
59Kendini düşünmeyin diyorlar.자신을 생각하지 말래요.
60Kendini düşünmeyin, sadece 하나님'ı düşünün diyorlar.자신을 생각하지 말고, 오직 하나님만 생각을 하래.
61Sadece 하나님'ı düşünün denildiğinde, kendini düşünmek 'kendini bilinçli olarak algılayan 음란죄' olur.하나님만 생각을 하라고 하는데, 자신을 생각하면 '자신을 의식하는 음란죄'가 되는 겁니다.
62Bu yüzden, kendini düşünmek istese de düşünemeyeceği bir seviyeye geldiğinde, sonra geçmişi düşünmek istese de düşünemeyeceği seviyeyi aşıyor, ailesini düşünmek istese de düşünemeyeceği seviyeye ulaşıyor, sonra kendini bilinçli olarak algılamak istese de algılayamayacağı seviyeye ulaştığında, sonra bedenini, zihnini ve yaşamını 하나님'a teslim etmesini istiyorlar.그런고로 자신을 생각할래 생각할 수 없는 그런 경기에 오르니까, 그다음에는 과거를 생각할래 생각할 수 없는 경기를 넘어서고, 가족을 생각할래 생각할 수 없는 경기에 올라서고, 그다음에 자신을 의식할래 의식할 수 없는 경기에 올라서니까, 그다음에는 내 몸과 마음과 생명을 하나님에게 맡기라는 거예요.
63Ne kadar teslim etmeye çalışsa da, anlık olarak, 이제 그대로, 하나님'a teslim edilmiş durumda zihni hareket etmiyor ve '나'라는 주체의식'in kontrol ettiği gibi düşünceler hareket eder mi, etmez mi?아무리 맡기려고 애를 쓰고 기를 써도 순간적으로, 이제 그대로, 하나님에 맡긴 상태에서 마음이 움직이질 아니하고 '나'라는 주체 의식이 조종하는 대로 생각이 움직이여, 안 움직여?
64Eder, değil mi?움직이죠?
65O zaman yumruk tokadı gelir.그러면 주먹 따귀가 날라와요.
66Sadece sözle öğretmiyorlar. Köpek döver gibi dövüyorlar.그냥 말로 가르치는 게 아니에요. 개 패듯 해.
67Bu yüzden, sadece dayaktan korkup kaçan, çoğu insan dayaktan korkup kaçar.그래서 그냥 매가 무서워서 도망, 웬만한 사람들 다 도망가요. 매가 무서워서.
68O kadın yumruğu ne kadar güçlü, o kadının dayağı ne kadar acı verici, anlatılamaz.웬 놈의 주먹이, 여자 주먹이 그렇게 센지, 웬 놈의 그 여자의 그 매가 그렇게 아픈지 말도 못 해요.
69Bir yumruk, benim gibi biri bile bir yumruk yese pat diye yere çöker. Yumruğu ne kadar güçlü.한 대, 나 같은 사람도 한 대 맞으면 털 퍽 주저앉아요. 어떻게나 주먹이 센지.
70O insan yumruğu mu, 하나님 yumruğu mu?그게 사람 주먹이야, 하나님 주먹이야?
71하나님'ın yumruğu olduğu için, bir yumruk yedi mi pat diye yere çöker.하나님의 주먹인 고로, 한 대만 맞았다 하면 털 퍽 주저앉아요.
72Bu yüzden, 이제 그대로, 이 사람 o 밀실 içinde ağır iş yapmak zorundaydı ki gereksiz düşünceler ortaya çıkmasın.그래서, 이제 그대로, 이 사람이 그 밀실 안에서 중노동을 해야만 잡념이 일어나질 않아요.
73Bu yüzden 이 사람 ağır iş yapıyor. Ağır iş.그래서 중노동을 이 사람이 하는 거예요. 중노동을.
74Dağa gidip ağaç kesti, toprak kazdı, arazi ıslah etti, her türlü şeyi yaptı.산에 가서 나무도 하고, 땅도 파고 개간도 하고, 별짓을 다 했어요.
