Canla başla sarılıp 하나님'a sadık kalmakla 하나님'ın ruhu girer
1Böylece sizler 신앙생활'ı yaşarken, samimiyetle, sadakatle, 하나님'a içten bir kalple, yalvarıp yakaran bir ruhla dua eden bir yaşam sürmelisiniz ki lütuf bağlansın.그러면서 여러분들이 신앙생활을 할 때, 진심으로 충심으로 하나님한테 간절한 마음으로 애걸복걸 애원하는 마음으로 간구하는 생활을 해야 은혜가 연결됩니다.
2Ancak dua eden bir yaşam sürerek lütuf alınır, öyle boş boş gidip gelmekle olmaz. Anladınız mı?간구하는 생활을 하여야 은혜가 받아지는 거지, 맹숭으로 그냥 왔다 갔다 해서 되어진 게 아니에요. 아시겠어요?
3이 사람, zaman buldukça dua eder, zaman buldukça odasında dua eder.이 사람은 시간만 나면 기도를 하고, 시간만 나면 골방에서 기도를 하는 겁니다.
4이 사람, yolda yürürken bile dua ederdi. Anladınız mı?이 사람은 길을 걸어가면서도 기도하고 그랬던 거예요. 아시겠어요?
5Aksi takdirde lütuf almanın bir yolu yoktur.그러지 않으면 은혜를 받을 길이 없어요.
6Aksi takdirde 이제 그대로, salih bir kişi olamazsınız.그렇지 않으면 이제 그대로 의인이 될 수가 없는 거예요.
7이 사람, durmaksızın çabaladı ve sürekli gayret gösterdi.이 사람은 부단한 노력과 꾸준하게 애를 쓰고 기를 썼던 겁니다.
8Bu yüzden, 이 사람'ın gece uykusunu normal karşıladığı söylenmişti, değil mi?그래서, 이 사람이 밤잠을 안 자는 걸 보통으로 했다고 그랬죠?
9이 사람, gece uykusunu normalde uyumazdı.이 사람은 밤잠을 안 자는 것은 그냥 보통으로 잠을 안 잤어요.
10이 사람, oruç tutarak dua etmeyi bile yemek yemek gibi yapardı.이 사람은 금식 기도하는 것도 아주 밥 먹듯 했던 거예요.
11이 사람'ın ne kadar sarıldığını ve içtenlikle yalvardığını anlayabiliyoruz, değil mi?얼마나 이 사람이 매달리고 간절하게 애원을 했던가 하는 걸 알 수가 있는 거죠?
12이 사람 o kadar içtenlikle yalvarıp o kadar ağlamış olmalı ki kanlı gözyaşları akmış.이 사람이 그 얼마나 간절하게 애원하고 얼마나 울었으면 피눈물이 나왔겠어요.
13Sizler, kanlı gözyaşları diye bir söz vardır, değil mi?여러분들 피눈물이라는 게 말이 있죠?
14Bu dünya üzerinde kanlı gözyaşı döken kimse yok. Bu tek kişi. Anladınız mı?이 지구 땅 위에 피눈물 흘린 사람 없어. 이거 하나야. 아시겠어요?
15Kanlı gözyaşları döken kişi 이 사람'dır.피눈물을 흘린 사람이에요. 이 사람이.
16Gözlerinden kan fışkırıyordu.눈에서 피가 막 나왔어요.
17O kadar çok ağladı ki sonunda kan gözyaşı olarak akıyordu.너무너무 눈물을 흘리니까 나중에 피가 눈물로 나와요.
18이 사람'ın kanlı gözyaşları dökerek mücadele ettiği söylenmişti, değil mi?이 사람이 피눈물을 흘리면서 투쟁을 했다고 그랬어요, 안 했다고 그랬어요?
19Söylenmişti, değil mi?했다고 그랬죠?
20Bu yüzden bu yolda 영생'i elde etmek için ölümüne çabalamak gerekir.그래서 이 길은 결사적으로 노력을 해야 영생을 얻는 것입니다.
21Ölümüne çaba göstermeseniz bile kendiliğinden olacağını sanmayın. Anladınız mı?결사적인 노력을 안 해도 저절로 될 줄 아는 그런 생각은 아예 하지 마세요. 아시겠어요?
22Bu yüzden ölümüne çaba gösterip, ölümüne sadakat gösterip, 이제 그대로, her geçen günü 하나님 için çabalayarak yaşayan bir insan olmalısınız ki 하나님 olasınız, bedavaya olmaz. Anladınız mı?그래서 결사적으로 노력을 하고, 결사적으로 충성을 하고, 이제 그대로, 하루하루 지나는 걸 하나님을 위해서 노력을 하고 사는 사람이 되어야 하나님이 되는 것이지 거저 되어지는 게 아니에요. 아시겠어요?
