해와이긴자 ve 밀실
1Ben 1939'da doğdum.나는 1939년에 태어났다.
2Benden büyük bir ağabeyim ve benden küçük üç kardeşim var.내 위로 오빠가 하나 있고 동생이 셋이 있다.
3Kız çocukları arasında en büyüğüm.딸로서는 큰딸이다.
4Evimiz İncheon Sorae'deydi ve eski zamanlardaki herkes gibi tarım yaparak geçiniyorduk.우리집은 인천 소래였는데 옛날 사람들이 다 그렇듯이 농사를 지어서 먹고 살았다.
5Annem ve babamla ben İncheon'da kiliseye gidiyorduk, annem en küçük kardeşimi doğururken bebek iyi çıkmayınca sezaryen ameliyatı olmuştu ve o zaman dikiş ameliyatı yanlış yapıldığı için bunun yan etkileriyle sürekli rahatsızdı.부모님과 나는 인천에서 교회를 다녔는데, 어머니는 막내를 출산할 때 아이가 잘 안 나와서 제왕절개수술을 하였고, 그때 봉합 수술이 잘못되어서 그 휴유증으로 계속 몸이 아프셨다.
6Annemin hasta halini görüp sağlığına üzüldüğümden, 하나님'a sağlık vermesi için dua ettiğim anılarım kaldı.어머니의 아픈 모습을 보고 어머니의 건강이 안타까워 하나님께 건강을 달라고 기도를 했던 기억이 남아 있다.
7Annem hasta bedeniyle kiliseye gayretle gitmesine rağmen sağlığı düzelmedi.어머니는 아픈 몸으로 교회에 열심히 다니셨지만 몸이 좋아지지는 않았다.
8Yoksul bir yaşam olduğu için ameliyat da olamadı.궁핍한 삶이라 수술을 할 수도 없었다.
9Bu arada, 1955'ten itibaren ateşin elçisi 박태선 장로'nun lütuf İş'i başladı ve 박 장로'nun şaşırtıcı lütuf İş'inin haberi annemin kulağına da geldi, böylece annem hastalığından kurtulmak için 박 장로'nun toplantılarına koşuşturmaya başladı.한편 1955년부터 불의 사자 박태선 장로님의 은혜의 역사가 시작되었고, 박 장로님의 놀라운 은혜의 역사의 소문이 어머니의 귀에도 들리게 되어 어머니는 병을 나으려고 박 장로의 집회에 쫓아다니게 되었다.
10박 장로 Seul Han Nehri'nde toplantı yaparsa Han Nehri'nin kumlu sahiline koştu, Namsan'da toplantı yaparsa Namsan'a koştu, Nogusan'da toplantı yaparsa Nogusan'a koştu.박 장로님이 서울 한강에서 집회를 하면 한강 백사장으로 달려갔고, 남산에서 집회를 하면 남산으로 달려갔고, 노구산에서 집회를 하면 노구산으로 달려갔다.
11박태선 장로'yu bu şekilde takip etmesine rağmen annemin hastalığı tamamen iyileşmedi.그렇게 박태선 장로를 따라다녔지만 어머니의 병이 완쾌되지는 않았다.
12박 장로'yu tanıdığımda 17 yaşındaydım.내가 박 장로님을 만나게 된 때는 내 나이 17살이었다.
13Annemi takip ederek 박태선 장로'nun toplantısına gittim ve o toplantıda 하나님'ın kokusunu almak gibi çeşitli lütuf deneyimleri yaşadım.나는 어머니를 따라서 박태선 장로님의 집회에 가게 되었는데 그 집회에서 하나님의 향취도 맡는 등 여러 가지 은혜 체험을 하였다.
14O zamanlar 박 장로 toplantıya gelenlere başlarına 안찰 yapıyordu ve insanlar önce 안찰 almak için birbirleriyle kavga ediyorlardı.당시 박 장로님은 집회에 온 사람들에게 머리에 안찰을 해주셨는데 서로 먼저 안찰을 받으려고 다투었다.
15Ben de başıma 안찰 aldım ve 안찰 aldığımda lütuf geldi.나도 머리 안찰을 받았는데, 안찰을 받으면 은혜가 왔다.
16Bir gün 박 장로 başıma 안찰 yaptıktan sonra biraz uzaklaştı, sonra tekrar gelip bir kez daha 안찰 yaptı, çok ama çok minnettar oldum.하루는 박 장로님이 머리 안찰을 해주신 후 저만치 가시더니 또 다시 오셔서 한 번 더 안찰을 해주신 적이 있다, 너무너무 감사했다.
17박 장로'nun toplantılarında bir kez oturan yerinden kalkmayı bilmezdi.박 장로님의 집회에는 한번 앉으면 그 자리에서 일어날 줄 몰랐다.
18Çok fazla insan toplandığı için tuvalete gitmek üzere kalksanız, yerinizi kaybederdiniz.너무 사람이 많이 모이는 고로 화장실에 가려고 일어서면 그 자리를 뺏기게 되었다.
19박 장로'yu takip eden bazı kişiler, turşu fabrikası işlettikleri yere bir 전도관 kurdular.박 장로님을 따르는 사람들 중 몇몇이 짠지공장을 하던 곳에 전도관을 세웠다.
20Annem ve ben oraya ara sıra ibadet etmeye gittik ve daha sonra oraya İncheon 제단 kuruldu ve 박태선 장로 her cumartesi şafakta gelip ibadet etti.어머니와 나는 그곳으로 가끔 예배를 보러 다녔고, 나중에는 그곳에 인천제단이 세워졌고, 박태선 장로님은 토요일마다 새벽에 오셔서 예배를 보셨다.