75Ter içinde ağır iş yapınca, yorulduğu için gereksiz düşünceler aklına gelmiyor. Yorulduğu için.비지땀을 질질 흘리면서 중노동을 하면, 힘이 드니까 잡생각이 안 나요. 힘드니까.
76Bu yüzden bilerek ağır iş yaptı. Bilerek.그래서 일부러 중노동을 했어요. 일부러.
77O ağır işi yaparken bile, odun kesmek için dağa çıkıp uzun süre odun keserken, 이제 그대로, eskiden 이 사람'ın Geumma Ortaokulu ve Lisesi'ni kurduğu zamanlarda benim öğrettiğim bir öğrenciye benzeyen bir kişi sırtta taşıma sepeti (지게) taşıyarak uzaktan geçiyor.그 중노동을 하다가도 나무하러 산에 올라가서 한참 나무를 하다가, 이제 그대로, 옛날에 이 사람이 금마중고등학교를 세울 당시에 내가 가르치던 제자와 같은 사람이 지게를 지고 지나가요. 저 멀리서.
78Ama tam da o kişiye benziyor.그런데 꼭 그 사람 같아요.
79O kişiye benzediği için geçmiş aklıma gelir mi, gelmez mi?그 사람 같으니까 과거 생각이 날까, 안 날까?
80Kendiliğinden geçmiş aklıma geliyor, değil mi?저절로 과거 생각이 나는 거죠?
81Geçmiş aklıma aniden gelince, hemen 해와이긴자 yüksek sesle "조사장~" diye bağırıyor, dağın dibinden.과거 생각이 삑~ 나니까, 벌써 그냥 해와이긴자가 큰 소리로 "조사장~" 하고 소리치는 거예요, 산 밑에서.
82Sesi o kadar yüksek ki, sadece o sesi duyunca tüylerim diken diken oluyor. "Eyvah, yakalandım."어찌나 그 목소리가 큰지, 그 목소리만 들리면 소름이 쫙 끼치는 거예요. "이크, 이거 걸렸구나."
83Sonra gel diye bağırıyor, şimdi koşarak gidersem, artık ölümüne dayak yiyeceğim.그러더니 오라고 막 소리 지르는데, 이제 뛰어서 가면, 이젠 매를 죽도록 맞는 거예요.
84Sırtta taşıma sepetini (지게) bırakıp gel diye. Buraya gel diye.지게 벗어놓고 오라고. 이리 오라고.
85Böylece odaya girip köpek döver gibi dövüyor.그래서 방 안에 들어가서 개 패듯 해요.
86Geçmişi düşünme sözünü çiğnediği için, geçmişi düşündüğü için çok fena dayak yedi, çok azap çekti.과거를 생각하지 말라는 말을 어겨서, 과거를 생각해서 매를 아주 흠뻑 아주 혼나게 맞았어요.
87O dayağı yerken 연단 aldı.그러한 매를 맞으면서 연단을 받았어요.
88O dayağı, çok dayağı yerken 연단 almıştı.그러한 매를 뭍 매를 맞으면서 연단을 받았던 것이에요.
89Bu yüzden, 이제 그대로, 이 사람 sadece 하나님'ı düşünüyor ve bedenimi, zihnimi ve canımı 하나님'a teslim etmiş durumda olduğu için, kendi zihnime sahip olabilir miyim, olamaz mıyım?그런고로, 이제 그대로, 이 사람이 오직 하나님만을 생각하고 내 몸과 마음과 생명을 하나님에게 맡긴 상태니까, 내 마음을 가질 수가 있어, 없어?
90Sahip olamam.가질 수가 없어요.
91Kendi zihnime sahip olduğumu düşünürsem yakalanırım. Kendi zihnime sahip olduğumu düşünürsem.내 마음을 가졌다 하면 걸려요. 내 마음을 가졌다 하면.
92Bu yüzden, 하나님'ın yönlendirdiği, 하나님'ın verdiği düşünceleri sadece düşünmeliyim, başka düşünceler düşünemem.그런고로 하나님이 이끄시는, 하나님이 주는 생각만 해야지, 다른 생각은 할 수 없어요.
93이 사람 böyle bir 연단 aldı.그러한 연단을 이 사람은 받은 것이에요.
