Kurtuluş İş'ine karşı gelecekler 이 안에 var
1Sizlerin davranışları değişmelidir.여러분들의 행동이 변화되어야 하는 것이에요.
2Dün etkinlikte, 이제 그대로, o 벤또'yu dağıtıp yemeleri için verirken, bizim cemaat üyelerimize üçüncü kata çıkmayın dendiği halde, 이제 그대로, üçüncü kata bizim taşra cemaat üyelerimiz de dahil olmak üzere, ne olduğu belirsiz insanlar gelip o açık büfe yemeği, üstelik tabağa koyarak yemek yerine, yemeklerin olduğu yerde çubuklarla sadece lezzetli olanları oturup sürekli yiyorlardı.어제 행사 때에, 이제 그대로, 그 벤또를 나눠서 먹으라고 주면서, 우리 식구들은 삼 층에 올라가지 말라고 얘기했는데도, 이제 그대로, 삼 층에 우리 지방 식구들 할 것 없이 그냥 뭐 이러쿵저러쿵하는 사람들이 올라와 가지고 그 부폐식사를 그것도 접시에다가 담아서 먹는 게 아니라 그 음식물 있는 데에서 젓가락으로 맛있는 것만 앉아서 계속 집어 먹는 거예요.
3Böyle çirkin bir manzara sergiliyorlardı.그런 추태를 보이고 있어요.
4Bu bir 승리제단 üyesi mi?그게 승리제단 식구예요?
5Bu bir 승리제단 üyesi değil, değil mi?그건 승리제단 식구가 아니죠?
6Onların çubuklarla yediğini görüp de sessiz kalan insanlar da vardı, onları kovmadan.그걸 젓가락으로 집어 먹는 걸 보고도 가만히 있는 사람들도 있어요, 그걸 내쫓지 않고.
7Onu görüp de görmezden gelmek ne günahıdır?그걸 보고도 내버려두면 무슨 죄예요?
8Ortak olma günahı olduğunu biliyor musunuz?동참 죄라는 걸 알아?
9Laf cambazlığı iyi yapar neyse.말로는 잘해 하여간.
10Laf cambazlığı iyi yapar ama dün bu kişinin yüzü kızardığı için ben çok zor anlar yaşadım.말로는 잘하지만, 어제 이 사람의 얼굴이 빨개져서 난 아주 혼났어.
11윤치영 박사 yanımda oturuyordu, 윤치영 박사'nın gözleri kötü olduğu için iyi görememesi iyi ki oldu ama bu kişi onu görünce utançtan çok zor anlar yaşadı.윤치영 박사가 옆에 앉아 있는데, 윤치영 박사가 눈이 나빠서 잘 보지 못해서 다행이지만, 이 사람이 그걸 보니까 그냥 창피해서 혼났어요.
12Yüzü kızardı ve bu kişi utançtan perişan oldu.얼굴이 빨개지고, 이 사람이 창피해서 아주 혼이 났어요.
13Şimdiye kadar, 이제 그대로, öğrettiğim şeyin ancak bu kadar olduğunu düşününce, bu kişi şaşkına döner miydi, dönmez miydi?내가 지금까지, 이제 그대로, 가르친 것이 겨우 요 모양 요 꼴이로구나 하는 것을 생각하니까, 이 사람이 기가 막혔을까, 기가 안 막혔을까?
14Şaşkına dönerdi, değil mi?기가 막혔죠?
15O üçüncü kat sadece VIP misafirlerin yemek yediği yerdi ama ne olduğu belirsiz herkes, sanki bir yemek şöleni varmış gibi, berbat bir durumdu. Böyle olur mu?그 삼 층은 귀빈들만 식사하는 곳인데, 그냥 어중이떠중이 할 것 없이 그냥 이건 무슨 먹자판이 났는지 이건 개차반이야. 그래서 되겠어요?