23Bu yüzden bir günü boş boş geçirmek yerine, sadece gayretle dışarı çıkıp İş yaparak, 이제 그대로, her ne pahasına olursa olsun 하나님'ın İş'ine yardımcı ve destek olmak için çaba göstermelisiniz ki kurtuluş gerçekleşsin.그래서 하루를 그냥 허송생활을 보내는 것이 아니고, 그냥 부지런히 나가서 일을 하고 해서, 이제 그대로 어떻게든지 하나님의 역사에 협조하고 보탬이 되도록 노력을 해야, 그래야 구원이 이루어지는 것입니다.
24Kurtuluş, 하나님'ın Ruhu içime girerse kurtuluştur; 하나님'ın Ruhu içime girmezse kesinlikle gerçekleşmez.구원이라는 건 하나님의 영이 내 안에 들어와야 구원이지, 하나님의 영이 내 안에 안 들어오면 절대로 이루어지지 않는 거예요.
25하나님'ın Ruhu ılık bir yaşam süren bir insana girer mi?하나님의 영이 뜨뜻미지근한 생활하는 사람한테 하나님의 영이 들어갈까?
26Girmez. Girse bile kaçar. Kaçar.안 들어가. 들어갔다가도 도망가. 도망가요.
27Gayretle sarılan ve sadakat gösteren böyle bir insanın içine 하나님'ın Ruhu girer.열심히 매달리고 충성을 하는 그런 사람 속에 하나님의 영이 들어가는 거예요.
28하나님'ın Ruhu girdikten sonra, İş yapsanız bile bedeniniz hafifler.하나님의 영이 들어가는 그 다음부터는 일을 해도 몸이 가벼워요.
29하나님'ın Ruhu girdikten sonra, ne İş yaparsanız yapın, her İş yolunda gider. Olmayan hiçbir şey yoktur.하나님의 영이 들어가는 그 다음에는 무슨 일을 해도, 무슨 일을 해도 만사형통이야. 안 되는 게 없어.
30Sizler, bu yalan gibi bir hikaye gibi geliyor, değil mi?여러분들, 그게 거짓말 같은 얘기 같죠?
31Ancak aslında 이 사람, bunu fiilen deneyimlemiş biridir.그러나 사실 이 사람이 실질적으로 해 본 체험자야.
32이 사람. Deneyimleyen.이 사람이. 체험자.
33영모님'in onda dokuzunu adadığı söylenmişti, değil mi?영모님이 10의 9조를 바쳤다고 그랬죠?
34영모님 onda dokuzunu adadığı için, ben %100 adarsam kurtuluş gerçekleşir diye düşündü.영모님이 10의 9조를 바친 고로, 나는 100% 바쳐야 구원이 이루어진다고 하는 그런 생각을 가졌던 거예요.
35Bu yüzden %100 adanmış bir yaşam sürdü.그래서 100% 기울이는 생활을 했어요.
36Bu yüzden borçla yaşadığı söylenmişti, değil mi?그래서 빚을 가지고 살았다고 그랬죠?
37Bu yüzden 이 사람'ın çok borcu olduğu mu söylenmişti, az mı?그래서 이 사람은 빚이 많았다고 했어요, 적었다고 했어요.
38Çok borcu olduğu söylenmişti, değil mi?빚이 많았다고 그랬죠?
39Çok borcu vardı.빚이 많았던 거예요.
40Bu yüzden, sadece 하나님 için yaşayıp, 하나님 için sadakat gösteren bir yaşam sürdürdüğü için, sonunda bu amaca ulaştı mı, ulaşmadı mı?그런 고로, 하나님만을 위해서 살고, 하나님을 위해서 충성하는 생활로 일관했기 때문에 결국은 이 목적을 달성한 거야, 안 한 거야?
41Amaca ulaştı, değil mi?목적을 달성한 거죠?
42Bu yüzden sizler her gün sadece 제단'a gidip gelmekle kalmayıp, her gün ibadet bittikten sonra 하나님 için İş yapan, 하나님 için sadakat gösteren bir yaşam sürmelisiniz, değil mi?그래서 여러분들이 매일같이 그냥 제단만 왔다 갔다 하는 게 아니라, 매일같이 예배 끝나면 하나님을 위해서 일을 하는, 하나님을 위해서 충성을 하는 생활을 해야 돼, 안 해야 돼?
43Bunu yapmazsanız, kurtuluşu düşünmeyin.그걸 안 하면 구원을 생각하지 마세요.
44하나님 için yaşayın.하나님을 위해서 사세요.
45Bunu yapmak için dışarı çıkıp tebliğ de yapmalısınız, aksi takdirde dışarı çıkıp 하나님'a adanmak için gayretle İş yapmalısınız, değil mi?그걸 이제 하려면 나가서 전도를 하기도 하고, 그렇지 않으면 나가서 하나님에게 기울이기 위하여 열심히 일을 해야 되, 안 해야 되?
46Gayretle İş yapmalıyız, değil mi?열심히 일을 해야죠?