94Böylece, 이제 그대로, sadece 하나님'ın verdiği düşüncelere sahip olursam, her an 하나님'a bakarım.그래서, 이제 그대로, 하나님이 주는 생각만 늘 갖게 되면 초초로 하나님만 바라봐요.
95Her an 하나님'a bakarım. Yere baksam da 하나님'dır. Göğe baksam da 하나님'dır. İnsana baksam da insan yüzü 하나님'ın yüzüne dönüşür.초초로 하나님만 바라봐요. 땅을 봐도 하나님이요. 하늘을 봐도 하나님이요. 사람을 봐도 사람 얼굴이 하나님 얼굴로 변해요.
96Bu yüzden, 이제 그대로, 하나님'ı her an gözlerimle görmeye başlayınca, ne girer içeri?그런고로, 이제 그대로, 하나님을 시간시간이 눈으로 보게 되니까, 뭐이 들어와요?
97하나님'ın ruhu girer, değil mi?하나님의 영이 들어오죠?
98하나님'ın ruhu girer.하나님의 영이 들어와요.
99Sizler, eskiden çok lütuf hayatı yaşamış olanlar, tüm vücutlarında sıcak ateşin 성령'ini de almışlardır, serinletici 생수연결 denilen lütfu da almışlardır, 생수연결 alma gibi lütfu da almışlardır, değil mi?여러분들, 옛날에 은혜 생활을 많이 해봤던 사람은 온몸에 뜨거운 불의 성신도 받아보기도 하고, 시원하게 생수연결이라는 은혜 받기도 하고, 생수연결을 받는 그런 은혜도 받기도 했죠?
100Ama 이 사람'ın onlarca yıl 생수연결 ile yaşadığı söylenmişti, değil mi?그런데 이 사람은 수십 년간을 생수연결로 살았다고 했죠?
101Yani 밀실 içinde de 생수연결 her zaman olur mu, her zaman olmaz mı?그러니까 밀실 안에서도 생수연결이 항상 될까, 항상 안 될까?
102Her zaman, her zaman 생수연결 gerçekleşir.항상 항상 생수연결이 되어 있어요.
103Her zaman 생수연결 gerçekleşirken, ağızdan karın içine kadar serinletici suyun, 생수'nun bağlandığı bir deneyim içinde yaşıyor.항상 생수연결이 되는 가운데서 시원하게 입안에서부터 뱃속까지 시원하게 물, 생수가 연결되는 그런 체험 속에서 사는 것이에요.
104Böyle bir durumda, o düşünce sadece 하나님 için bir düşünce, sadece 하나님'a her an takıntılı bir düşünce, 하나님'ın yönlendirdiği düşünce dışında başka bir düşünce düşünemiyor.그런 가운데서 그 생각이 오직 하나님만을 위한 생각, 하나님만 초초로 집착하는 생각, 하나님이 이끄시는 생각 이외에는 다른 생각을 할 수가 없는 거예요.
105Böyle olunca daha sonra 이 사람'ın adını unuttuğu mu söylendi, unutmadığı mı söylendi?그렇게 되니까 나중에 이 사람이 이름을 잊어버렸다고 그랬어, 안 잊어 버렸다고 그랬어?
106Adını unuttuğu söylendi, değil mi?이름을 잊어버렸다고 그랬죠?
107Yalan gibi bir gerçek, değil mi?거짓말 같은 사실이죠?
108Kim inanır bu söze?누가 이 말을 믿겠어요.
109Bunu yaşamış bir kişi değilse bilemez. 이 사람 adını unuttu.당해본 사람이 아니면 몰라요. 이 사람이 이름을 잊어버렸어요.
11050 yıl boyunca çağrılan 이 사람'ın adını unuttu.50년 동안 불리던 이 사람의 이름을 잊어버렸어요.
111Adını unuttuğu için, 이제 그대로, birine sormaya kalksa bile, sorsa deli derler, değil mi?이름을 잊어버려서, 이제 그대로, 누구한테 물어보려고 해도 물어보면 돌았다고 하겠죠?
112"이 사람 delirdi herhalde, kendi adını bile bilmiyor" diyerek deli derler, değil mi?"이 사람 돌았나보다, 자기 이름도 모른다" 하면서 돌았다고 하겠죠?