16이제 그대로, rehberler düzenli bir şekilde girecek olanları ve giremeyecek olanları, o kapıyı koruyarak, 이제 그대로, sadece girecek olanları içeri almalı ve, 이제 그대로, taşradan gelen cemaat üyelerimiz 벤또 aldıkları için, 벤또'yu aşağıda yemeli, 벤또'yu alıp açık büfe yemek yiyorlar. Bu olur mu, olmaz mı?이제 그대로, 안내원들이 질서 정연하게 들어올 사람과 못 들어올 사람, 그 문을 지켜서, 이제 그대로, 들어올 사람만 들어오게 하고, 이제 그대로, 지방에서 온 우리 식구들은 벤또를 받았으니까, 벤또를 아래에서 먹지, 벤또를 들고 와서 부폐 식사를 먹고 있어요. 그게 되겠어요, 안 되겠어요?
17Neden 벤또'yu alıp açık büfe yemek yediklerini sorduğumda, 'bu inerken arabada yemek için, sonra yemek için şimdi yemeyip açık büfe yemek yiyorlarmış'...그 왜 벤또를 들고 부폐 음식을 먹냐 하니까, 이거는 내려갈 때 차 타고 내려가면서 먹는다고, 이따가 먹기 위해서 안 먹고 부폐식사를 한데...
18Gerçekten akıl almaz bir durum.참, 기가 막힌 일이에요.
19Başka cemaatlerde böyle bir şey var mı, yok mu?다른 단체에서는 그런 일이 있어요, 없어요?
20Başka cemaatlerde böyle bir şey yok.다른 단체에서는 그런 일이 없어.
21Bizim 승리제단, 하나님'ın iradesinin gerçekleştiği bir yer olduğu için, bu yüzden bir kişi bile artık kırılır diye, duygulanıp erir diye, 마귀 새끼'leri çirkin davranışlar sergiliyor, anlıyor musunuz?우리 승리제단은 하나님의 뜻이 이루어지는 장소인 고로, 그런고로 한 명이라도 이제 깨질까 봐, 감동이 되어서 녹을까 봐, 추태를 보이는 거예요, 마귀 새끼들이, 아시겠어요?
22Böylece, 이제 그대로, misafirler başlarını sallayıp giderlerse, 승리제단 gerçekten iyi derler, değil mi?그래가지고, 이제 그대로, 손님들이 고개를 흔들고 나가면, 승리제단 참 좋다고 그러겠죠?
23Cevap verin, ne derler?대답을 해봐, 뭐라고 그럴까?
24승리제단 gerçekten harika derler, değil mi?승리제단 참 훌륭합니다, 그러겠죠?
25Sadece görgüsüz insanlar toplanmış derler, öyle değil mi, değil mi?몰상식한 사람들만 모였다고 그러겠죠. 그래요, 안 그래요?
26Bir daha böyle bir şey olmalı mı, olmamalı mı?다시는 그런 일이 있어서 될까, 안 될까?
27Olmamalı.안 되죠.
28Nazikçe, bizim 승리제단 cemaat üyelerimize 벤또'lar, yani öğle yemekleri dağıtıldığı için, o yemek fişleri, yemek fişi kuponları hepsi dağıtıldığı için, onu alıp o restorandan gelen görevlilere o yemek kuponlarını teslim etmeliler ki, daha sonra kalan parayı, parayı verirken yemek kuponlarına göre versinler. Anlıyor musunuz?점잖게, 우리 승리제단 식구들은 벤또를, 도시락을 다 나눠줬으니, 그 식표를, 식표 전표를 전부 나눠 줬으니, 그걸 가지고 그 식당에서 출장 나온 사람들한테 그 식권을 제출해 줘야, 나중에 잔금을, 돈을 줄 때에 식권에 맞춰서 돈을 주는 거예요. 아시겠어요?
29Ama o yemek kuponlarını bizim cemaat üyelerimiz alıyor, bizim cemaat üyelerimizin hiçbir yetkisi yok, o yemek kuponlarını ne diye alıyorlar?그런데 그 식권을 우리 식구들이 받아서, 우리 식구들은 아무 권한이 없는 거야, 그 식권을 뭐 하러 받아?