47Ancak o zaman kurtuluş olur, ama 하나님'a sadakat göstermeden kurtuluşla bir ilgisi yoktur. Anladınız mı?그래야만 구원이 되는데, 하나님에게 충성을 하지 않고서는 구원과는 상관이 없어요. 아시겠어요?
48Bu yüzden 이 사람 İngilizce'de "ver ve al" sözünü çok kullanır, değil mi?그래서 이 사람이 영어로다가 give and take라는 말을 많이 하죠?
49Vermelisiniz ki alasınız demek, değil mi?줘야 받는다는 소리죠?
50하나님'a vermelisiniz ki 하나님 versin. Anladınız mı?하나님한테 줘야 하나님이 줘요. 아시겠어요?
51하나님'ın önce verdiği bir durum yoktur.하나님이 먼저 주는 법은 없어.
52하나님'ın bir günahkardan ne eksiği var ki önce versin? Öyle değil mi?하나님이 죄인한테 뭐가 아쉽다고 먼저 주겠어요. 그래요, 안 그래요?
53Bu yüzden önce 하나님'a vermeli, önce 하나님'a adanmalısınız ki 하나님 cömertçe kendi yaşamını size döksün. Anladınız mı?그래서 하나님한테 먼저 주고, 하나님한테 먼저 기울여야, 그래야 하나님이 아낌없이 당신의 생명을 부어주시는 거예요. 아시겠어요?
54Bu yüzden 이 사람, 이제 그대로, başlangıçta sıcak bir ateş ruhunun indiğini söylemişti, değil mi?그래서 이 사람이 이제 그대로 처음에는 뜨거운 불성신이 임했다고 그랬죠?
55Sıcak ateş ruhu inerken, günahın yanma kokusu geliyordu.뜨거운 불성신이 임하면서 죄 타는 냄새가 나는 거예요.
56Günahın yanma kokusu, tıpkı kağıt yanığı kokusu gibi, sarımsı bir koku geliyordu.죄가 타는 냄새, 마치 종이 타는 냄새 같은 누렁내와 같은 냄새가 나는 거예요.
57Vücuttan sürekli gelen, işte o günahın yanma kokusudur. Vücut ısınırken.몸에서 자꾸, 그게 바로 죄가 타는 냄새예요. 몸이 뜨거우면서.
58Tüm vücut ısınırken, 이제 o aşamayı geçtikten sonra, ağızdan başlayarak boğaza kadar serinlik gelir.온몸이 더우면서, 이제 그 단계를 지난 다음에, 입안서부터 시원한 것이 목까지 시원해져 와요.
59Sonra göğse kadar. Sonra karın içine kadar. Sonra ayak parmaklarına kadar serin bir şekilde bağlanır.그다음에는 가슴까지. 그다음에는 뱃속까지. 그다음에는 발끝까지 시원하게 연결돼요.
60Ayak parmaklarına kadar bağlanmaya başladığında, uyurken bile bağlanır. Lütuf.발끝까지 연결되기 시작하면, 잠잘 때도 연결돼요. 은혜가.
61Bu olmazsa kurtuluş yoktur. Anladınız mı?그게 되어지지 않으면 구원이 없어요. 아시겠어요?
62Bu gerçekleşene kadar ölümüne bir çaba, ölümüne bir sarılma ve içten bir dua olduğu için bu gerçekleşir.그게 되어지기까지는 결사적인 노력과 결사적인 그 매달림과 간절한 그 기도가 있었기 때문에 그게 되어지는 겁니다.
63Bu sadece dua etmekle olmaz, 하나님'a ölümüne sadakat göstermeniz gerekir ki bu olsun. Aksi takdirde olmaz.그게 기도만 해서 되는 것이 아니고, 하나님한테 결사적으로 충성을 해야 그게 되는 거예요. 그러지 않으면 안 돼요.
64이제 그대로, 해와이긴자 da böyle bir deneyim yaşadığı için, 해와이긴자, "하나님 cimri bir 하나님'dır" diye isim verdi.이제 그대로, 해와이긴자도 그런 체험을 한 고로, 해와이긴자가 "하나님은 깍쟁이 하나님" 이라고 이름을 지어 준 거예요.
65이 사람 da lütuf deneyimini yaşayınca, 하나님'ın cimri bir 하나님 olduğunu gördü. Kesinlikle taviz yok.이 사람도 은혜 체험을 해 보니까 하나님은 깍쟁이 하나님이야. 애누리가 없어, 절대로.
66하나님'a ne kadar adarsanız, 하나님 o kadar lütuf verir. 하나님 daha fazlasını vermez.하나님한테 기울인 것만큼만 하나님이 은혜를 줘요. 그 이상은 안 줘요, 하나님은.
67Bu yüzden sınırsızca sadakat gösterirseniz, 하나님 sınırsızca döker.그래서 한도 끝도 없이 충성을 하면, 한도 끝도 없이 부어 줘요, 하나님은.