113Yani sorabilir miyim?그러니까 물어볼 수 있어요?
114Hayır. Soramaz.없어. 물어보질 못해요.
115Soramayıp bir hafta boyunca içten içe acı çekip, 이제 그대로, adını unutmuş bir halde 이 사람 yaşarken, bir hafta geçtikten sonra, 이 사람 밀실'e girdiğinde giydiği takım elbisenin iç cebini tesadüfen karıştırdı.물어보질 못하고 일주일 동안 꿍꿍 앓고, 이제 그대로, 이름을 잊어버린 상태에서 이 사람이 지내다가 일주일이 지난 다음에, 이 사람이 밀실 들어갔을 때에 입고 들어간 양복을 우연히 안주머니를 뒤졌어요.
116İç cebini karıştırınca, iç cebinde kimlik kartı çıktı.안 주머니를 뒤지니까 안 주머니에 가 주민등록증이 나와요.
117Kimlik kartına şöyle bir bakınca 조희성.주민등록증을 이렇게 보니까 조희성이야.
118Böylece "Ah~ Ben 조희성'muşum~"그래서 "아~ 내가 조희성이였었구나~"
119Nihayet o zaman adını geri buldu.비로소 그때서야 이름을 도로 찾았어요.
120Sizler, yani bu, 'ben'i bilinçli olarak yaşamadan yaşanmış bir kanıt mı, 'ben'i bilinçli olarak yaşayarak yaşanmış bir kanıt mı?여러분들, 이게 그러니까 바로 '나'를 의식하지 않고 생활을 산 증거야, '나'를 의식을 하고 산 증거야?
121Bilinçsizce yaşanmış bir kanıt, değil mi?의식을 안 하고 산 증거죠?
122Bilinçsiz olunca adını unutuyor. Başka bir insan haline geliyor.의식을 안 하니까 이름을 잊어버려요. 딴사람이 되어 버려요.
123Hani 성령 ile yeniden doğmak. 성령 ile yeniden doğmak denilen şey, 성령 ile yeniden doğmuş bir kişi için eski insan tamamen yok olur.뭐 성령으로 거듭난다. 성령으로 거듭난다고 하는 말이 바로 성령으로 거듭난 사람은 옛사람이 온데간데없어요.
124Rab'de mutluluğu yaşayarak~ Kalpteki fırtınalar yatışınca~ Ben ve dünya yok olup~ Sadece kurtarıcı Rab görünüyor~ Bu benim tanıklığımdır~ Bu benim ilahimdir~ Yaşadığım sürece durmaksızın~ Kurtarıcıyı yücelteceğim~[찬송] 주 안의 행복 누림으로~ 마음속 풍랑이 안정되니~ 나와 세상은 간 곳 없고~ 구속 한 주만 보이도다~ 이것은 나의 간증이요~ 이것은 나의 찬송일세~ 나 사는 동안 끝임없이~ 구주를 찬송하리로다~
125İlahide vardı ama "Ben ve dünya yok oldu" demek, o ben ve dünyanın yok olduğu bir dünyayı yaşamış bir kişi bu dünyada var mı?찬송가에는 있었지만 "나와 세상은 간 곳 없다"는 것은 그 나와 세상이 간 곳 없는 세상을 살아본 사람이 이 세상에 있어요?
126Sadece 이 사람 var.바로 이 사람밖에 없어요.
127Ben ve dünya yok oldu.나와 세상이 간 곳이 없어요.
128Böylece adını da unutup dünyayı da unutup 이 사람'ın 30 yıl yaşadığı kendi evinin nerede olduğunu da bilmiyor.그래서 이름도 잊어버리고 세상도 잊어버리고 이 사람이 30년 동안 살던 내 집도 어딘지 몰라요.
129Bu eski 조희성 mi?그게 옛날 조희성이에요?
130Eski 조희성 değil.옛날 조희성이 아니에요.
131Böylece kimlik kartında yazılı adresi görüp sora sora evi buldu.그래서 주민등록증에 쓰여 있는 주소를 보고 물어 물어서 집을 찾아갔어요.