21O zamanlar 박태선 장로'dan kutsal ateşi almış bir yaşlı kişi İncheon 제단'da bulunuyordu ve o kişi 하나님'ın 신앙촌'a girmelerini söylediğini belirtince ailemiz de Sosa 신앙촌'a girdi.당시 박태선 장로로부터 불성신을 받은 어르신이 인천제단에 한 분 계셨는데 그분이 하나님께서 신앙촌으로 들어가라고 하신다고 하여 우리 가족도 소사 신앙촌에 들어가게 되었다.
22Ailemiz tarlalarını satıp Sosa 신앙촌'a girdi ve o zamanlar 신앙촌 inşa edildiği için ben de inşaat ekibine katılarak 신앙촌 inşaatında çalıştım.우리 가족은 전답을 팔아 소사신앙촌으로 들어갔고, 그때는 신앙촌을 건설할 때라 나도 건설대원이 되어서 신앙촌 건설 노동을 하였다.
23Vücudum zayıf olduğu için inşaat ekibine gittiğimde birçok kişi "Senin gibi zayıf biri burada dayanamaz" diye beni azarlayınca, "Bir kere deneyin de öyle konuşun" dedim ve küreği alıp toprağı kazdım, sırtıma sepeti yüklenip toprak taşıdım.나는 몸이 허약한 편이라 건설대에 갔더니 여러 사람들이 너같이 약한 사람은 여기서 못 견딘다면서 핀잔을 주기에 어디 한 번 해보고 그런 말을 하라고 하여 삽을 들고 땅을 파고, 질통을 지고 흙을 퍼 날랐다.
24하나님'ın kutsal ruhunun gücüyle, zayıf bedenli ben bile zorlu işleri aşarak yapabildim.하나님의 성신의 힘으로 약골인 나도 힘든 노동을 이겨내며 할 수 있었던 것이다.
25신앙촌 tamamen insan emeğiyle inşa edilmiş evlerdir.신앙촌은 순전히 사람의 노동으로 지어진 집들이다.
26Hepsi insan eli ve ayağı kullanılarak inşa edilmiştir.모두 사람 손과 발을 이용하여 지은 것이다.
27Sayısız inanan, 하나님'ın şaşırtıcı İş'ine katılmak için bir araya geldi ve onlar, insan boyunda iki kulaç kadar kazarak, temel taşlarını ve döşeme taşlarını yerleştirip evler inşa ettiler.수많은 신앙인들이 놀라운 하나님의 역사에 동참하기 위하여 모여들었고, 그들은 손과 발을 이용하여 사람 키로 두 길이나 파서 주춧돌과 구들장을 놓고 집을 지었다.
28Kazdıkları toprağı ve taşları başlarında taşıdılar.퍼낸 흙과 돌을 머리에 이고 날랐다.
29신앙촌 kardeşlerinin başlarında taşlarla bir karınca sürüsü gibi yürümesi gerçekten de muhteşem bir manzara olmaktan başka bir şey değildi.신앙촌 형제들이 머리에 돌을 이고 가는 개미떼 간은 모습은 정말 장관이 아닐 수 없다.
30신앙촌 inşaat ekibinde çok sayıda üniversite öğrencisi vardı.신앙촌 건설대에는 대학생들이 많았다.
31영모님 her sabah inşaat ekibi üyelerini toplar, onlara güç veren sözler söyler ve 안수 yapardı.영모님은 매일 아침 건설대원들을 모아놓고 힘을 주시는 말씀과 안수를 해주셨다.
32Onlar inancın gücüyle tüm zorlukları aştılar ve 신앙촌 inşaatında gayretle çalıştılar.그들은 신앙의 힘으로 힘든 걸 모두 이기고 신앙촌 건설을 열심히 하였다.
33İnşaat ekibinde ücretsiz çalışanlar da vardı ama mal varlığını düzenleyip gelen bizim ailemiz gibi durumlarda, biraz para alarak yemek yapıp yaşayabiliyorduk.건설대에는 무보수로 일하는 사람도 있었지만 가산을 정리하고 들어온 우리집 같은 경우에는 약간의 돈을 받아서 밥을 해먹고 살 수 있었다.
34Ailemiz, o şekilde inşa edilen evlerden CD bloğuna yerleşebildi.우리 가족은 그렇게 지은 집 중 씨디(CD)동에 입주할 수 있었다.
35Elbette bedava değil, tarlaları satarak satın alınmıştı.물론 공짜가 아니라 전답을 팔아서 구입한 것이다.
36Daha sonra 영모님, Lee Seung-man hükümeti tarafından tutuklanınca, inşaat ekibi üyeleri arasında öğrenciler de dahil olmak üzere birçok kişi dağılıp evlerine geri döndü.그러다가 영모님께서 이승만 정권에 의하여 구속되자 건설대원들 중 학생들을 비롯한 많은 사람들이 다 뿔뿔이 흩어져서 집으로 돌아가 버렸다.
37영모님 tutuklanınca 신앙촌 üyeleri de çok sarsıldı ve ben de geçimimi sağlamak için dikiş makinesiyle nakış yaptım.영모님이 구속되자 신앙촌 식구들도 많이 흔들리게 되었고, 나는 먹고 살기위해서 미싱을 가지고 자수(刺繡)를 놓았다.
38O zamanlar 신앙촌 nakışları çok popülerdi.당시 신앙촌 수(繡)는 인기가 좋았다.
39Annem gayretli bir inanan olarak 박태선 장로'yu hararetle takip ediyordu, birçok ruhani rüya görmeye başladı ve rüyalarının içeriğini insanlara anlattıkça 마귀 olarak muamele görmeye başladı.나의 어머니는 열심쟁이 신앙인으로 박태선 장로님을 열렬히 따랐는데 신령한 꿈도 많이 꾸게 되었고, 꿈 내용을 사람들에게 말하다보니 마귀로 취급을 받게 되었다.