30O biletleri o insanlar almalı ki para hesaplayan insanlar biletleri, 이제 그대로, sayıp parayı hesaplasınlar, biletleri bizim cemaat üyelerimiz sıkıca tutup o insanlara vermezse neyle hesaplayacaklar?그 식권을 그 사람들이 받아야 돈 계산하는 사람들이 식권을, 이제 그대로, 세어 보고 돈을 계산하는데, 식권을 우리 식구들이 잔뜩 쥐고 그 사람들한테 안 주면 뭐로 계산해?
31Bizim 제단 cemaat üyeleri o kadar zekidirler.우리 제단 식구들이 그만큼 머리가 좋아요.
32Böyle şeyleri tek tek söylemek mi gerekiyor?그런 걸 일일이 말을 해야만 할까요?
33Böyle şeyleri tek tek öğretip söylemek mi gerekiyor ki anlaşılsın?그런 걸 일일이 가르쳐 주고 말을 해야만 알아요?
34Restoran çalışanları birkaç kişi gelmemiş olsa bile, o insanların eliyle biletleri alıp o yemek kutularını dağıtmaları için böyle bir sistem kurulmalı ki, o biletlere göre para ödensin, bölge bölge kaç kişi var diye sayıp birkaç tane verirsen, bilet almadan yemek kutusu verirsen sadece yiyenler yer, yiyemeyenler yiyemezse olur mu, olmaz mı?식당 사람들이 몇 명이 안 왔다 하더라도, 그 사람들 손으로 식권을 받아서 그 도시락을 나눠주도록 이렇게 제도를 만들어 놔야, 그 식권에 의해서 돈을 치러주는데, 구역별로 몇 명이다 해서 몇 개씩 세어서 주면, 식권도 안 받고 도시락을 주면 먹는 사람만 먹고, 못 먹는 사람은 못 먹으면 돼, 안 돼?
35Dün sekreterliktekiler yemek yiyemedi, yemek yiyemeyen çok kişi vardı.어저께 비서실에 있는 사람들은 식사를 못하고, 식사를 못한 사람들이 많아요.
36Bu güzel günde böyle olur mu?이 좋은 날 그래서 되겠어요?
37Para olduğu gibi harcanıp, yemeği sadece yiyenler yiyip, bento alıp gidenler çok alıp giderse, böyle olmaz, değil mi?돈은 돈대로 내버리고, 밥은 먹는 사람만 먹고, 벤또를 싸가지고 간 사람은 많이 싸가지고 가고, 그래서는 안 되죠?
38Bir dahaki sefere böyle bir etkinlik olduğunda, sizler düzenli bir şekilde hareket etmelisiniz ki, kim gelip bakarsa baksın, "Vay be, gerçekten 승리제단 bir başka!" dediğini duymalıyız, değil mi?다음부터 이런 행사가 있을 때는 여러분들이 질서 정연하게 해서, 누가 와서 보더라도, 이야~, 참말로 승리제단 뭔가 다르다, 하는 소리를 들어야 돼, 안 들어야 돼?
39Duymalıyız, değil mi?들어야죠?
40Misafirler yemek yenen yere gelip, öylece oturup sadece et yiyince et kalmadı.귀빈들이 식사하는 데 들어와 가지고, 그냥 앉아서 고기만 퍼먹으니까 고기는 없어.
41Sonradan gelen misafirler yemek yemesi gerekirken hiç et yoktu.나중에 오는 손님들이 음식을 먹어야 할 텐데 고기가 하나도 없어.
42Gerçekten ben utandım, orada otururken çok utandım, ne kadar da, konuşamayıp, dilsiz 냉가슴 çeker gibi çektim.참말로 나는 창피해서, 거기 앉아서 아주, 창피해서, 얼마나, 말은 못 하고, 벙어리 냉가슴 앓듯 앓았어요.
43Bir daha böyle bir şey olmamasını rica ederim. Anladınız mı?다시는 이런 일이 없도록 해주시기 바랍니다. 아시겠어요?
44Anladınız mı?아시겠어요?