132Evi bulup, 이제 그대로, 이 사람 o zamanlar o evi bulup oynayan çocuklara, "Hey!", adresi söyleyerek, "Burası nerede?" diye sorunca.집을 찾아가서, 이제 그대로, 이 사람이 당시에 그 집을 찾아가서 노는 아이들한테, "야!", 주소를 대면서, "여기가 어디 있냐?" 하니까.
133"Ha? Biliyorsun, burası değil." Gözlerini deviriyor, o küçük çocuk."어? 알면서, 여기 아녜요." 눈을 흘겨요, 그 조그만 아이가.
134Böylece 이 사람 "Ah~ Gerçekten öyle~" dedi. Böylece içeri girmiş olsa da, o çocuk 이 사람 sorduğunda tuhaf mı düşünmüştür, tuhaf mı düşünmemiştir?그래서 이 사람은 "아~ 참 그렇지~" 그래서 들어가긴 했지만, 그 아이가 이 사람이 물어봤을 때 그 아이가 이상하게 생각했을까, 이상하게 생각을 안 했을까?
135Tuhaf düşünmüştür, değil mi?이상하게 생각했겠죠?
136Böylece içeri girip bakınca, o zamanlar annesi ve 이 사람'ın kızı var, 이제 그대로, 이 사람 içeri girince, yıllar sonra, uzun yıllar sonra eve gelmiş, normal bir insan olsa sevinir mi, sevinmez mi? Sevinir, değil mi?그래서 들어가 보니까, 그 당시 어머니와 이 사람의 딸이 있는데, 이제 그대로, 이 사람이 들어가니까, 몇 년 만에 수년 만에 집을 찾아왔는데, 보통 사람 같으면 반가워, 안 반가워요? 반갑죠?
137Sevinmez. Annem de beni sevmez.반갑지 않아요. 어머니도 나를 반가워하지 않아요.
138Neden böyle, ruhlar aynı olduğu için mi, farklı olduğu için mi?왜 그러냐면 영이 같아서 그래, 달라서 그래?
139Ruhlar farklı olduğu için yabancılık çekiyorlar.영이 다르니까 서먹서먹한 거야.
140Annem de sevinmiyor, 이제 그대로, elbette kızım da sevinmedi ama 이 사람 da yabancılık çekiyor.어머니도 반가워하지 않고, 이제 그대로, 물론 내 딸도 반가워하지 않았지만 이 사람도 서먹서먹해.
141İşte bu ruh dünyası, 이 사람 하나님'ın ruhuna dönüştükten sonra, göksel bir insan olduktan sonra tamamen başka bir insan haline geldi, değil mi?이게 바로 이 영의 세계가 이 사람이 하나님의 영으로 바뀌어진 다음에 하늘의 사람이 된 다음에 완전히 딴사람이 된 거죠?
142Tamamen başka bir insan haline geldiği için, bu yüzden, kısa bir süre oturup çıkarken, oğlu olduğu için, "O nereye gitti?" diye sorunca, "Dışarı çıktı" dedikleri için, "Ben bir hafta sonra tekrar geleceğim, 이제 그대로, o oğlanı o zaman gelip beklemesini söyleyin" diye söz verip ayrıldı.완전히 딴사람이 된 고로, 그런고로, 잠깐 앉았다가 나오면서 아들이 있는 고로, 얘가 어디 갔느냐 하니까, 나갔다고 하기에, 내가 일주일 후에 다시 올 테니까, 이제 그대로, 그 아들놈을 그때 와서 기다리라고 하라고 약속을 하고 떠났어요.
143Söz verip ayrıldıktan sonra, bir hafta sonra tekrar gidince, oğlu gelmemişti.약속을 하고 떠난 다음에, 일주일 후에 또 가니까, 아들이 안 들어왔어요.
144Neden gelmedi derseniz, o oğlu da babası gibi mi düşünüyor, babası değilmiş gibi mi düşünüyor?왜 안 들어왔느냐면, 그 아들도 아버지처럼 생각해요, 아버지 아닌 것처럼 생각해요?
145Babası değilmiş gibi düşündüğü için gelmiyor.아버지 아닌 것처럼 생각이 되기 때문에 들어오질 않아요.