40Annem 박태선 장로'ya büyük bir samimiyetle inanırdı.어머니는 박태선 장로님을 지극정성으로 믿었다.
41İbadet etmek için O-man 제단'a bile şafak vakti kalkar, ilk gidenlerden olur, ön sıraya oturur, gayretle ilahiler söyler ve alkışlardı.예배를 보러 오만제단에도 새벽같이 일어나서 제일 먼저 가서 앞자리에 앉아서 열심히 찬송하며 손뼉을 쳤다.
42İbadet bittiğinde, 박 장로'ya selam vermek için aceleyle 박 장로'nun bindiği arabaya koşar ve selam verirdi.예배가 끝나면 박 장로님에게 인사하러 부리나케 박 장로님 타신 자동차로 달려가서 인사를 드렸다.
43Annem gayretle iman hayatı yaşadığı için olsa gerek, birçok ruhani rüya görmüş gibiydi.어머니는 열심히 신앙생활을 하셔서 그런지 신령한 꿈을 많이 꾸었던 모양이다.
44영모님'un rüyasında görünüp bir şeyler söylediği rüyaları çevresindeki insanlara anlatırdı ve bu yüzden 신앙촌 üyeleri tarafından 마귀 olarak damgalandı.영모님이 꿈에 나타나셔서 뭐라고 하셨다는 내용의 꿈을 주변 사람들에게 말하곤 하였는데 그러다 보니 신앙촌 식구들에게 마귀라고 찍히게 되었다.
45박태선 장로'ya inanan 신앙촌'da, rüya hikayelerini yanlış anlatırsanız 마귀 olarak dışlanma durumları sıkça yaşanırdı.박태선장로를 믿는 신앙촌에서는 꿈이야기를 잘못하게 되면 마귀로 왕따시키는 경우가 왕왕 있었다.
46Anneme de insanların 천사마귀 tarafından ele geçirildiğini söylediler.나의 어머니도 천사마귀가 들렸다고 사람들이 말을 하였다.
47Bu yüzden ailemiz de 마귀 oldu.그래서 우리 가족들도 마귀가 되어버렸다.
48Kuyuya su çekmeye gittiğimizde, 마귀 geldi diye bizden uzak dururlardı.우물가에 물을 뜨러 가면 마귀가 왔다고 멀리 피해버렸다.
49Elbette bu sayede bol bol su çekebildiğimiz için iyiydi ama çocuk kalbimde biraz kötü hissettim.물론 그러다 보니 물도 흡족하게 길어올 수 있어서 좋기는 했지만 어린 마음에 좀 마음이 안 좋았다.
50홍 권사 ve annem birbirleriyle yakındılar.홍 권사님과 나의 어머니와는 서로 친하셨다.
51Annem sabah erken O-man 제단'a çıktığında, 해와이긴자 (홍업비 권사) da önce gelip 제단'ın ön sırasında ibadet ederdi.어머니가 아침 일찍 오만제단에 올라가면 해와이긴자(홍업비 권사)도 먼저 올라와서 제단 앞자리에서 예배를 보았다.
52홍 권사, kendisini 마귀 diye dışarı atacakları için, görevliler fark etmeden erken saatte 제단'a gelir ve gizlice ibadet ederdi.홍 권사님은 자신을 마귀라고 끌어내니까 안내원들이 알아차리기 전에 일찍 제단에 올라오셔서 몰래 예배를 보셨던 것이다.
53Annem de onunla aynı şekilde 천사마귀 olarak adlandırılmaya başlandı.나의 어머니도 그분과 똑같이 천사마귀라고 불리게 되었다.
54İkisi de beyaz hanbok giyerek dolaşırlardı.두 분 다 하얀 한복을 입고 다니셨다.
55영모님, 홍업비 권사'ya 마귀 demişti.영모님은 홍업비 권사님을 마귀라고 하셨다.
56Çevredeki biri 영모님'a 홍 권사'nın 마귀 olduğunu ama ne kadar baksa da 마귀 gibi görünmediğini, aksine çok iyi bir inanca sahip olduğunu söyleyince, 영모님 bunun 천사마귀 tarafından ele geçirilmiş olmasından kaynaklandığını söyledi.주변 사람이 영모님에게 홍 권사가 마귀라고 하는데 아무리 봐도 마귀 같지 않고 신앙이 참 좋은 분이라고 말하니 영모님께서 그건 천사마귀가 들려서 그렇다고 하셨다.
57Bu yüzden 홍 권사, 마귀 olmasına rağmen 천사마귀 tarafından ele geçirilmiş bir kişi olarak damgalandı.그래서 홍 권사님은 마귀는 마귀인데 천사마귀가 들린 사람으로 낙인이 찍히게 되었다.
58Dünyada türlü türlü 마귀 olsa da, 천사마귀'nin ne olduğunu bilmeyen insanlar 홍 권사'ya 천사마귀 diye ortalığı ayağa kaldırdılar.세상에 별 놈의 마귀가 다 있지만 도대체 천사마귀가 뭔지 사람들은 홍 권사님을 천사마귀라고 난리법석을 쳤다.
59Hatta 홍 권사'nın annesi bile 마귀'nin ölmesi gerektiğini söyleyerek evdeki pirinç küpünden pirinçleri alıp tavan arasına saklamış ve yeni doğum yapmış küçük kızının lohusalık bakımına gittikten sonra günlerce geri gelmemiş.심지어 홍 권사님의 어머니까지도 마귀는 죽어야 한다면서 집안에 있는 쌀독에 쌀을 퍼다가 다락방에 감춰 두었고, 출산한 작은 딸 산후조리를 돌보러 가서는 몇 날이고 오지 않았다고 한다.
60Annesi, kızının dua hayatına başlamadan önce ev işlerine iyi yardım ettiğini ve anne babasına saygısını gösterdiğini, ancak sadece dua hayatı yaşadığı için ona çok zulmetmiş gibiydi.어머니는 자신의 딸이 기도생활을 하기 전에는 집안일을 잘 도와주고, 효도를 다했는데 기도생활만 한다고 핍박을 많이 하셨던 모양이다.
61신앙촌 üyeleri de 홍 권사'nın dua ettiği yere gelip "Kutsal 신앙촌'dan çabuk çık!" diye kömür külü atarken, 제단'da ibadet etmesini engelleyerek onu kovdular.신앙촌 식구들도 홍권사님이 기도하는 곳에 와서는 "신성한 신앙촌에서 빨리 나가라" 고 연탄재를 던지는가 하면 제단에서 예배를 못 보게 쫓아내었다.
62영모님'un 홍 권사'ya 천사마귀 demesinin aslında derin bir anlamı vardı.영모님께서 홍 권사님을 천사마귀라고 하신 데에는 사실 깊은 뜻이 있었다.
63İmanı iyi olan insanlar sonsuzca yükselirken neredeyse hepsi gurur 마귀'sine takılıp düştü.신앙이 좋은 사람들이 한없이 올라가다가 거의 다 자존심 마귀에 걸려서 넘어졌다.
64영모님, 해와이긴자 adayı olarak yetiştirdiği dalının gurur 마귀'sine takılıp düşmemesi için kimseye belli etmeden onu 연단'dan geçirmişti.영모님은 해와이긴자 후보자로 키우는 자신의 가지가 자존심 마귀에 걸려 떨어지지 않도록 누구도 모르게 연단을 시킨 것이었다.
65홍 권사, 신앙촌 insanları ona 천사마귀 diye parmak sallasa, zulmetse, hatta yemek yemesine engel olup aç kalsa bile, bu tür denemeler ve zulümler içinde 하나님'a olan kalbini durdurmadan sürekli özlemle dua ederek sonunda hepsini aştı.홍 권사님은 신앙촌 사람들이 천사마귀라고 손가락질을 하고, 핍박을 주고, 심지어 밥을 못 먹게 해서 굶을지라도, 그러한 시험과 핍박 속에서 하나님을 향한 마음을 멈추지 않고 계속 사모하며 기도하여 결국 다 이겨내셨다.
66Ve sonra 해와이긴자 oldu.그리고는 해와이긴자가 되신 것이다.
67Bunun üzerine 영모님 ortaya çıkıp "Artık her şey bitti. Aşağıda bir pirinç dükkanı var, oraya git, pirinç al ve yemek yapıp ye" dedi ve o da bu söze itaat ederek yemek yapıp yediği söylenir.그러자 영모님이 나타나셔서 "이제는 다 끝났다. 저 아래에 가면 쌀집이 있는데 그곳에 가서 쌀을 갖다가 밥을 해먹어라" 라고 하여 그 말씀대로 순종하여 밥을 해먹었다고 한다.
68해와이긴자 olduktan sonra, rüyasında 영모님'dan "밀실'e gidersen sakallı bir adam bulacaksın, onu 이긴자 olarak yetiştir" emrini aldı ve 밀실'e gittiğinde sakallı adamın annesiyle birlikte yaşadığını gördü.해와이긴자가 되신 후 밀실에 가면 털보가 있을 테니 그 사람을 이긴자로 키우라는 꿈속에서 영모님의 명령을 받고 밀실에 가니 털보가 자신의 어머니와 같이 살고 있었다.
69O sakallı adam, Deacon Jeon Bong-guk'tu; birinin tavuk kümesi olarak kullanıp attığı bir yeri mesken edinmiş, Sosa'ya çıkıp dilenerek yemek yiyip yaşıyordu.그 털보는 전봉국 집사로 누가 닭장으로 쓰다 버린 곳을 거처 삼아 소사에 나가서 밥을 빌어다 먹고 살고 있었다.
70해와이긴자, kar ve yağmurdan korunmak için bir kayanın altında dua hayatı yaşayarak Deacon Jeon Bong-guk'u ve annesini 이긴자 olarak yetiştirmeye başladı.해와이긴자는 눈비를 피하기 위하여 바위 밑에서 기도생활하며 전봉국 집사와 그 어머니를 이긴자로 키우기 시작하였다.
71Ancak Deacon Jeon Bong-guk ve annesi iyi bir şekilde ilerlerken yenildiler, tekrar düştüler ve 이긴자 olarak olgunlaşamadılar.그러나 전봉국 집사와 어머니는 잘 이겨나가다가 지고, 또 넘어지고 하여 이긴자로 장성하지는 못했다.
72해와이긴자'nın çorak bir arazi gibi olan o 밀실'de dua hayatı yaşaması tam anlamıyla bir dizi zorluktu.해와이긴자가 황무지와 다름없는 그곳 밀실에서 기도생활 하는 것은 그야말로 고난의 연속이었다.
73Kıtlık olduğunda dilenerek yaşamak bile zorlaşır, açlıktan bitkin düşer ve 하나님'a ağlayıp sızlayarak feryat eden bir dua hayatı yaşardı.흉년이 들면 동냥을 받아 빌어먹고 살기도 힘들어 굶주림에 지쳐서 하나님께 울며불며 통곡하는 기도생활을 하셨던 것이다.
74밀실'de 이긴자'yı yetiştiren 해와이긴자, bir gün evimize uğradı.이렇게 밀실에서 이긴자를 키워 나가던 해와이긴자가 하루는 우리 집에 들르게 되었다.