146Özel hayatındaki bu tür bir olay, doğrudan 성령 ile yeniden doğmuş olmanın kanıtı mı, 성령 ile yeniden doğmamış olmanın kanıtı mı?이러한 사생활의 이런 현상은 바로 성령으로 거듭난 증거예요, 성령으로 거듭나지 아니한 증거예요?
147Öyle olsa bile, oğlu gelmedi diye 이 사람'ın içinde kırgınlık oluşur mu?그렇다고 해서, 아들이 안 왔다고 해서 이 사람이 섭섭한 생각이 나올까요?
148Oluşmaz, 이 사람'da da.안 나와요, 이 사람도.
149이 사람'da da hiçbir kırgınlık oluşmaz. Bunu doğal karşılar.이 사람도 아무런 섭섭한 생각이 안 나요. 당연하게 생각해요.
150Böylece 이제 그대로 이 사람'ın bu tür sözleri söylemesi, 이 사람'ın 성령 ile yeniden doğma sürecinde deneyimlediklerini anlatmasıdır.그래서 이제 그대로 이 사람이 이런 정도의 말씀을 드리는 것은 이 사람이 성령으로 거듭나는 과정에서 경험했던 것을 말하는 거예요.
151이 사람 onlarca yıl boyunca böyle 연단 üstüne 연단 yaşarken, idrarından sürekli kan akıyordu. Sürekli idrarından kan akıyordu.이 사람이 수십 년 동안 그런 연단에 연단을 거듭하면서 소변으로 피가 계속 쏟아져 나갔어요. 계속 소변으로 피가 쏟아져 나갔어요.
152Bu ne demek oluyor, günahkarın kanı dışarı akarken, yaşam kanı değişti mi, değişmedi mi?그게 뭐냐면, 죄인의 피가 바깥으로 쏟아져 나가면서, 생명의 피가 바뀌어졌어, 안 바뀌어졌어요?
153Değişince zihin değişir mi, değişmez mi?바뀌어지니까 마음이 달라져, 안 달라져요?
154Zihin değişir. Tamamen değişir.마음이 달라져요. 완전히 달라져요.
155Zihin değişince insan kılığından tamamen çıkmış oluyor mu, olmuyor mu?마음이 달라지고 인간의 탈을 완전히 벗어난 거예요, 안 벗어난 거예요?
156İnsan kılığından tamamen çıkmış oluyor, değil mi?인간의 탈을 완전히 벗어난 거죠?
157İnsan kılığından tamamen çıkınca 이 사람, 이제 그대로, tamamen yeniden doğunca, 이제 그대로, gelecekteki şeyleri açıkça bilir mi, bilmez mi?인간의 탈을 완전히 벗어나게 되면서 이 사람이, 이제 그대로, 완전히 거듭나게 되니까, 이제 그대로, 앞일에 대해서 환히 알게 될까, 모르게 될까?
158Yeniden doğunca korkunç bir güç ortaya çıkar mı, çıkmaz mı?거듭나게 되니까 무서운 능력이 나갈까, 안 나갈까?
159Korkunç bir güç ortaya çıkar, değil mi?무서운 능력이 나가죠?
160Bu yüzden 이 사람 İncil'i, Budist sutraları, 격암유록'u ve tüm kehanet kitaplarını açıkça bilecek şekilde, gizlenmiş o sırları tamamen ortaya çıkarır mı, çıkarmaz mı? Çıkarır, değil mi?그런고로 이 사람이 성경이나 불경이나 격암유록이나 모든 예언서에 대해서 환히 알게끔, 감췄던 그 비밀을 전부 드러내요, 안 드러내요? 드러내죠?
161Bu ne demek oluyor, 성령 ile yeniden doğmuş bir ruh olduğu için mi böyledir, 이제 그대로 çok araştırma yapmış bir ruh olduğu için mi böyledir?그게 뭐냐면, 성령으로 거듭난 영인고로 그럴까, 이제 그대로 연구를 많이 한 영인고로 그럴까?
162성령 ile yeniden doğmuş bir ruh olduğu için böyledir, değil mi?성령으로 거듭난 영이 되어서 그러는 거죠?