75하나님, annemi 밀실'e getirmesini emrettiğinde, 해와이긴자 evi bilmediğini söyleyince, 하나님 kendisinin rehberlik ettiği yere kadar takip etmesini söylemiş ve evin önüne kadar rehberlik etmiş.하나님께서 어머니를 밀실로 데려오라고 명령하시는데 해와이긴자가 집을 모른다고 대답하니 하나님께서 당신이 인도하는 대로 따라가면 된다고 하여 집앞까지 인도해 주셨다고 한다.
76해와이긴자 evin önüne vardığında, tam o sırada annem kapıyı açıp dışarı bakmış ve ikisi doğal olarak karşılaşmışlar.집앞에 해와이긴자가 당도하자 마침 어머니께서는 문을 열고 밖을 보셨고, 두 분이 자연히 만나게 되었다고 한다.
77Annem, 해와이긴자'yı takip ederek o yoldan 밀실'e girmiş ve girdikten sonra evine ne olursa olsun tamamen unutmuş, sadece 해와이긴자'nın rehberlik ettiği şekilde dua hayatı yaşamış.어머니는 해와이긴자를 따라 그 길로 밀실로 들어가셨고, 들어가신 후에는 집이야 어떻게 되든 말든 전혀 잊어버리고 오직 해와이긴자가 인도하는 대로 기도생활을 하셨다고 한다.
78Çorak bir arazi gibi olan 밀실'in bir şekilde ev şeklini alması, serbest pazarda yangın çıktığında 영모님'un yanmış ama bitmemiş ahşapları alıp 밀실'e bir ev inşa etmelerini söylemesinden kaynaklanıyordu.황무지와 같던 밀실이 그런대로 가옥의 형태를 갖게 된 것은 자유시장에 불이 났을 때 영모님께서 불타다 만 목재를 가져다가 밀실에 집을 지어 주라고 하신 것에 의한 것이었다.
79O zaman 밀실, kar ve yağmurdan korunabilecek bir tesise ilk kez sahip oldu ve kendine göre dua hayatı yaşayabileceği bir alan sağlanmış oldu.그때 밀실은 눈비를 면할 수 있는 시설을 처음으로 갖게 되었고, 나름대로 기도생활을 할 수 있는 공간이 마련되었던 것이다.
80Annemin 해와이긴자'yı takip ederek 밀실'e gittiği hikayesini duymuştum ama annem birkaç gün gelmeyince 밀실'i aramaya gittim ve 밀실'de 해와이긴자 ile ilk kez tanıştım.나는 어머니가 해와이긴자를 따라 밀실로 가셨다는 이야기만 들었는데 며칠이 지나도록 어머니가 안 오시기에 밀실을 찾아서 가게 되었고, 밀실에서 해와이긴자를 처음 만나 뵙게 되었다.
81해와이긴자 ile ilk tanıştığımda, gözleri o kadar berrak ve temizdi ki, dünyada görülemeyecek türden gözlere sahipti.해와이긴자를 처음 뵈올 때 그분의 눈이 어쩜 그렇게 맑고 깨끗한지 세상에서는 볼 수 없는 그런 눈을 가지고 계셨다.
82Elbette, tanıştığımız andan itibaren 영모님'den aldığım koku lütfu geldiği için, bu kişinin 영모님'den lütuf almış biri olduğunu anladım ve annemi takip ederek ben de 밀실'e girdim.물론 만나는 순간부터 영모님으로부터 받았던 향취 은혜가 오기에 이 분이 영모님으로부터 은혜를 받은 분이라는 것을 알게 되었고, 어머니를 따라 나도 밀실에 들어가게 되었다.
83해와이긴자 bana her şeyi bırakıp 밀실'e gelmemi söyledi ve ben de şu anda dikiş makinesiyle nakış yaparak geçimimi sağladığımı, ne yapacağımı sorduğumda, o dikiş makinesini bile alıp 밀실'e gelmem gerektiğini söyledi.해와 이긴자는 나에게 모든 것을 다 버리고 밀실로 들어오라고 하셨고, 지금 미싱을 가지고 수를 놓아서 먹고 사는데 어떻게 하느냐고 하였더니 그 미싱까지 다 가지고 밀실에 들어와야 된다는 것이었다.
84밀실'e girer girmez, 해와이긴자 başka hiçbir şey yapmamamı, sadece dua etmemi söyledi.밀실에 들어오자 해와 이긴자는 다른 것 하지 말고 기도만 하라고 하였다.
85Bu yüzden sabahtan akşama kadar sadece dua ettim.그래서 아침부터 저녁까지 기도만 하였다.
86Aklımda dönen düşüncelere 마귀'nin adını ekleyerek dua ettim.자신의 생각이 돌아가는 것에다가 마귀의 이름을 붙여서 기도를 했다.
87Şehvet 마귀'sine direnmeme, nefret eden katil 마귀'sine direnmeme, ilgi şehvet 마귀'sine direnmeme diyerek, ucu bucağı olmayan bir direnmeme haline sürükleyen dualar ettim.음란마귀 무저항, 미워하는 살인마귀 무저항, 관심의 음란마귀 무저항이라고 하여 한도 끝도 없는 무저항에 쓸어 넣는 기도를 하였다.
88Özellikle, 진탕만탕 마귀'sine direnmeme duasını çok ettim.특히 진탕만탕 마귀 무저항 기도를 많이 하였다.
89Diğer aile üyeleri de bu duayı çok etti.다른 식구들도 이 기도를 많이 했다.
90Çok yüksek sesle dua ettim ama 마귀'nin gücü o kadar şiddetli geliyordu ki, o güç geldiğinde başıma ağır bir şey konmuş gibi hissediyordum ve bu durum birkaç saat sürünce sanki hemen ölecekmişim gibi geliyordu.기도는 아주 큰 소리로 했는데 마귀의 세력이 어떻게 강하게 오는지 그 세력이 오면 머리에 무거운 것을 씌워놓은 것 같았고, 그러한 상태가 몇 시간이 지나면 곧 죽을 것 같이 느껴졌다.
91Bu yüzden canımı dişime takarak yüksek sesle dua ettim.그래서 죽을힘을 다해 큰 소리로 기도를 하였다.
92O kadar çok dua ettim ki, dilim delinme noktasına geldi, çatladı ve kanadı.얼마나 기도를 많이 했는지 혀가 빵꾸가 날 정도였고, 갈라터져서 피가 나고 그랬다.
93Ben 밀실'e girdiğimde çok sayıda öğrenci vardı.내가 밀실에 들어가니까 학생들이 많았다.
94해와이긴자 onlara da dua etmelerini emretti.해와이긴자는 그들에게도 기도를 하라고 시켰다.
95Sonra, öğrencilerin zayıf şehvet 마귀'sine yenildiğini söyleyerek, cesur bir kalbe sahip olmaları için onları mezarlıkta dolaştırdı.그러다가 학생들이 약한 음란마귀에 진다고 하여 담대한 마음을 갖게 하려고 공동묘지를 돌게 하였다.
96밀실'in çevresinde bir mezarlık vardı.밀실 주변에 공동묘지가 있었다.
97Cesur bir kalbe sahip olmaları için mezarlığı bir kez dolaşıp gelmelerini söyledi ve birkaç kişi birlikte mezarlığı dolaştı.담대한 마음을 가지라고 공동묘지를 한 바퀴 둘러서 오라고 하여 여러 명이 같이 공동묘지를 돌았다.
98O zamanlar korkudan ağlayan insanlar sık sık olurdu.그때 무서워서 울고 그런 사람들이 종종 있었다.
99O zaman 해와이긴자 o kişiyi işaret edip azarlardı ve sonra daha da korkunç şeyler yapmalarını sağlardı.그러면 해와이긴자는 그 사람을 콕 찍어서 야단을 치셨다, 그리고는 더욱 무서운 것을 행하게 하였다.
100해와이긴자 sözlerine itaat etmeyen insanlara yemek vermezdi.해와이긴자는 말씀에 순종하지 않는 사람들에게는 밥을 주지 않았다.
101Bu yüzden birçok öğrenci ayrıldı.그러다보니 학생들이 많이 떨어져 나갔다.
102Bir gün 해와이긴자 buzdolabından bir muz çıkarıp verdi ama muz eskimiş ve simsiyah olmuştu.해와이긴자가 하루는 냉장고에서 바나나를 꺼내서 주는데 바나나가 오래 되어서 시커멓게 되었다.
103Ben de içimden "Bunu nasıl yiyeceğim?" diye düşündüğüm anda, aniden vurmaya başladı.그래서 속으로 이걸 어떻게 먹으라고 그러나 하고 생각하는 순간 갑자기 막 때리는 것이었다.
104Neden vurduğunu düşündüğümde, "Muzu verdiğim anda, simsiyah olmuş bir şeyi nasıl verir diye düşünmedin mi?" dedi ve o an "Ah, evet, öyle düşünmüştüm" diyerek kendi düşüncemi fark ettim.왜 때리시나 하고 생각하자, "네가 바나나를 주는 순간 시커멓게 된 것을 어떻게 주느냐고 생각하지 않았느냐" 고 하셔서 그 순간 아차 내가 그랬지라고 내 생각을 돌이켜 알게 될 정도였다.
105해와이긴자 bu şekilde insanların aklından geçenleri anında anlardı.해와이긴자는 이처럼 사람들의 돌아가는 생각을 즉각 즉각 다 알아채셨다.
106해와이긴자 beni 전봉국 diyakoz ile evlendirdi ve bunun nedeni olarak da annem yaşlandığı için bir torunu olursa 밀실'de kalmaya devam edeceğini düşündüğünü, bu yüzden evlendirdiğini söyledi.해와이긴자는 나하고 전봉국 집사와 결혼을 시켰는데 그 이유는 우리 어머니가 연로하게 되시니까 손자라도 있으면 밀실에서 계속 있지 않겠느냐 하여 그래서 결혼시킨 것이라고 하셨다.
107해와이긴자'nın sözleri yasa olduğu için, ne emrederse o yapılmalı, aksi takdirde itaatsizliğe düşülür.해와이긴자의 말씀이 법이므로 시키면 시키는 대로 해야지 그렇지 않으면 불순종에 떨어지게 된다.
108해와이긴자 günah işlendiğinde acımasızca etraftaki eşyalarla durmadan vururdu.해와이긴자는 죄를 지으면 사정없이 주변에 있는 물건으로 마구 때렸다.
109Çamaşır tahtası gördüğünde onu alıp vurur, ocak demiri gördüğünde ocak demiriyle, sopa gördüğünde sopayla vururdu.빨래판이 보이면 그걸 집어서 때리고, 부지갱이가 보이면 부지갱이로, 몽둥이가 보이면 몽둥이로 때렸다.
110Onlarla vurulduğunda acırdı ama hiçbir sorun çıkmazdı.그걸로 맞으면 아프기는 한데 전혀 탈이 나지는 않았다.
111Sivri bir şemsiyeyle ölümüne batsa bile, sadece o an acırdı, hiçbir sorun çıkmazdı.뽀족한 우산으로 죽으라고 찔러도 그때만 아팠지 탈이 나지 않았다.
112Bu yüzden, vurulduğunda 해와이긴자'nın 하나님'ın ruhunu taşıyan biri olduğunu anlayabilirdiniz.그래서 맞아보면 해와이긴자가 하나님의 신을 모신 분이라는 것을 알 수 있었다.
113해와이긴자 tarafından vurulduktan sonra vücudum hafiflerdi.해와이긴자에게 맞고 나면 몸이 가벼워지는 것이었다.
114Bunun nedeni, 해와이긴자'nın 마귀'yi öldürmesiydi.그것은 해와이긴자가 마귀를 죽여주시기 때문이었다.
115Bu yüzden, hatta bazen vurmasını bile dilerdim.그래서 심지어는 때려주셨으면 하고 바랄 때도 있었다.
116해와이긴자 çok temiz ve düzenli bir kişiliğe sahipti, bu yüzden temizlenmemiş bir yer olduğunda kıyamet kopardı.해와이긴자는 성격이 매우 깨끗하고 깔끔하신 분이셨다, 그래서 청소가 안 된 곳이 있으면 난리가 났다.
117Otları yolmamı söylediğinde, otları yolmadan geçip gidersem, hepsini bilirdi.김을 매라고 해서 김을 맬 때, 잡초를 뽑지 않고 넘어가면 그걸 다 아셨다.
118Ve sonra onu zihnine kazıyıp hatırlardı.그러고는 그걸 마음속에 탁 찍어서 기억하고 계셨다.
119밀실'in içinde de temizliği titizlikle yapardım ama eğer geçerken düşmüş bir yaprak olup da onu almadan geçersem, bunu nasıl bildiğini bilmem ama işaret edip söylerdi.밀실 안에서도 청소를 깨끗이 했는데 만일 지나가다가 낙엽이 떨어진 것이 있어서 안 줍고 지나가면 그걸 어떻게 아셨는지 지적하여 말씀하셨다.
120Bu şekilde birkaç hata biriktiğinde, 해와이긴자 bir hata olduğunda onu işaret ederek, benim yanlış yaptığım ve günah işlediğim her şeyi tek tek anlatır ve sopayla vururdu.이렇게 몇 가지 잘못한 것이 쌓이게 되면 해와이긴자가 한번 잘못한 것이 있을 때 그걸 지적하면서 내가 잘못 하고 죄를 지은 것을 낱낱이 알려주시면서 매로 때리셨다.
121Ben de çamaşır tahtasıyla ölümüne dövülüp yere yığıldım ama kalkıp acaba morarmış mıyım diye aynaya baktığımda, morluk bile oluşmamıştı.나도 빨래판으로 죽어라 맞고 쓰러졌는데 일어나서 혹시 멍이 들었지 않을까 해서 거울을 쳐다보면 멍조차 들지 않았다.
122Ve sadece vurulduğu an acırdı, sonrasında hiç acımazdı.그리고 맞을 때뿐이지 그 다음에는 전혀 아프지 않았다.
123밀실'deki aile üyeleri o kadar çok dayak yedi ama hiçbirinin başına bir şey geldiğini görmedim.밀실 식구들이 그렇게 많이 매를 맞았는데 탈이 난 사람을 한 명도 본 적이 없다.
124하나님'ın lütfunu almış bir kişi olduğunu bu yüzden anlayabiliriz.하나님의 은혜를 받은 분이라는 것을 이래서 알 수 있는 것이다.
125Ben bir keresinde 해와이긴자 tarafından 밀실'den kovuldum.나는 해와이긴자로부터 밀실에서 쫓겨난 적이 있다.
126"Seni kaltak, dışarı çık!" dediği için 밀실'den çıktım ama 해와이긴자 uyuduğu akşam vakti gizlice odaya girip uyurken, bir kişi gelip 해와 주님'in 밀실'den çıkmamı söylediğini iletti ve ben de hemen 밀실'den çıktım."이년아, 나가라!"고 해서 밀실을 나왔는데 해와이긴자가 잠드신 저녁때에 몰래 방에 들어가서 자고 있으니까 한 사람이 와서는 해와 주님이 밀실에서 나가라고 하신다고 하셔서 그 길로 밀실을 나왔다.
127Param da olmadığı için yürüyerek Bupyeong'daki abimin evine gidip bir gün kaldım ve ertesi sabah 해와이긴자 밀실'den çıktığı sıralarda yanına gidip hata yaptığımı söyleyerek af diledim.돈도 없고 해서 걸어서 부평에 있는 오빠 집에 가서 하루 자고, 그 다음 날 아침에 해와이긴자가 밀실에 나오실 때쯤 찾아가서 잘못했다고 용서를 빌었다.
128해와이긴자 "Senin tövben henüz tamamlanmadı, olmaz!" dedi.해와이긴자는 "넌 아직 회개가 덜 되었어, 안돼!" 라고 하셨다.
129Bu yüzden ertesi gün de aynı saatlerde 해와이긴자 ile görüşüp "Hata yaptım" dedim ama yine tövbemin tamamlanmadığını ve olmayacağını söyledi.그래서 그 다음날도 그맘때쯤 해와이긴자를 뵙고 "잘못했습니다." 라고 말씀을 드렸더니 또 회개가 덜 되었다고 안 된다고 하셨다.
130Böylece üçüncü gün oldu ve o gün, eğer bugün 해와이긴자'ya hata yaptığımı söyleyip af alamazsam, sadece dünyaya geri döneyim diye düşündüm.그래서 셋째 날이 되었는데 그 날은 오늘 해와이긴자께 잘못했다고 말씀드려서 용서를 못 받으면 그냥 세상으로 나가자라는 생각이 들었다.
131Bu yüzden 해와이긴자 ile görüşüp "Lütfen beni affedin" dediğimde, gülümseyerek içeri girmemi söyledi.그래서 해와이긴자를 뵙고 "용서해주세요." 했더니 웃으면서 들어가라고 하셨다.
132해와이긴자 benim tüm kalbimi bildiği ve dünyaya gideceğimi anladığı için beni 밀실'e kabul etmişti.해와이긴자는 내 마음을 다 알고 세상으로 나갈 것 같으니까 밀실로 받아주신 것이었다.
133밀실'de iman eden aile üyeleri için bu yolun 영생 yolu olduğuna inandıkları için, 밀실'de dayak yeseler bile ayrılmayı düşünmezlerdi.밀실에서 신앙을 하는 식구들에게는 이 길만이 영생하는 길이라고 믿고 있어서 밀실에서 매를 때려도 나갈 생각을 하지 않았다.
134Bir gün, 조희성 주님 완선자 olmadan önce, 해와이긴자 tarafından çağrılıp odaya girdiğini görmüştüm.하루는 조희성 주님이 완성자가 되시기 전에 해와이긴자에게 불려서 방으로 들어가는 것을 본 적이 있다.
135Ama 주님, 해와이긴자'ya o kadar edepli davranırdı ki, titriyor gibi görünürdü.그런데 주님은 해와이긴자께 그렇게 조신하게 행동하셨다, 벌벌 떠는 모습으로 보일 정도였다.
136Diğer insanlar 해와이긴자'nın odasına girerken dayak yemekten korksalar da, o kadar da dikkatli değillerdi.다른 사람들은 해와이긴자 방에 들어갈 때 매 맞을까 두려워는 했지만 그다지 조심하지는 않았다.
137Ama 주님 çok edepli davranırdı ve 해와이긴자 konuştuğunda başını eğer, her zaman bir günahkar gibi hareket ederdi.그런데 주님은 매우 조신하게 행동하셨으며, 해와이긴자께서 말씀하실 때에는 머리를 조아리고 항상 죄인처럼 움직이셨다.
138주님 완선자 olduktan sonra Yeokgok'a gidip tebliğ ettiğinde, o zamanki 밀실 aile üyelerinden hiçbiri bu gerçeği bilmiyordu.주님이 완성자가 되신 후 역곡에 나가서 전도하실 때 당시 밀실 식구들은 아무도 그 사실을 몰랐다.
139Ben de hiç bilmiyordum ama 주님 bir hata yaptığında, 해와이긴자 권사 김옥자'yı ve 주님 ile bağlantılı insanları durmadan döverdi.나도 전혀 몰랐는데 해와이긴자는 주님이 잘못한 게 있으면 김옥자 권사 및 주님과 연결된 사람들을 막 때렸다.
140Birlikte bağlantılı olanlar bir olduğu için, bir kişi hata yapsa bile hepsi günahkar olurdu, bu yüzden onları azarlardı.같이 연결된 사람은 하나이므로 한 사람이 잘못해도 다 같이 죄가 되기 때문에 혼을 내셨던 것이다.
141주님 이긴자 olduğu gün, 해와이긴자 herkesi topladı ve iki sandalye koydu.주님이 이긴자가 되신 날 해와이긴자는 모두 모이라고 하시더니 의자를 두 개를 놓았다.
142Birine kendisi oturdu, diğerine de 주님'i oturttu.하나는 자신이 앉고, 다른 하나는 주님을 앉히셨다.
143Ve sonra "Sen 이긴자 oldun!" dedi.그리고는 "네가 이긴자가 되었다!" 고 하셨던 것이다.
144이긴자 olduğu için birlikte fotoğraf da çektiler.이긴자가 되었다고 사진도 같이 찍었다.
145해와이긴자 çok fotoğraf çekmişti ama kendi fotoğraflarını asla göstermezdi ve kimsenin de bulundurmasına izin vermezdi.해와이긴자는 사진을 많이 찍었지만 정작 자신의 사진은 절대 보여주지도 않으셨고, 갖고 있지도 못 하도록 하셨다.
146밀실'deki yaşam yoksul bir yaşam olmasına rağmen, Seul'deki aile üyeleri çok 헌금 yaptı ve diğerleri de gayretle dua hayatı yaşadı.밀실 생활은 궁핍한 생활이었지만 서울 식구들이 헌금을 많이 냈고, 나머지 사람은 열심히 기도생활을 했다.
147Seul'deki aile üyeleri, Hong adlı bir yaşlı ve 해와이긴자'nın akrabalarıydı, 밀실 bu şekilde işletiliyordu.서울식구들이란 홍 장로라는 사람과 해와이긴자의 친척들이었다, 그렇게 밀실은 운영되었다.
148조희성 구세주님 Yeokgok'ta 승리제단'ı kurup insanlığın kurtuluş işini yürütürken, 밀실 aile üyelerini tebliğ ederek 승리제단'a gelmelerini sağladı ve ben de o zaman 제단'a geldikten sonra bugüne kadar burada oldum.조희성 구세주님께서 역곡에 승리제단을 세워 인류 구원 사업을 해나가시던 중 밀실 식구들들을 전도하여 승리제단으로 나오게 하셨고, 나도 그때 제단에 나온 후 지금까지 이르게 되었다.
149Aydınlanmış 구세주님 insan değil, bir tanrı olduğu için, bir gün tüm dünya insanlığının kurtuluşa ereceğine inanıyorum.보광하신 구세주님은 사람이 아닌 신이므로 언젠가 전 세계 인류가 모두 다 구원을 받게 될 것이라 믿고 있다.
150O zamana kadar hayatımı ortaya koyarak bu yolda yürüyeceğime yemin ediyor ve tekrar yemin ediyorum.그때까지 생명을 걸고 이 길을 가야겠다고 다짐하고 또 다짐한다.